Bugün sizlerle bir süredir yeni mezun olmuş, kariyer planlarında henüz tecrübeye sahip olamamış gençlerimizin haklı sorunlarından bahsetmek istiyorum.
Günümüz gençlerini toplum olarak çok fazla eleştirir hale geldik. Kendimizce onları üşengeç, çalışmak istemeyen, hayatın ve çalışma hayatının zorluğuna katlanamayacak bireyler ilan ettik. Aslında ben de böyle düşünüyorum, fakat onlar da kendilerince o kadar haklılar ki…
Türkiye’de üniversite sayısının ve üniversite mezunu gençlerin artması, doğal olarak eğitim seviyesinin yükselmesi açısından önemli bir gelişme. Ancak bugün karşımızda başka bir gerçek duruyor.
Üniversiteden mezun olan gençlerin önemli bir bölümü, diplomasıyla birlikte iş hayatına değil, iş arama sürecine adım atıyor. Bu alanda sadece gençler olarak değerlendirdim fakat yıllarca çalışma hayatında bulunmuş ama çeşitli sebepler yüzünden farklı sektörlerde çalışması gereken bir çok kişi de “tecrübe” duvarına takılıyor.
Örülen duvarların sebebi gençlere olan güvensizlik mi, tecrübe arayışımı?
***
Burada sorunu yalnızca “gençler iş beğenmiyor” diyerek açıklamak kolaycılık olur. Mantık çerçevesinde bakıyorum ben bu konuya. İşveren tabii olarak işinin doğru ve olması gerektiği şekilde ilerlemesi ve yürütülmesi konusunda işi teslim ettiği kişiye öncelikle güven duymak istiyor. Bu elzem bir beklenti.
Fakat ailesinin evinden sonra bir sonraki hayat tecrübesinde yolu üniversite olmuş bir gencin okumak istediği meslek konusunda tecrübe edinmesi ne kadar mümkün?
Elbette bazı gençlerin ilk işlerinde yüksek maaş, rahat çalışma koşulları ve kısa sürede yükselme beklentisi gerçekçi olmayabilir.
“Ben üniversite mezunuyum, daha fazlasını hak ediyorum” düşüncesi, bazı mesleklerin ve başlangıç seviyesindeki işlerin küçümsenmesine neden olabiliyor. Fakat madalyonun diğer yüzüne de bakmak gerekiyor.
İşverenler çoğu zaman deneyimli çalışan arıyor. İlanlarda iki üç hatta daha fazla yıl tecrübe şartı görmek artık şaşırtıcı değil.
***
Peki henüz üniversiteden yeni mezun olmuş, tek tecrübesi staj deneyimi olan bir genç bu tecrübeyi nerede kazanacak?
İşe girmek için tecrübe gerekiyor, tecrübe kazanmak için ise işe girmek gerekiyor. İşte gençlerin karşılaştığı en büyük paradokslardan biri burada başlıyor.
Bir gencin üniversiteden mezun olduğunda yıllarca iş deneyimine sahip olması bekleniyorsa, eğitim sistemi ile çalışma hayatı arasındaki bağlantıyı yeniden düşünmek zorundayız.
Burada akla ilk gelen, okulda edinilen bilgi yetersiz ise o zaman “Eğitim sisteminin de gelişimi adına adımlar atılmalı mı?” sorusu oluyor. Tabii ki saha tecrübesi hiçbir kitapta yazmıyor, bu zamanla atılacak adımlar içinde yer verilmeli fakat yinede iş bulma alanında gençlerin önüne çıkan yüksek duvarlar şeklinde büyük sorunlar oluşturmamalı.
Üniversite öğrencisinin yalnızca sınavlara hazırlanması değil, daha öğrenciyken çalışma hayatını tanıması gerekiyor.
Burada üniversitelere, kamu kurumlarına ve işverenlere büyük görev düşüyor. Üniversite-sanayi iş birliği sadece toplantılarda konuşulan bir kavram olmaktan çıkarılmalı.
Öğrencilerin eğitim hayatları boyunca gerçek sektörlerde staj yapmaları, yarı zamanlı çalışmaları ve mesleki projelerde yer almaları teşvik edilmeli. Ayrıca staj dönemleri öğrencilerin uzaktan bakıp gözlemlediği bir yol olmaktan çıkarılıp fiziki teorik tecrübelere evrilmeli.
***
İşverenlerin de yeni mezunlardan deneyimli çalışan performansı beklemek yerine, “yetiştirilecek personel” anlayışını güçlendirmesi gerekiyor.
Her pozisyon için yıllarca deneyim şartı koymak yerine, bazı kadrolarda gençlere fırsat verilmesi hem işletmelerin gelecekteki insan kaynağını oluşturur hem de genç işsizliğinin azaltılmasına katkı sağlar.
Devlet tarafında ise yeni mezun istihdamını destekleyen teşvikler arttırılabilir. Burada çalışma bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan’dan da gerekli gelişim ve iyileştirmeyi desteklemek adına katkılarını sunacağını düşünüyorum.
İşe ilk kez giren gençleri belirli sürelerle istihdam eden işletmelere vergi ve prim avantajları sağlanabilir. Ancak bu teşviklerin gerçekten yeni mezun istihdamına dönüşüp dönüşmediği de düzenli olarak denetlenmelidir.
Gençlere düşen sorumluluk da yok değil. Diploma tek başına meslek değildir. Üniversite eğitiminin yanında yabancı dil, teknoloji kullanımı, iletişim, mesleki sertifikalar ve sektör deneyimi de geliştirilmelidir. İlk işin mutlaka hayal edilen iş olması gerektiği düşüncesinden de vazgeçmek gerekebilir.
***
Sonuçta mesele gençleri suçlamak ya da işverenleri eleştirmekle çözülecek kadar basit değil. Gençlerin beklentileriyle iş dünyasının ihtiyaçları arasında ciddi bir köprü kurulması gerekiyor.
Çünkü gençlere “Tecrüben yok” diyerek kapıları kapatırsak, ardından “Neden işsizsiniz?” diye sormanın da bir anlamı kalmaz.
Asıl soruyu artık hep birlikte sormalıyız:
Gençlerden tecrübe istiyorsak, o tecrübeyi kazanabilecekleri ilk fırsatı kim verecek?
Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle, hoşçakalın…