Hava Durumu

Eski bakış yeni açı: Film endüstrisi

Yazının Giriş Tarihi: 27.02.2024 00:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.02.2024 18:53

21.yy. ilk çeyreğinin sonuna yaklaşırken, dünyada dizi/film endüstrisinin ulaşmış olduğu güçle diplomasiden, ticarete devletlerin neler kurguladığı görülmektedir. Küreselleşmenin getirdiği en eski film endüstrisi olan Hollywood, sahip olduğu ticaret hacmi ile dünyanın zirvesinde bulunuyor. Türkiye ise dizi/film ihracatında dünyanın ilk 5 ülkesinden biri. Ülke olarak sahip olduğumuz gücün tam anlamıyla farkında olmadığımız ise ayrı bir gerçek. Türkiye 2023 yılında 100’ü aşkın diziyi 150 farklı ülkeye ihraç etti. Söz konusu bu ihracattan elde edilen gelir ise 527 Milyon dolar civarlarında oldu. Esasında konu ihracat miktarları da değil. 150’den fazla ülkede milyonlarca insan Türk dizi ve filmlerini seyrediyor. Ancak biz ülke olarak bu arenayı verimli bir şekilde kullanamıyoruz. Yöntemlerimizi, Hollywood film endüstrisi ile mukayese etmek ve bir takım yeni markalaşma sistemleri icra etmemiz gerekiyor.

Tüm dünyada milyonlarca izlenen James Bond filmlerini analiz edebiliriz. James Bond’un taktığı saat Omega, otomobili Aston Martin, içtiği şampanya Bollinger ve kullandığı motosiklet Truimph marka olduğunu tüm filmlerde defalarca kez gördük. Bollinger’in New York temsilcisi, film vizyona girdiğinde satışlarda yüzde 20 artış olduğunu açıklamıştı. Bond’un kullandığı motosiklet markasının temsilcisi de filmden sonra piyasaya sürdükleri Bond’a özel motosiklet modelinin 45 saniyede tükendiğini açıklamıştı. Aston Martin ve Omega yetkilileri de yıllardır James Bond ile özdeşleşen modellerin satış rekorları kırdığını açıklamıştı.

Peki Türk milleti olarak Starbucks ile nasıl tanışmıştık? Starbucks ülkemize girmeden çok önce biz Starbucks’ı tanıyorduk. Türkiye’de tek bir reklamını görmememize rağmen nasıl biliyorduk? Elbette tüm Hollywood filmlerinde ünlü oyuncuların ellerinde gördüğümüz Starbucks kahveleri ile tanışmıştık. Hem de büyülenmiştik. Starbucks Türkiye pazarına girdiğinde reklamı hazırdı ve tüm ülke hipnoz edilmişti. Savaş filmleri ile silah satarken, gençlik ve aşk filmleri ile yaşam tarzlarını bize pazarladılar. Alacakaranlık serisini hatırlayanlarımız vardır. Dizide Bella karakteri Apple marka bilgisayarı ile insanların algılarına harika pozlar veriyor ve hemen akabinde aynı oyuncu bu sefer bahçede yeşil bir elma yerken görüntü veriyor. Bir benzer örnekte Rambo film serisinde başrol oyuncusunun kullandığı Rambo bıçağı ile verilebilir. Film sonrasında Rambo bıçağı satış rekorları kırmıştı.

Peki niçin bizim dizi ve filmlerimizde markalarımız açıkça ve net bir şekilde gösterilemiyor? Niçin başrol oyuncumuz Kıvanç Tatlıtuğ TOGG arabası ile açık açık gezemiyor? Neden dizilerde mutfakta Arçelik, Vestel marka buzdolaplarını göremiyoruz? Niçin oyuncularımızı Türk Hava Yolları firması ile uçarken, Kahve dünyası marka kahvesini içen sahnelerde gösteremiyoruz? Bir basit reklamda bile görüntü buğulandırılıyor ve marka gösterilmiyor. Oysaki bu durum yapımcılarında, markalarımızın da ülkemizin de fazlasıyla yararına olacak bir yöntemdir. Bu konuda yasal engellerin ivedi olarak kaldırılması gerekiyor. Böyle bir gücü kullanmamak büyük bir hatadır. Türkiye’den dünya markaları çıksın istiyorsak bakış açımızı ve yöntemlerimizi değiştirmemiz gerekiyor.

Teknolojinin gelişmesi ile beraberinde dizi/film endüstrisi dünyada sübliminal amaçla çalışmaya başladı. Bilinçaltını etkileyebilmek her zaman olduğundan çok daha kolay. Dizi ve filmlerden, yapay zekâ manipülasyon stratejilerine söz konusu yöntemi ABD uzun yıllardır sürdürmektedir. ABD 1929 ekonomik buhranı sonrasında, bu yöntemi önce pazarını yarat, sonra üret ve sat olarak planladığı stratejik bir doktrin kurguladı. Kültür ve ürün pazarlaması yöntemi bir asra yakın devam ediyor. Bunun için tüm dünyada çocuklar Hollywood’un çakma kahramanları gibi olmak istiyorlar. Bunun için onlar gibi yaşamaya çalışan insanlarımız var. Savaşmaya gerek bile yok. Zaten onların kurguladığı sistemde onların arzuladığı gibi yaşıyoruz. Dünyada akıllı kitleler ve aptal kalabalıklar bulunuyor. Kitleleri algı yöntemleri ile yöneten tehlikeli bir güç elbette var. Ancak biz toplum olarak yem olmamalıyız. Akıllı kitle, bilinçli toplum yapısını güçlendirmeliyiz.

Bu noktada yasal engellerin kaldırılması ve dizi/film endüstrimizde bilhassa ihracat yaptığımız ülkelere sansürsüz reklam dayatmasını, algılarına yerleştirmemiz gerekiyor. Sahip olduğumuz üretim gücünü iyi pazarlayabilmenin yöntemleri her geçen gün değişmekte. Bu değişim aslında milletçe fark ettiğimiz bir durum. Ancak zaman zaman değişime karşı direniş gösteriyoruz. Dr. Spencer’ın ‘Peynirimi kim kaptı?’ kitabında geçen, değişim rüzgârları estiğinde akıllılar yel değirmeni yaparken, aptallar duvar örer sözünü iyi anlamak gerekiyor. Dünya genelinde 100’den fazla film/dizimiz 150’yi aşkın ülkede izleniyor. Önemli bir potansiyel başarıya ulaşmış durumdayız. Fakat yerli markalarımızı tüm dünyaya açmak için daha akıllıca stratejiler kurgulamamız gerektiği apaçık ortadadır. Bir kamu diplomasisi yöntemi olarak da efektif olarak kullandığımız uluslararası dizi ve filmlerimiz ile Türk halkına karşı önemli teveccühler gösteriliyor. Oluşan bu Türk sempatisini iyi kullanabilmenin yolları ise aşikâr. Türkiye Yüzyılı mottomuza yakışır strateji ve doktrinler ile istikbali planlamamız zaruridir. 

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.