ASLOLAN OKUYUCUYA DEĞEBİLMEK…

Serap ÖZTÜRK 05 Mart 2017 Pazar, 09:01

Nilüfer Belediyesi Akkılıç Kütüphanesi, "Edebî Kazılar" başlığı altında birbirinden değerli yazarları okuyucular ile buluşturmaya devam ediyor.

Ayna Çarpması ve Sarı Kahkaha adlı öykü kitapları ile tanınan genç yazar Murat Özyaşar Bursalılar'la keyifli bir sohbet gerçekleştirdi.

Özyaşar, "Ayna Çarpması" adlı ilk öykü kitabı ile "Haldun Taner Öykü Ödülü" ve "Yunus Nadi Öykü Ödülü"nün sahibi oldu.

Özyaşar, edebiyat serüvenini, yazarlığa adım atışını ve öykülerini kurgularken hangi yolu izlediğine dair bilgiler verdi...

Yazarla ilk kez karşılaşıyorsanız, en başta dikkatinizi çeken şey yazarın doğallığı ve samimiyeti oluyor... Söyleşiye gelmeden önce telefonda organizatörlerden özellikle bir şey rica ediyor:

"Oturacağım yer lütfen yüksek bir platform olmasın! Eğer halkla iç içe olmayı savunuyorsam ve buraya geldiğimde sizinle aynı seviyede oturamazsam bu kendimde yarattığım bir çelişki olur..."

Kaç sanatçı, yazar ya da şair bu kadar samimiyetle okuyucusuna yaklaşabilir ki...

Onu tanıdığınızda da doğallığı o kadar içinize işliyor ki semtinizde oturan biriyle sohbet eder gibi hissediyorsunuz kendinizi...

Kendisini yazarlık sürecine götüren bir anısını paylaştı genç yazar.

Ortaokul yıllarında bir öğretmeninin Yahya Kemal Beyatlı'nın "Sessiz Gemi" şiirini okuduğunu, şiirde ölüm temasının hiç geçmiyor olmasına rağmen, öğretmenin şiiri ölümle ilişkilendirdiğini, gemiyi ise bir tabuta benzettiğini anlatan Özyaşar, o günden sonra dille ilgili bir kırılma yaşadığını ifade etti.

 "Önemli olan yazdıklarınızla okuyucuya değebilmek. Okur için değil, okura yazmayı amaç edindim ben. Okur bir müşteri gibi görülemez. İyi bir okur aynı zamanda iyi bir yazar adayıdır da. Ben de üniversite yıllarımda bol bol okuma yaptım. Bilge Karasu, Yusuf Atılgan, Orhan Kemal, Cemal Süreya, Turgut Uyar gibi yazarlar bana yol gösteren, örnek aldığım kişiler oldu."

Yazılarında "iktidar" kavramını direkt anlatmak yerine, öykülerindeki karakterler ve imgelerle bunu açıklamaya çalıştığını söyleyen Özyaşar, öykülerindeki karakterlerde bir yoksunluk hali olduğunu belirtti:

 "Yazılar aksayan olaylar üzerine kurulur. Mesela hikâyelerde hiç mutlu aşk yoktur. Mutlu aşk gerçek hayatta vardır fakat bunun bir yazı değeri yoktur. Hayattaki aksayan durumlar yazmaya sürükler sizi..."

******************************** 

FOTOĞRAF NE ANLATIR?

Nilüfer Dernekler Yerleşkesi, geçen günlerde fotoğraf sanatçısı Yalçın Savuran'la söyleşiye ev sahipliği yaptı.

Aykırı Sinema Derneği ve Koza Dağcılık, Kültür Sanat ve Spor Kulübü Derneği ortaklığında düzenlenen "Yalçın Savuran'la Fotoğrafa Sosyolojik Bir Bakış" etkinliğine katılım oldukça yoğundu.

