Bildiğimiz üzere her yıl olan hem çocukların hem velilerin koca bir yılı maddi-manevi zorlu geçirdiği,
-evde ve okulda ayrı, dershaneler ve özel derslerde ayrı geçirdiği o yıkıcı bir yılın meyvesini almayı umdukları fakat zorlaştırılan, aslında destekleniyor gibi görünülse de perdenin arkasında desteksiz kalan LGS yılı…
2026 LGS sonuçları açıklandı.
Kimi öğrenciler hedeflediği liseye yerleşmenin sevincini yaşarken, kimileri ise yıllardır verdiği emeğin karşılığını alamadığını düşünerek büyük bir hayal kırıklığıyla yaz tatiline girdi. Fakat bu yıl sonuçlardan daha çok konuşulması gereken başka bir konu var: Aynı sınava giren çocukların önemli bir kısmı, önceki yıllara kıyasla çok daha zorlayıcı bir süreçten geçti.
Bu yalnızca LGS’nin zorluk seviyesiyle açıklanabilecek bir durum değil. Eğitim yılı boyunca uygulanan ortak sınavlar da öğrencilerin üzerinde ciddi bir baskı oluşturdu. Sürekli yükselen soru kalitesi, zaman yönetimini zorlaştıran uzun paragraf soruları ve yorum gücünü öne çıkaran sistem, elbette akademik niteliği artırma amacı taşıyor olabilir. Ancak burada sorulması gereken soru şudur: Çıtayı yükseltmek ile öğrenciyi sistematik olarak yormak arasındaki çizgi nerede başlıyor?
Son yıllarda meslek liselerine yönlendirme politikaları da daha görünür hale geldi. Bu durumun mantıklı tarafı yok mu? Elbette var. Türkiye’nin nitelikli teknik eleman ihtiyacı büyük. Sanayi, üretim ve teknoloji alanında yetişmiş gençlere ihtiyaç duyulduğu inkâr edilemez. Her öğrencinin üniversite okumak zorunda olmadığı gerçeği de kabul edilmelidir.
Ancak işin bir de rahatsız edici tarafı bulunuyor.
Eğer öğrenciler, akademik liselere ulaşmanın giderek zorlaştırıldığı bir sistem nedeniyle istemedikleri okul türlerine yönelmek zorunda kalıyorsa, burada özgür tercih değil, mecbur bırakılmış bir tercih vardır.
Bursa’nın sayılı eğitim ve dönemin en mantıklı kapsamda ağır disiplin sağlayan meslek lisesinden mezun olmuş biri olarak, meslek liseleri değerli kurumlardır; onları değersizleştiren şey öğrencilerin isteğiyle değil, başka seçenek bulamadıkları için tercih etmek zorunda kalmalarıdır.
Bir eğitim sistemi, çocukların yeteneklerini keşfetmeleri için vardır. Eğer sistem, çocukları belirli kalıplara yönlendiren görünmez duvarlar örmeye başlıyorsa, bunu sorgulamak vatandaşlık görevidir.
Düşünmeyi bilen bireyler, soru çözen bireylerden daha değerlidir. Çünkü soru çözmek sınav kazandırır; düşünmek ise toplum kazandırır.
Bugün eğitimde başarı yalnızca doğru şıkları işaretlemek olarak görülüyor. Oysa gerçek başarı; araştıran, sorgulayan, neden-sonuç ilişkisi kurabilen, farklı fikirlere açık bireyler yetiştirebilmektir.
Çocuklarımızı sadece test çözmeye odakladığımızda, onların merak duygusunu da yavaş yavaş törpülüyoruz.
Bazen insanın aklına şu soru geliyor: Eğitim gerçekten geliştirilmek mi isteniyor, yoksa yalnızca yönetilmesi kolay bir düzen mi oluşturuluyor?
Sorgulayan bireyler her zaman daha fazla soru sorar. Daha fazla soru ise daha fazla hesap verebilirlik anlamına gelir. Bu nedenle bazı insanlar, düşünmeyen ama verilen görevi eksiksiz yapan nesillerin daha “uyumlu” olduğunu düşünebilir. Böyle bir kaygı toplumda zaman zaman dile getiriliyor. Ancak bunun kasıtlı olarak yapıldığına dair somut kanıtlar ortaya konmadan kesin bir yargıya varmak doğru değildir. Yine de eğitim politikalarının, eleştirel düşünmeyi geliştirme hedefiyle sürekli değerlendirilmesi gerekir.
Bir ülkenin geleceği; ezberleyen çocuklarla değil, sorgulayan çocuklarla güvence altına alınır.
Belki de artık asıl konuşmamız gereken şey sınavların kaç netle kazanıldığı değil, çocukların neden öğrenmekten uzaklaştığıdır. Çünkü yorulan sadece öğrenciler değil; umutlarını çocuklarının eğitimi üzerine kuran aileler de bu yükü omuzlarında taşıyor.
Bugün geldiğimiz noktada daha iyilerini başarabilecek yeni nesil kuşağın şart ve imkanlar dahilinde yetenekleri olmasa da el becerisi değil teorik becerileri olmasına rağmen mecburiyeti direten eğitim sistemi yüzünden çok daha iyi liseler de bulunamaması çok acı bir hale gelinesi bir durum.
Eğitim, çocukların hayallerini büyütmeli; onları dar koridorlara sıkıştırmamalıdır.
Başarıyı yalnızca birkaç puana indirgemek yerine, her çocuğun potansiyelini ortaya çıkaracak adil, şeffaf ve dengeli bir sistem oluşturulmalıdır.
Güçlü bir ülke; korkmadan düşünen, çekinmeden sorgulayan ve özgürce üreten nesillerle inşa edilir. Eğitimin asıl amacı da tam olarak bu olmalıdır.
Daha iyi bir gelecek inşa edebilmek umuduyla görüşmek üzere…