Soykırım iddialarına karşı hangi yöntemi benimsemeliyiz?

Mustafa Kemal AĞGÜL 15 Ekim 2017 Pazar, 08:51

Yükseköğrenimimi tamamlamak üzere yaklaşık beş yıldır yasadığım ABD'de, Allah'ın bize hediyesi olan ve 3 ay sonra dünyaya gelmesini beklediğimiz kızımız Almila'nın sağlıklı gelişimini takip etmek amacıyla katılmış olduğumuz bir program nedeniyle son günlerde sık sık misafir ağırlamaktayız. Son konuğumuz ve onunla yaşadıklarımız kendimde bir iç hesaplaşmaya neden olurken, uzun süredir üstünde düşündüğüm bir konuyu da yazmak için sebebim oldu.

***

Konuğumuz, katıldığımız eğitim programı vesilesiyle bizimle iletişime geçmiş ve bizi öğlen evimizde ziyaret edeceğini belirtmişti. Zamanı gelmeden önce temsil ettiğimiz milletin her ferdinin yapacağı gibi evimizde hazırlıklar başladı. Her zamanki gibi Türk misafirperverliğini bir kişiye daha gösterebilmenin gayreti içinde bulduk kendimizi. Hazırlıklar daha henüz tamamlanmıştı ki misafirimiz çıkageldi.

***

Misafirimiz kısa bir tanışmanın ardından kendisinin de kısmen Türk sayılabileceğini ve dedesinin, 'Ermeni soykırımı'ndan kaçan kişilerden olduğunu cümle arasında söyleyip başka konulara geçti. Ancak o ifade bendeki iç çatışmayı alevlendirmişti bile. Daha sonra söylediklerini hiç dinleyememiştim... Aklım hep o ifadede kalmıştı; Ne demek 'Ermeni soykırımı'?

***

Misafire hürmet etmenin değeri çok büyüktür. Ancak milletine iftira atan birini misafir etmenin bizi içine düşürdüğü durumu kelimelerle tarif edemeyiz. O noktadan sonra konuk kadının anlam veremediği ama diğer herkesin nedeninin farkında olduğu soğuk rüzgârlar esmeye başlamıştı bile. Güler yüz, yerine bir anda ister istemez somurtmaya ve kısa kısa cevaplarla iletişim kopukluğuna bırakmıştı. Sonradan öğrendiğim kadarıyla kadın bir pot kırdığı farkında bile değildi. Ona göre her şey çok normaldi ve soğukluk için hiçbir neden yoktu.

***

Hazırlamış olduğumuz yiyeceklerden ikram etme ile etmeme arasında gidip gelirken, eşimin ikrama başlayalım uyarısıyla bir anda hapsolduğum andan çıktım. İçilen kaynar çayın sıcaklığı bile ortamı ısıtmaya yetmemiş, yapılan bu haksızlığın bir an önce düzeltilmesi için konunun benim de dahil olabileceğim şekilde tekrar açılmasını çaresiz beklemeye geçmiştim. Beklentim çok uzun sürmedi ve bir şekilde konu tekrar kadının kendisini çeyrek Ermeni diye adlandırmasına sebep olan dedeye ve oradan da içinde yine 'Ermeni soykırımı' ifadesi bulunan cümleye gelmişti. Ne olursa olsun misafirini de çok incitmeden hassas bir şekilde konuya dahil olmak için, "Bizde bu mevzu böyle değerlendirilmiyor" diye söze girdim. Artık konuşma sırası bendeydi.

***

Önce Erzurumlu olduğumu ve bugün 'Ermeni soykırımı' diye adlandırdıkları olayların çoğunlukla o bölgede geçtiğini ifade ederek söze başladım. Kendisinin yaşananları neden soykırım diye adlandırdığını bu kanıya nasıl vardığını sormadan önce, meydana gelen olayların her iki taraf açısından da acı verici olduğunu ve her iki tarafın da çok büyük kayıplar verdiğini belirttim. Bölgede açılan Türklere ait yüzlerce toplu mezar olduğunu ve birçok Türk'ün camilere toplanarak nasıl diri diri yakıldığını anlattım. Neredeyse bin yıla dayanan geçmişlerinde birbirlerine karşı hiçbir şekilde çatışmaya sebep olacak faaliyetlere katılmayan iki milletin neden bir anda birbirlerini öldürmeye başladıklarını sorgulamak gerektiğini ifade ettim.

***

Bu noktada kadının bu argümanı hangi boyutlarda savunduğunu bilmiyordum çünkü en nihayetinde sadece içinde 'Ermeni soykırımı' gecen bir iki cümle kurmuştu sadece. Uzun zaman önce insanların kısa konuşmalarla yılların inanmışlığını değiştirebileceğine dair düşüncemi zaten kaybetmiştim. Biraz bu nedenle biraz da ziyareti amacından çok saptırmamak ve ne olursa olsun evine misafir gelmiş birini kırmamak için daha fazla argüman paylaşmadan konuyu kapatmak istedim. Artık söz sırası sonradan anladığım kadarıyla konuyla alakalı çok da bilgisi olmayan kadındaydı.

***

'Ermeni soykırımı' ifadesini ilk kez çocukluğunda ödev hazırlarken gördüğünü belirterek söze girdi ve konuya dair çok da bilgisi olmadığını belirti. Benim ifade ettiğim gibi yaşananların iç savaş olduğunu ve Türk tarafının da bir şeylere maruz kaldığını bilmediğini ve bu yüzden soykırım diyerek kırdıysa özür dilediğini söylemesiyle soğuk hava biraz olsun dağılmıştı. Konuğumuzla başka konularda biraz daha sohbet edip daha sonra uğurladık.

***

Bu olayın ardından düşününce aklımdan su soru hiç çıkmadı;

"Biz derdimizi neden anlatamıyoruz?"

Sıradan bir 'çeyrek Ermeni' konuya dair hiçbir bilgisi olmadan, Türk'ün evinde Türk'ün birine sanki doğruluğundan hiç şüphe duyulmayan ve çok sıradan bir konuymuş gibi 'Ermeni soykırımı' diye bir ifade kullanabiliyor ve bizim bu iftiralar karşısında durduğumuz nokta ne kadar doğru acaba?

***

Kadının Türklerin bu konudaki fikirlerinin farklı olduğundan bile haberi yok. Demek ki biz bir şekilde fikirlerimizi insanlara ulaştıramamışız. Değil başkaları, kendilerini olayın çeyrek tarafları gibi hisseden insanlar bile karsı tarafın ne düşündüğünün farkında değiller. 'Ermeni soykırımı' ifadesinin biz Türklerde nasıl algılandığının dahi farkında değiller... Çok sıradan, sanki Türklerin de kabul ettiği bir gerçeklikmiş gibi bahsediliyor meseleden.  

***

Derdimizi anlatmak için acaba ne yapmamız gerekiyor?

Doğru olan; sadece savunmaya geçip olmayanın olmadığını ispatlamaya mı çalışmak, yoksa Türk soykırımı yapıldı diyerek ki toplu mezarlar bunu doğruluyor, kendi taarruzumuzu mu başlatmak?