Tarihte önemli yerleri olan fotoğraf sanatçılarının eserleri üzerinden dönemin kültürünü ve koşullarını anlatan Savuran, fotoğrafların nasıl okunacağı üzerine bilgiler verdi.

New York'taki RCA Binası'nın yapımı esnasında Charles C. Ebbets'in çektiği fotoğraf üzerinden işçi haklarına da değinen Savuran, metrelerce yükseklikte çalıştırılan bu kişilerin hiçbir güvencesi olmadığını, molalarını dahi bu şekilde yapabildiklerini belirtti.

Yine Ebbets'in işçilerin çalışma koşullarına dair bir diğer fotoğrafı...

Bunun gibi sosyolojik gerçeklikleri yansıtan tabloların, iş adamlarıyla zengin kesimden insanların duvarlarını süslediğini ve bu durumun çok acı bir gerçek olduğunun altını çizen Savuran, fotoğraf sanatının; toplumların sosyolojik, ekonomik ve sınıfsal koşullarını anlatması bakımından, tarihin bir belgesi niteliğinde olduğunu belirtti.

Fotoğrafın önemini başka bir örnekle sinema sanatı üzerinden veren Savuran, Metin Erksan'ın Sevmek Zamanı'ndan bir kesit izleterek, nesnel ve öznel gerçekliği anlattı.

-Halil: Resminle benim aramdaki bir durum, seni ilgilendirmez. Ben senin resmine âşığım.

-Meral: İyi ama âşık olduğun resim benim resmim. İşte ben de buradayım, söyleyeceklerini dinlemeye geldim.

-Halil: Resmin sen değilsin ki? Resmin benim dünyama ait bir şey. Ben seni değil resmini tanıyorum. Belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın.

-Meral: Bu davranışların bir korkudan ileri geliyor.

-Halil: Evet. Bu korku sevdiğim bir şeye ebediyyen sahip olmak için çekilen bir korku. Ben senin resmine değil de sana âşık olsaydım ne olacaktı? Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme. Belki de alay edecektin sevgimle. Halbuki resmin bana dostça bakıyor.

 

***********FİLM ÖNERİSİ********

 

NEFESİM KESİLENE KADAR-ZERRE 

İşçi kadınların sorunları üzerine izleyebileceğiniz iki güzel film; "Nefesim Kesilene Kadar" ve "Zerre"...

Emine Emel Balcı'nın yönetmenliğini yaptığı "Nefesim Kesilene Kadar"ın başrolünde umut veren genç yeteneklerden Esme Madra oynuyor.

"Zerre" ise Erdem Tepegöz'e ait ve Jale Arıkan başrolde...

"Nefesim Kesilene Kadar", fabrikada çalışan kadınların hayatını "Serap" karakteri üzerinden mercek altına alıyor. Kadın sorunu üzerine işlenmiş yüzlerce film olsa da bu filmdeki kadın karakter, diğer rollerin tersine "ağlamıyor, kendini acındırmıyor." Biraz ürkek ama sistem ve cinsiyetçi baskıya rağmen ayakta kalmaya çalışıyor... Serap bu filmde boyun eğmeyen, başkaldıran bir rolde...

Zerre de Zeynep'in zor bela bulduğu fabrikadaki işinden atıldıktan sonra geriye kalan hayatını konu alır. Serap ve Zeynep'in buluştukları ortak nokta, toplumsal ve cinsiyetçi baskılara karşı verdikleri savaştır. Filmlerde ve dizilerde özellikle işlenen, çeşitli kodlarla izleyiciye sunulan kadın rollerinin tersine Serap ve Zeynep, kendilerine dayatılanı reddeder.

Bu iki kadın karakter; hem hemcinslerine, hem de karşı cinslerine verdikleri savaşla örnek niteliği taşır. Zeynep de erkek egemen sistemle baş etmeye çalışırken, rolünü içselleştirmiş hemcinsi tarafından itelenir.