Bir yuva nasıl cehenneme dönüşür!

Serap ÖZTÜRK 18 Kasım 2018 Pazar, 06:35

Bursa'da bu ay, anne-kız ilişkisine değinen iki oyun izledim. Biri Ezop Sahne'den Beyaz, diğeri Leenane'in Güzellik Kraliçesi.

Birinden o kadar tatsız tuzsuz ayrıldım ki,  sonrasında daha iyisini izlediğimde, aynı hamurdan nasıl daha lezzetli ürünler çıkabileceğine bir kez daha kanaat getirdim.

BEYAZ

Fransız yazar Emmanuelle Marie'nin 2005 yılında yazdığı oyunda iki başarılı oyuncu Deniz Çakır ve Derya Alabora sahne alıyor.

 Yıllar sonra ölüm döşeğinde olan anneleri yüzünden bir araya gelmek zorunda kalan iki kardeşi canlandırıyorlar.

Hayatını daha özgür yaşamış bir abla, diğeri ise hayallerini ve ümitlerini annesinin rahatsızlığı nedeniyle eve kapatmak zorunda kalmış bir kızkardeş...

Çok az ömrü kalan annelerinin son günlerinde yanlarında olmak için bir araya iki kardeş, içlerindeki hayal kırıklıklarını, tükenişlerini ve gerçekleştiremedikleri hayallerini dökerler ortaya.

Açıkçası son zamanlarda izlediğim en kötü oyunlardan biri diyebilirim. Çakır ve Alabora'nın oyunculuklarına elbette diyeceğim yok fakat oyunun kalitesizliği, iki ismin de ününü eritti kanaatimce.

LEENANE'İN GÜZELLİK KRALİÇESİ

Martin McDonagh'ın yazdığı oyun, Hasan Özkaya Yapım ve Organizasyon'luğunda Tayyare Kültür Merkezi'nde sahnelendi. Sumru Yavrucuk, Hakkı Ergök ve Rüçhan Çalışkur'ın muhteşem performansı ile Bursalılar geceden memnun ayrıldı.

İrlanda'da, Leenane adlı ücra bir dağ köyünde geçen hikâye izleyenleri sarsıyor... Orta yaşlı, hiç evlenmemiş, hastalık hastası annesinin bakımını üstelenmek zorunda kalan Maureen ve kızına sürekli yalanlar söyleyerek onu köle gibi kullanan anne Mag...

Oyunun en başından itibaren anne-kız arasındaki çatışmayı net bir şekilde görebiliyoruz.

Maureen, annesinin bitmek bilmeyen isteklerinden yılmış, hayallerinden vazgeçmek zorunda kalmış, istek ve arzuları annesiyle birlikte o dağ başındaki eve hapsolmuş bir akıl hastasıdır.

Kızının hayatını böylesine zorlaştırmaktan zevk alan anne Mag ise yalanlarına bıkmadan usanmadan devam edecek, sırf bakımını yapan kızını kaybetmemek için her yolu deneyecektir.

Maureen' in aşık olmasıyla evdeki dengeler de değişmeye başlar. Çünkü Maureen, yıllarca annesi yüzünden yaşayamadıklarını artık yaşamaya kararlıdır. Anne de bakıcısı olan kızını kaybetmemeye...

Maureen ve aşık olduğu adam Pato, İngiltere'de çalıştıkları yıllarda ırkçılık nedeniyle aşağılanan ve bu nedenle ülkelerine dönmek zorunda kalan işçilerin portesini de çiziyor.

Bu iki aşık beraber Amerika'ya gitmek isterler ama yine devreye Mag girer.

Aile bağının sevgi ve bağlılık için yeterli olmadığını, aynı kandan olan iki kişinin nasıl birbirine düşman olduğunu anlatan izlenilesi oyunlardan...

******

Oyunda dikkatimi çok çeken bir diyalog oldu. Mag, Maureen'in akıl hastalığı nedeniyle tedavi olduğunu Pato'ya açıklar. Pato, hastalığını gizlemeye çalışan ve bundan utanan Maureen'e şu cevabı verir:

"İnce düşünmek ve duyarlılık utanılacak bir şey değildir."

Kolumuz, bacağımız, başımız ağrıdığında bunu rahatlıkla söyleriz de, ruhumuz ağrıdığında bunu çok az insan görür.   

Yaralı bir ruh pek görülmez bizim toplumda. İnce düşünen, duyarlı olan, başkasının derdini dert edinen, toplumsal yaralara kafa yoran çoğu kimse ya hastalık sahibi olur, ya da mutlaka bedel öder.

Gülten Akın ne güzel söyler:

"Ah, kimselerin vakti yok

Durup ince şeyleri anlamaya

Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar

Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya

Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı

Bakıp  kapatıyorlar

Geceye giriyor türküler ve ince şeyler..."