Adaletin bir temsili: 12 Kızgın Adam

Serap ÖZTÜRK 07 Temmuz 2019 Pazar, 06:09

Sadece yargı adamlarının karşısında değil, toplumun önyargılarında ve ahlaki çerçevelerinde de yargılanan bir toplumun üyeleriyiz hepimiz...

Şüphesiz ki;

Her toplumda suça karıştığı takdirde birey;

Vatandaşı olduğu ülkenin adalet sisteme göre yargılanır.

Bununla birlikte suçun şiddeti ve yaptırımı da toplumdan topluma değişir.

Bir insan "suçlu nasıl doğar?" veya "neden suç işler?" ya da "cezası hangi faktörlere göre belirlenir?"

Türkiye'den yola çıkacak olursak, yukarıda değindiğim "suç ve ceza ilişkisine ya da toplum vicdanını yaralamasına" iki en iyi örnek olarak, tecavüzcüsünü öldürüp başını gövdesinden ayırarak köy meydanına atan Nevin Yıldırım ile 1997'de Gaziantep'te baklava çaldığı iddia edilen 4 çocuk gösterilir.

Hatırlayacaksınız;

Nevin hanım müebbet, baklava çaldığı iddia edilen çocuklar ise 6'şar yıl hapis cezasına çarptırıldı.

***

Çocuk dedik ya!

'Çocuk' ve 'suç'un nasıl yan yana gelebildiğini de henüz anlamış değilim ya...

Babasını öldürmek suçundan sanık sandalyesine oturtulan ve idamla yargılanan 16 yaşındaki çocuğun hikâyesi filme ve tiyatroya konu oldu.

1960 yılında Sidney Lumet tarafından beyaz perdeye aktarılan yapım, yönetmenin ilk uzun metrajlı film deneyimiydi.

Çok düşük bir bütçeyle ve tamamına yakını tek bir odada çekilen yapım mükemmel bir başarı elde etti.

Aynı yapım, Bursa Barosu'nun ev sahipliğini yaptığını 5. Baro Tiyatroları Festivali'nin son gününde, Eskişehir Sui Generis Tiyatrosu tarafından Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde sahneye taşındı.

Nilüfer Belediyesi ve Türkiye Barolar Birliği'nin katkılarıyla Nazım Hikmet Kültürevi'nde gerçekleştirilen festivalde, birbirinden değerli ekipler Bursa'ya konuk oldu.

Eskişehir Şehir Tiyatroları'nın başarılı sanatçısı Hakkı Kuş'un yönetmenliğini yaptığı oyunda, grubun her bir oyuncusu, yeteneğiyle herkesi sahneye kilitledi.

****

İdamla yargılanan bir çocuk ve 12 jüri üyesi...

Tanıklar, deliller ve çocuğun da ifadesini göz önüne alarak bir karar verecek. Ve bu kararın dönüşü olmayacak.

Farklı meslek gruplarından bir araya gelen jüri üyelerinin tamamının suçlu ya da suçsuz yönünde karar vermesi gerekiyor.

Yapımın tamamına yakını tek bir odada geçiyor. Filmde dikkat çeken jüri üyelerinin tamamına yakını erkeklerden oluşuyor ve siyahi vatandaş yer almıyor. Oyunda ise bu değiştirilerek dört kadın oyuncuya yer verilmiş.

Meslekleri dışında haklarında hiçbir şey bilmediğimiz bu kişilerin bazıları oylamayı bitirip bir an önce maça yetişmek istiyor, bazıları da bir önce evine gitmek derdinde. Bir çocuğunun yaşayıp yaşamayacağına dair ciddi bir karar verebilme niteliğinden uzak bu şahıslar, adaletin kimlerin elinde olduğunu da sorgulatıyor.

Oylamanın başında tartışmasını dahi yapmadan çocuğun suçlu olduğuna karar veren 11 kişi suçlu yönünde oy kullanırken, tek bir kişi "suçlu değil" diyerek tartışmanın fitilini ateşler.

Bir an önce o salondan çıkmanın derdinde olan, önyargılarla hapsolmuş bu 'karar vericiler', tek bir kişinin hayır oyuyla içlerindeki derin öfkeyi de kusmaya başlar.

***

Yönetmen, tartışma alevlendikçe bu kişilerinin öfkesinin kaynağına indiriyor bizi.

Biri, çocuğuna olan öfkesinin acısını mahkûm olan çocuğa ödetmeye çalışırken, bir diğeri de "Kenar mahallede büyümüş bu çocuk diğerleri gibi doğuştan suçlu. Onlar yalancıdır, suça meyillidir. Bu çocuğun suçlu olmadığına beni inandıramazsınız" diyerek çocuğu peşinen elektrikli sandalyeye gönderilebilecek niteliktedir.

Tartışma saatlerce sürer ve avukatın dahi hiç göz önüne almaya zahmet etmediği ayrıntılar tek tek sorgulanır. (Avukat, devletin atadığı bir avukattır) Sorgulandıkça diğer üyelerin de görüşleri olumlu yönde değişmeye başlar.

Tek bir kişinin hayır oyuyla başlayan tartışma, sonunda hepsinin "suçlu değil" kararı vermesini sağlar.

Lumet:

"Filmlerim izleyiciyi bir yönünü ya da kendi vicdanını incelemek için zorlar ve düşünceyi harekete geçirir."

İzlemeyenler için şiddetle tavsiye edilir...