Batılı ülkelerin kanlı tarihi!

Serap ÖZTÜRK 08 Haziran 2020 Pazartesi, 06:00

Savaşlarda galip gelenler, esirleri öldürmek yerine onları köle olarak çalıştırmayı daha kârlı buldu. Dünyanın ilk şehir devletlerinin kurulduğu Mezopotamya'da ortaya çıkan kölelik, Antik Yunan döneminde zirve yaptı ve tüm dünyaya yayıldı.

Tahminlere göre Roma nüfusunun yarıdan fazlası kölelerden oluşuyordu. Birçok ülkede kölelik, kırsal tarım ekonomisinde normal bir uygulama haline geldi.

Amerika'nın Avrupalılar tarafından işgaliyle (resmi tarihte keşif denilir çünkü olayı meşrulaştırmak gerekiyordu) barbar olarak nitelendirilen yerli halk(Kızılderililer) köleleştirildi; biat etmeyenler ise katledildi. Bir kültür, bir topluluk adeta kıyımdan geçirildi.

Amerika'nın bu zengin topraklarının işlenebilmesi için yeterli iş gücü, hem bu yerlilerden hem de Afrikalılardan sağlandı.

Yaklaşık 12.5 milyon siyahi, gözünü kâr hırsı bürümüş beyazlar tarafından Afrika'dan kaçırılarak gemilerle Amerika'ya ve Avrupa ülkelerine götürülüp köle olarak çalıştırdılar.

Bu yolculukları en az, kölelik tarihleri kadar acı vericidir! Milyonlarca siyahi bu gemilerle getirilirken yollarda açlıktan veya ağır işkence sonucu hayatını kaybetti. Siyahilerin bir kısmı bu yolculukta ağır koşullarda can verdi, bir kısmı intihar etti, bir kısmı da itaati sağlamak ve diğerlerine korku salmak için boğularak öldürüldü.

Beyaz kaptanlar, güvertenin altına olması gerekenden 2 ya da 3 katı daha fazla köle yerleştirdi. Yaklaşık 2 ay süren gemi yolculuklarında, daracık alanlarda çok fazla hareket edemeyen bu kişiler kendi dışkılarında yaşamak zorunda kaldı.

Kaptanlar, onları zinde tutabilmek için, 'dans ettirmek' yöntemini kullandı. Tabii ki bu anladığımız türden bir dans değildi. Kırbaçlanan siyahiler, oradan oraya kaçışıyor, onlar da bunun adına 'dans' diyordu!

Zamanla sömürgeyle güçlenen İngiltere, köle ticaretinde lider konuma geldi. İngiltere Liverpool limanından çıkan her dört gemiden biri köle taşıyordu. Anlayacağınız birçok batılı ülkenin bugünkü refah seviyesinin temeli bu şekilde atıldı!..

12 YILLIK ESARET

Steve McQueen imzalı film, New York'ta özgür bir siyahi olarak doğmuş ve 1841 yılında Washington DC'de kaçırılıp köle olarak satılan Solomon Northup'ın otobiyografisinden uyarlandı.

Tanınmış bir keman virtüözüyken, iş için anlaştığı beyazlar tarafından tuzağa düşürülen, kaçırılan ve sonra da köle olarak satılan Solomon Northup'un dramı, Chiwetel Ejiofor'un muhteşem oyunculuğunda vücut buluyor.

Yapım, En İyi Film dalında Oscar'ı ve Altın Küre'yi; Patsey karakterini canlandıran Kenyalı oyuncu Lupita Nyong ise Oscar'da En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında ödüle layık görüldü.

İzlediğinizde hem filmin hem de Lupita Nyong'un bu ödülü sonuna kadar hak ettiğine karar vereceksiniz.

Sahibinin saplantılı duygularının kölesi olan Patsey'in 'sabun sahnesi' sanırım en çarpıcı bölümlerden biriydi. Sadece yıkanabilmek için aldığı sabun nedeniyle defalarca kırbaçlanan genç kız, dayanamaz ve bir gün Solomon'a kendisini öldürmesi için yalvarır...

Solomon, 12 yıllık köleliği boyunca bu cehennemden kurtulmanın yollarını aradı; böğürtlene benzeyen bir meyveyi mürekkep, kamışı da kalem olarak kullanıp yazdığı mektubu ailesine ulaştırma denemesi başarısız oldu. Ama pes etmedi.

Brad Pitt filme marangoz olarak dâhil olur (Samuel Bass) ve Solomon'un özgürlüğüne gidecek yolu açar.

Burada Bass ile Solomon'un sahibi Epps arasında geçen bir diyalog oldukça etkileyici:

-Bu güneşte benim halimi düşünüyorsunuz Bay Epps. Bu insanların (kölelerin) durumu çok daha kötü.

-Yardım etmek için tutulmadılar. Onlar benim kölelerim.

-Köleliğin ne adaleti var ne de haklı bir tarafı. Bu insanların üzerinde nasıl hak iddia ediyorsunuz?

-Onlara para ödedim...

-Başkasının gelip sizi köle yaptığını farz edin. Kanunlar değişir, evrensel gerçekler bakidir. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu basit bir gerçektir.

-Beni bir zenciyle mi kıyaslıyorsun?

-Tanrının huzurunda soruyorum sadece. Aradaki fark nedir?

-Bir babunla beyaz bir insan arasındaki fark neyse, odur. O yaratıklardan birini gördüm, aynı bendeki zencilere benziyordu.

-Bu bir hastalık Bay Epps... Ulusunuzun üzerine çökmüş korkunç bir hastalık...

İyi seyirler...