Zaman değişiyor ama bazı gerçekler asla değişmiyor. Yüz yıllık zaman dilimleri biz fani insanlar için uzun olsa da devletler ve kavramlar için zoluk alış verişi gibi. Soluğumuzu tutmuş, soluğumuzu kesmek isteyenlere karşı varlık yokluk mücadelesi verirken bugün de şartlarımız aynı zorluk derecesinde.
Bugün görece rahat bir hayat sürüyoruz imkanlarımız oldukça iyi ve daha iyisi olsun diye yakınmaktayız. Ancak ülkemiz belalı kaderi dolayısıyla her zaman dikkatli olmalı ve heran varlık yokluk mücadelesiyle karşı karşıya kalabileceğimizi bilmeliyiz.
Uzun tarihimize bakıldığında seferber olduğumuz zamanlar barış zamanlarımızdan çok daha fazla. İki yüz yıl süren gerileme ve çöküş döneminden istiklal mücadelesi yaparak verimli Rumeli'ye elvade diyerek yarı çorak Anadolu topraklarında tutunmayı başardık.
O dönem için azımsanmayacak bir başarı. Verilen istiklal mücadelesini küçümsemek ve kahramanlarımıza haklarını teslim etmemek en hafifi cahillik ötesi hainliktir. Cumhuriyetimizin kurulmasıyla birlikte her şey güllük gülistanlık olmadı. İçeride büyük bir yokluk ve geri kalmışlık dışarıda ise Rusya ve İtalya olmak üzere toprak talepleriyle karşı karşıyaydık.
Dünya savaşı adil olmayan bir barışla sona ererken aslında yirmi yıllık bir ateşkese girmiş de diyebiliriz. İkinci dünya savaşı gün be gün kapımızdayken Balkan Antantı ve Bağdat Paktı ile sınırlarımızı güvence altına almaya çalıştık.
Zaman göz kırpışı kadar geçti yani bir yüzyıl sonra yine ülkemiz coğrafyanın çetinliği dolayısıyla ölüm kalım savaşı verebilecek bir noktaya kolaylıkla gelebilir. Geride kalan on yılda zaten bir çok kere savaşın eşiğinden döndük.
Siyasetteki en büyük hizmeti, siyaseti bırakması olan Ahmet Davutoğlu başbakanken (ülke tarihinin en boş en kötü başbakanı) Rusya ile uçak krizi yaşadık. Ülkemiz en büyük terör saldırılarıyla karşılaştı. Velhasıl vakit geçti ama bazı şeyler aynen devam etti.
DIŞ POLİTİKA AÇILIMI
Devletlerin en büyük özelliklerinden birisi de tarihi hafızalarıdır. Geçtiğimiz günlerde imzalanan 3'lü anlaşma da (Mekke Ortak Savunma Anlaşması) bunlardan birisi.
Geçmişte sınır güvenliğini paktlarla sağlayan sonrasında kurulan NATO'ya girmek için her şeyi yapan Türkiye bugün de benzer bir yol izliyor. Anlaşma içerisinde Pakistan'ın varolması sürpriz değil ancak çok önemli.
Zira Pakistan nükleer bir güç. Ülkemize yapılacak nükleer bir saldırıda nükleer olarak cevap verebilme yeteneğini elde etmiş bulunuyoruz.
Bazılarımız için anlaşmanın içerisinde Suudi Arabistan'ın olması beklenmedik bir durum. Ülkelerin tarihi olduğu kadar ebedi dostu ya da ebedi düşmanı da olmaz. Son bir kaç yıldır çekişme halinde olduğumuz Suudi Arabistan ile yakınlaşmak çıkarlarımızla örtüşüyordu.
Bu anlaşma kimleri rahatsız ettiğine baktığımızda İran ve İsrail ön plana çıkıyor. İran bölgenin en büyük iki sünni devletinin bir araya gelmesinden elbette rahatsız. Kendi dünyalarında Türkiye'yi düşman olarak gören İsrail'in bu hamle karşısında rahatsız olması da gayet doğal.
Umarım ilerleyen günlerde bu anlaşmaya Mısır da dahil olur. Buna benzer bir ittifak yapısı eski toprağımız olan Balkanlarda da kurulması ülke güvenliğimiz için güzel bir adım olacaktır. ‘Tarih tekerrürden ibarettir’ sözü ile ‘coğrafya kaderdir’ sözü bizim gibi ülkelerin her zaman ajandasında hatırlatıcı not olarak durmalı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın inisiyatif alarak ortaya çıkarttığı bu anlaşma ile büyük bir işe imza attığı kanaatindeyim.