Bursa metrosunda güldüren anons!

Serap ÖZTÜRK 01 Aralık 2018 Cumartesi, 06:04

İşten yorgun argın çıkıp kendimizi toplu taşıma araçlarına attığımız o andan itibaren o kadar değişik olayla karşılaşırız ki bu birçok komedyene de malzeme olmuştur. Her türlüsüne rastlarsınız.

İnme-binme kurallarını söylemiyorum bile. O zaten başlı başına bir çileye dönüşmüş durumda özellikle Bursa'da. Yürüyen merdivende sağlı sollu tutunup, metroyu kaçırmanıza vesile olanlar mı, kulaklığını takıp, merdivenin tam ortasından aheste aheste yürüyenler mi... Ne ararsanız var. Bütün özel hayatını, etrafındakilere aldırmadan ortaya dökenler, mikrofon yutmuş gibi telefonla konuşanlar, görüntülü konuşma yapanlar, tıpkı evinin oturma odasındaymış gibi şekle şemale girenler...

Kimse kimsenin özel hayatını dinlemek zorunda değilken buna maruz kalmak tam bir psikolojik şiddet. Güya müziği kulaklıkla dinliyor vatandaş ama tüm vagona canlı yayın yapıyor. Dikkat ettim bunu yapanlar özellikle pop müzik dinleyen gençler.

Bir müzik tarzını aşağılamak değil niyetim ama zevklerin/tercihlerin kişilerin yaşama tarzını ve davranış biçimini şekillendirdiğini net olarak söyleyebilirim.

****

Güzel şeyler de oluyor arada toplu taşıma araçlarında.

İstanbul, Ankara gibi şehirlerde sıklıkla görülen manzaralardan biri son zamanlarda Bursa metrosunda da görülmeye başlandı. Özellikle akşam iş çıkış saatlerinde metroyu kullananlar mutlaka müzik yapan gençlere rastlar. Aralarında oldukça yetenekli olanlar da var üstelik.

Bu durumdan çok memnun olan yolcular da var, "Kitap okuyorum, rahatsızım, yorgunum, bunu dinlemek zorunda değilim" diye rahatsız olanlar da...

İki tarafı da anlamak mümkün. Zira akşam yorgunluğunda müzik iyi gelebiliyor, rahatsız da edebilir bazılarını...

Geçtiğimiz günlerde yine böyle bir iş çıkış saatinde metroya bindim, kitabımı açtım okuyordum ki klarnet sesi gelmeye başladı. Ben kaptırmışım kendimi sayfalara, genç arkadaşım da çaldığı klarnete...

İtiraf etmeliyim, o kadar güzel çaldı ve kabindekilere o kadar keyifli anlar yaşattı ki ister istemez yüzümde gülümseme oluştu.

Sonrasında bir anons: "Lütfen dilencilere müsaade etmeyin, gördüğünüzde mutlaka bize iletin."

Ve ardından bir kahkaha koptu, tabi ki klarnet çalan gençlerde de...

"Ama biz dilencilik yapmıyoruz ki..."

(Bu gençler sadece bahşiş topluyor, isteyen veriyor istemeyen de vermiyor. Bu kadar basit. Kimseden para dilenmiyorlar.)

Romenlerin müzik kültürü beni her zaman çekmiştir. Zaman, mekan kavramı yok onlar için... Belki de böylesine özgür olabilmeleri biraz kıskandırıyor. Toplumun baskısına ve ötekileştirmesine çok da aldırış etmeyen, kendilerine ait bir yaşayış ve kültür şekli geliştiren bir topluluk. 

Şehreküstü'de inen yolcular, bol bol teşekkür etti bu gönlü geniş gençlere... Gururlarını okşadı, destekledi. Ben de kitabımın bölünmesinden hiç rahatsız olmadım. Ama nasıl güzel çaldı...

Dediğim gibi her iki tarafı da anlamak lazım ama yaşanan bu hengâme dolu hayatın içinde kısacık da olsa renk katmıyorlar mı sizce de...

***

Müzik demişken... Les choristes / Koro filmini izlemeden geçmeyin.

En iyi yabancı film dalında Oscar ve Altın Küre adaylığı kazanan 'Koro' da, bir sayfiyede yatılı kalan sorunlu erkek çocuklarının hayatlarının müzikle nasıl değiştiğine,  müziğin iyileştirici gücüne tanık olacaksınız.