Ayrılık dediğin, çürümüş bir domatesi çöpe atmak gibi bir şey mi?  

Serap ÖZTÜRK 02 Mart 2020 Pazartesi, 06:00

Yaşantımız boyunca birileri gelir ve bir şekilde çıkarlar hayatımızdan... Yaşam ve ölümün gerçekliği gibi. Bazıları hep güzel gelip arkasında bir damla iz bırakmadan giderken, bazıları geldikleri gibi tertemiz giderler...

Hayatımızda bıraktıkları güzellikler, zihnimizde açtıkları yeni bir dünyadır onlardan kalan... Ve işte tam da bu yüzden "keşke..." demezsiniz.

 "İyi ki..." dedirtir size. Bu da o kişinin erdemliliğidir.

Değer verdiğim bir hocam şöyle demişti: "Hayatımızda birine özel bir yer açtıysak, bir gün gitse dahi, ona ayırdığımız odaya başkası giremez. O oda hep kilitli kalır orada... İçimizde sayısız odalar vardır. Herkes bir yer bulur kendine ama kimse kimsenin odasını alamaz."

Bir sene önce doğum günümde hediye edilmişti: Melisa Kesmez/ Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz...

xxxx

25 öyküden oluşan bu eser hepimizin hayatından kesitler sunuyor. 

Çoğumuzun yaşadığı ama içindeki derin anlamları fark edemediği anları müthiş bir dille anlatıyor ...

Bir sözü hatırladım: "Öldüğümde bana soracaklar, 'Orada ne gördün?' diye. Koşmaktan görmeye vakit bulamadım ki!.."

Bize biçilen ve reddet(ede)mediğimiz rollerin içinde vücut bulmuş bireyler olarak, hayatın en ufak ayrıntılarında saklı ama bir o kadar da değerli anları kaçırmıyor muyuz? 

İşte bizim bakıp da göremediğimiz en ince anlamları çarşaf gibi seriyor bu öyküler.

Tek bir dilden, kentli bir kadının ağzından en gerçekçi haliyle dökülen hikâyeler, abartıya kaçmadan, olayları arabeskleştirmeden veriliyor okuyucuya.

Kadının kendi içindeki savaşı/çıkmazı, aşk ile birlikte gelen büyüme sancıları, kadın ve erkeğin ruhsal dünyasının arasındaki uçurum, yıllar sonra hiç ummadık bir yerde karşılaşmalar, aldatmanın sancılı haykırışı, tedavi edilmeye çalışılan ilişkiler...

Bir bardak çay eşliğinde bir dostunuzla sohbet ediyormuş duygusunu uyandırıyor okurken öyküler.....

Biriyle dertleşir gibi tıpkı... 

"İşte ben, bu ben..." diyorsunuz. Ya da işte, "Tıpkı onunla ben..."

İçsel dünyama bir yolculuk yaptım bu öykülerle. İyi ki tanışmışım dedim bu genç ve yetenekli yazarla.

'Sakin Göllerin Kuyusuyduk' ile uzaklara yolculuk yaptım, her şeyi bırakıp giden bir kadında buldum kendimi.

'Şubat'ta, sevdiğini aniden kaybeden bir kadının ruhuna girdim. "Korkarım biz de herkes gibi birbirimizin hayatından bir tuhaflık olarak geçip gideceğiz..."

'Şiirsiz'de, şiirsiz adamları tanıdım bir kadının gözünden.

"Masanın bir ucunda hayatlarında hiç kaybetmemiş, aslında sırf bu yüzden hiç kazanmamış erkekler..."

Kalıpların dışında kalan kadının içsel dünyası: "Tek taşsız parmağım ve fönsüz saçlarımla resmin kusursuzluğunu bozuyorum gibi geldi, hoşuma gitti."

'Arif'te gençlik aşkını en masum haliyle içinde yaşatan bir teyzenin evine girdim, anılarına daldım.

'Bozkır', çaresizce, bir ırmak gibi aşkın peşinden sürüklenen kadının iç döküşünün hikâyesi...  

"... Biraz kendi sesimden, kendi kulağımla dinlerdim kendi hikâyemi. Yüksek sesle okurdum içimi size. Nasıl ihtiyacım vardı buna. Temize çeker gibi müsveddeleri, kendimi yabancı birine anlatmak nasıl iyi gelirdi bana." "Yara bantlarıyla sarmıştım kendimi kemirdiğim yerleri..."

"Uzak mesafe ilişkisi gibi bir illete bulaşmış; mesajıydı, elektronik postasıydı insanlıktan çıkmıştık türlü ekran karşısında. İnsan uzak olunca eksik yerleri kendi tamamlıyor ya, ben onu kocaman yaptım içimde..."

'İyiyiz'de bir saplanıp kalma hali. Ayrılığın en temiz ve yalın anlatımı...

"Ayrılık dediğin, dolapta çürüyüp gitmiş bir domatesi çöpe atmak gibi bir şey mi. Onunla dâhil olduğun dünyayı 'Artık miadını doldurdu' deyip kırmızı bir tuşa basıp havaya uçurmak ve başka bir gezegene taşınmak diye bir şey var mı?"

'Girlfriend in a come'da beklenmedik bir karşılaşma anından, yaşanılan o masum günlere dönüş hali...

"Bıraksalar sanki sonsuza kadar öyle yürürdük yan yana. Her yere yürürdük, durmadan konuşurduk. Her şeyden. Aklımızın sınırları yoktu birlikteyken. Sonra tabii ne olduysa freni patlamış kamyon gibiydi ilişkimiz. Her şeyi önüne kattı. Beni devirdi, onu yıktı geçti..."

'Ada'da tamir edilmeye çalışılan bir evliliğin, sonunda nasıl darmadağın olduğunun hikâyesi var.

"Bir şarap açtık balkonda. Bu bir tedavi tatiliydi. Ya iyileştirip evine götürecektik hastayı ya da buraya gömecektik. Bir cesedi mi dürtüklüyorduk yoksa?.."

Bu yazıdan sizin de yüreğinize dokunan yerler olduysa ki ben olduğunu tahmin ediyorum, tanışın derim bu öykülerle...

Not: Yazarın diğer öykü kitapları Bazen Bahar ve Nohut Oda. Bu kitaplar da rafımda okunmak üzere bekliyor.

Nohut Oda, yazarın 65. Sait Faik Hikâye Armağanı'nı aldığı kitabı. "Mekânın hunharca talan edildiği, bir yer ait olmanın zorlaştığı, hususi ya da kolektif belleğimizin sıfırlandığı zamanlarda, yerleşmenin, kendine bir ev icat etmenin ve kök salmanın insaniyeti üzerine..."