Hava Durumu

Kapitalizm erkeği sevmiyor mu?

Yazının Giriş Tarihi: 06.07.2026 00:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.07.2026 00:10

Bugün sizlerle adına kapitalizm denilerek süslenmiş tanımlamanın erkekler üzerindeki etkisini ve olumsuzluklarını paylaşmak istiyorum.

“Kapitalizm erkeği sevmiyor.”

İlk bakışta iddialı hatta abartılı bir cümle gibi gelebilir. Oysa biraz durup günümüz dünyasına baktığımızda, bu cümlenin tartışmaya değer olduğunu fark ediyoruz. Çünkü kapitalizmin sevdiği şey ne kadın ne erkektir. Kapitalizmin sevdiği tek şey tüketimdir. Kapitalistik düzenin en çok hitap ettiği alanlar kadına yönelik kıyafet, kuaför, makyaj vb ürünler gibi alanlardan geçiyor.

Ancak son yıllarda erkekler de bu tüketim döngüsünün farklı bir baskısıyla karşı karşıya kalmaya başladı.

Geçmişte erkekten beklenen; çalışması, ailesini geçindirmesi ve sorumluluk almasıydı. Bugün ise bunlara ek olarak sürekli daha yakışıklı, daha kaslı, daha başarılı, daha zengin, daha sosyal ve daha görünür olması bekleniyor. Sadece iyi bir insan olmak artık yeterli görülmüyor. Sürekli kendini pazarlayan bir marka hâline gelmesi isteniyor.

Günümüz erkeği buna ikna olabildi mi?

Sosyal medya bu baskıyı daha da arttırdı. Bir yanda lüks otomobiller, pahalı saatler, egzotik tatiller ve kusursuz vücutlar… Erkeklere sürekli “Daha fazlasına sahip olursan daha değerli olursun” mesajı veriliyor.

Erkek gücünü kapitalizmin diretmelerinden aldığı algısını benimsedi.

Böylece ihtiyaçlar değil, eksiklik hissi satın aldırıyor.

Kapitalizm erkeklerin özgüvenini de ticari bir ürüne dönüştürüyor. Spor salonlarından estetik operasyonlara, sakal serumlarından cilt bakım ürünlerine kadar büyüyen erkek bakım sektörü bunun en açık örneklerinden biri. Aslında birçoğu bunların kendine ait olabileceğinden ya da yakıştığı konusunda pek sorgulamaya girmiyor. Çünkü kapitalizm bunu istiyor. Eskiden yalnızca kadınlara yöneltilen güzellik baskısı, artık erkeklerin de üzerinde hissediliyor. Çünkü memnun olmayan birey, daha çok tüketen bireydir, memnuniyetsizlik ise sosyal medya aracılığı ile kıyaslama oluşturuyor ister istemez.

Ekonomik tarafta da benzer bir tablo var. Artan yaşam maliyetleri, konut fiyatları ve iş güvencesizliği birçok erkeğin omzundaki yükü ağırlaştırıyor. Buna rağmen toplumun önemli bir kesimi hâlâ erkekten güçlü olmasını, çözüm üretmesini ve duygularını göstermemesini bekliyor. Kazanamadığında başarısız, yorulduğunda zayıf, duygularını paylaştığında ise güçsüz olarak etiketlenebiliyor.

İş dünyası da bu döngüyü besliyor. Daha uzun çalışma saatleri, daha yüksek performans hedefleri ve bitmeyen rekabet… Erkekler çoğu zaman hayatlarını yaşayabilmek için değil, çalışabilmek için yaşar hâle geliyor. Aslında gerçek yaşamın bu olmadığını bile bile…

Çocuklarının büyümesini kaçırıyor, dostluklarını ihmal ediyor, sağlığını erteliyor.

Çünkü sistem ona sürekli daha fazla üretmesini söylüyor.

Elbette bu tablo, kadınların yaşadığı ekonomik ve toplumsal sorunları küçümsemek anlamına gelmez. Kadınlar da kapitalist sistem içinde farklı baskılarla karşı karşıyadır. Bugün sıradan bir iş görüşmesinde bile tecrübe ve bilgilerinizden önce dış görünüşünüz etken oluyor, hal böyle olunca da kapitalistik zorbalık yakamızı bırakmıyor.

Mesele kadın ile erkeği yarıştırmak değil, her iki cinsiyetin de insan olmanın ötesinde birer tüketici ve üretici kimliğine indirgenmesidir.

Belki de asıl soru şudur: Kapitalizm gerçekten erkekten nefret mi ediyor, yoksa onu hiç durmadan kullanıyor mu?

Burada sadece kapitalizme yüklenmek adil olmayabilir. Çünkü sistem, yorulan ama çalışmaya devam eden, mutsuz ama tüketmeye devam eden, yalnız ama daha fazla harcamaya devam eden bireyler ister ve bu bizim toplumumuzda asırlardır erkeğe yapıştırılmıştır. Erkek evine bakar, geçindirir, yeterli olur, baba olur, eş olur, evlat olur. Cinsiyetten bağımsız olarak herkes bu çarkın içinde yer alır.

Erkeğin de sıradan bir birey olduğu konusunda yanılsamalar yaratıyoruz. Belki de bu kolayımıza geliyor. Sürekli erkek-kadın eşittir nidaları atan bir toplumun nedense konu ağır sorumluluklara gelince tamamı erkeğin görevi oluyor.

Bu nedenle “Kapitalizm erkeği sevmiyor.” cümlesi aslında bir metafordur. Anlatmak istediği şey, erkeğin de artık sistem tarafından sürekli performans göstermesi gereken bir tüketim nesnesine dönüştürülmesidir. İnsanın değeri sahip olduklarıyla değil, karakteriyle, emeğiyle ve erdemiyle ölçülmelidir. Toplum bunu yeniden hatırlamadıkça, kapitalizmin kazananı olmayacak; sadece daha çok yorulan, daha çok tüketen ve kendini sürekli eksik hisseden insanlar olacaktır.

Unutmayın; kapitalizm gerçek yaşam ve insani olgular dışında çalışan mantıksız bir yaşam dişlisidir.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.