7. koğuşun mucizesi: Memo ve Ova

Serap ÖZTÜRK 19 Nisan 2020 Pazar, 06:01

Yıl 1983...

Yer Muğla...

Zihinsel engelli Memo ve güzeller güzeli kızı Ova'nın hikâyesi...

Son dönemlerin en başarılı genç oyuncuları arasında gösterilen Aras Bulut İynemli'ye Nisa Sofiya Aksongur (Ova), Deniz Baysal (öğretmen), Celile Toyon (babaanne), Yıldıray Şahinler, Mesut Akusta, İlker Aksum, Yurdaer Okur, Sarp Akkaya, Deniz Celiloğlu, Gülçin Şahin Kültür, Ferit Kaya, Cankat Aydos, Hayal Köseoğlu, Doğukan Polat ve Serhan Onat gibi usta oyuncular eşlik ediyor

Güney Kore yapımı 'Miracle in Cell No 7' adlı filmden aynı adla uyarlanan 7. Koğuştaki Mucize'nin yönetmen koltuğunda Mehmet Ada Öztekin oturuyor.

Filmin adı ilk başlarda 'Yedi Numaralı Hücredeki Mucize' olarak düşünülmüşse de sonra '7. Koğuştaki Mucize'de karar kılınmış.

Filmin vizyona girdiği ilk hafta Joaquin Phoenix'in başrolünde olduğu Joker'i geçtiğini, 2009'da 4.333.144 seyirci tarafından izlenen Recep İvedik 2'yi geride bırakarak Box Office Türkiye tüm zamanlar listesinde 10. sıraya yerleştiğini hatırlatalım.

xxx

"Babaanne neden benim babam diğer babalar gibi değil?" diye sorar Ova...

"Çünkü senin baban seninle aynı yaşta kızım!"

Memo bir gün koyunlarını otlatırken, komutanlar da eşleriyle aynı civarda piknik yapar. Çocuklar Memo'nun olduğu yere oynamaya gider. Piknik alanına geri döndüklerinde aralarında sıkıyönetim komutanının kızı Seda'nın olmadığı görülür.

Komutan ve eşleri, sarp yamaçları aştıklarında korkunç manzarayla karşılaşır.

Memo, denizin içinde kucağında kanlar içindeki Seda'nın cansız bedeniyle öylece durmaktadır.

Türlü işkencelerden geçer Memo. Önce askeriyenin güçleri sonra da koğuştakiler tarafından öldüresiye dayak yer.

"Sen mi yaptın?" diye sormaya dahi gerek görülmeden kalemi kırılır, kırılmalıdır! Zira bir yarbayın kızı ölmüştür ve mutlaka bunun cezası birilerinden sorulmalıdır!

Cezaevinden sorumlu yüzbaşının sözleri de bu durumu özetler niteliktedir:

"O dünyanın hâkimi, buraların Allah'ı o."

Bir diğer önemli karakter cezaevi müdürünü "Bülbülü Öldürmek" kitabını okurken ve aynı zamanda o merhametli hallerini görmek elbette ki filmin şaşırtıcı unsurlarından...

Memo yukardan gelen emir nedeniyle kızıyla da görüştürülmez. Çünkü o yargısız infaz yapılmış bir çocuk katilidir.

İlk başlarda herkesin düşmanı olan Memo, koğuş arkadaşlarının yüreğindeki buzları eritmeyi başarır. Hatta suçsuz olduğuna inandırmayı da...

Memo'nun kızıyla görüşememesine dayanamayan mahkûmlar el birliği olur ve baba kızı kavuşturabilmek için bir plan hazırlar; Ova koğuşa girer.

Herkes tek tek Ova'ya hastalığının (!) ne olduğunu anlatır. Mutlak iyilik ve mutlak kötülüğün imkânsızlığı bu itiraflarla resmedilir.

Vakit gelir, Memo için darağacı hazırlanır. Memo'nun suçsuzluğuna tek tanık olan kişi de yarbayın silahından çıkan kurşunla ölür.

Filmi izlemeden önce, kapanışın idamla olacağını zannediyordum ama aslında asıl yüreklere dokunan hikâye bundan sonra başlıyor. Tam bitti derken ortaya bambaşka bir hikâye daha çıkıyor.

Cennet, cehennem, suç, vicdan gibi değerlerin tartışıldığı filmin başrolüne 'adalet' oturuyor.

"Sen şimdi kimsesiz bir adamla kızını kavuşturuyorsun ya. Bunu yapanın yeri, günahı ne olursa olsun cennettir." (Bu repliğin olduğu sahneden de oldukça etkilendiğimi söylemeden geçemeyeceğim)

Sonuç olarak, film evet 'Babam ve Oğlum' tadında. Bol bol ağlatmak için çekilmiş, gişe hedeflenmiş... Bu gerçekleri yadsımadan değerlendirdiğimde yönetmenin gerçekten güzel bir iş çıkardığını söyleyebilirim. İzlemeyenler için çok fazla dokunaklı olduğunu söylemeden geçmek istemiyorum...