Cezaevleri kimlere biat ettirir, kimlere ettiremez?

Serap ÖZTÜRK 02 Nisan 2017 Pazar, 08:54

Tiyatro ve sinema meraklıları bilirler; izlediğimiz onlarca, yüzlerce oyun ve film arasından bazıları vardır ki, adeta ruhunuza yapışı kalır...

Her oyun izlediğimde tiyatroculara bir kere bir kere daha hayran oluyorum... İşin içinde öyle büyük bir emek var ki, oyuna verdiğiniz ücreti bazen az bile bulduğunuz olur... Nefes nefese kalırlar sahnede, rol gereği oradan oraya savrulur dururlar bazen... En zor sahneleri bile inanılmaz duygu yoğunluğu ile sunarlar size ve siz hayran hayran sadece izlersiniz.

Yeri gelir gözyaşlarına boğulur, yeri gelir hiç beklemediğiniz bir anda gülme krizine girer ve bazen de koltuğunuzda gerim gerim gerilirsiniz...

Dedim ya bazı oyunlar vardır sarıp sarmalar sizi kendi dünyalarının içine katar; bazı oyuncular vardır, performansları ile öyle etkiler ki, salondan çıktığınızdan itibaren uzun bir süre o sihir çıkmaz üzerinizden.

İşte onlardan bir tanesi de MY Art Tiyatro'nun oyunlaştırdığı "Uysal Yurttaş Projesi"...

Hasan Öztürk'ün yazdığı, Ali Volkan Çetinkaya'nın yönettiği oyunun dekoru Bülent Öztürk'e, kostümler Gönül Akıllı'ya, müzik Irmak Şahin, ışık ise Ferhat Tahsin Şimşek'e ait.

Darbe sonrası başa geçen Başkan tarafından cezaevine (çöplük) atılan iki profesör, bir hayat kadını ve profesörün asistanı...

Cezaevi 3 bölüme ayrılır; yiyecek ve içeceğin olmadığı A bölümü, sadece su verilen B bölümü, su ve günde bir kez yağsız lapa verilen C bölümü... Oyun C bölümünde geçer.

Çöplüğe önce, ülkenin önde gelen profesörlerinden biri atılır(Onur Artuner). Daha sonra 2. Profesör girer sahneye (Cem Şener). Ardından hayat kadını (Ayışığı-Işıl Öztürk Sehlikoğlu) ve son olarak 1. Profesörün asistanı (Tümay Genç Kargin)...

Ve bir de cezaevinin gardiyanı (Umut İş)... Sağır ve dilsiz görevli, her gün sistematik olarak aynı şeyleri uygular mahkûmlar üzerinde. Her  sabah marş okunur, selam verilir. Bunu yapmayan o gün aç kalır.

"Çöpleriyiz ülkemizin bize çöplük yaraşır

Var olsun başkanımız ülke için çalışır

Bizim kafayla giden hiçbir yere varamaz

Bizim gibi eşekler hiçbir işe yaramaz

Pişmanım yaptığıma Başkan en yüce değer

Bir gün bizi bağışlar adam olursak eğer"

Başkan,  insan beyni üzerinde çalışmalar yapan Profesör'den uysal insan yaratan bir formül ister ve istediğini alamayınca bu bilim adamını hapse tıktırır. 

Diğer Profesör Ateisttir; Başkan ondan din işlerinden sorumlu Bakan olmasını istemiş, isteği yerine gelmeyince buraya yollamıştır.

Ayışığı ise Başkan'la birlikte olmayı kabul etmediği, asistan formülle ilgili yeteri bilgiye sahip olmadığı için bu çöplüktedir.

**************

Ayrı kültür, ayrı eğitim seviyesi ve ayrı karakterlerde olan bu dört kişinin tepkisi ve direnci insanlık onurunun alaşağı edildiği bu yerde nasıl şekillenecektir?

İçlerinde en sağlam iradeli olan 1. Profesördür, koğuşun lideri konumundadır. Diğerlerini ayakta tutabilmek için büyük çaba sarf eder.

2. Profesör çok dayanamaz ve akıl sağlığını yitirir. Hayat kadını ise ilk defa burada değer gördüğünü ve insan yerine konulduğunu görür.

Ahlaki değerleri en aşağıda görülen bir "hayat kadını"nın oyunda çizilen portresi, bize asıl ahlaksızlığın ve onursuzluğun gerçek yüzünü "asistan" karakteriyle veriyor.

İki seçenekleri vardır. Ya Başkanın isteğini yerine getirip, rozetlerini teslim ederek özgür(!) bir hayata kavuşmak, ya da halsiyetleriyle bu çöplükte yaşayabildikleri kadar yaşamak. Yani ne pahasına olursa olsun teslim olmamak!

Hangileri canının derdine düşüp teslim bayrağını çekecek, hangileri bu yaşanmaz denilen yerde, erdemini ve insani değerlerini korumayı başararak yaşam direnci gösterecek?

Vicdan nerede başlar nerede biter? Hayatta kalma içgüdüsü bize en korkunç şeyleri bile yaptırabilir mi?

Gardiyan gerçekten kötü biri midir yoksa sistem tarafından kurgulanmış bir robot mudur?

İyi ve kötü insan neye göre iyi ve kötüdür? Bunları belirleyen etmenler nelerdir?

İşkenceci, içinde zerre merhamet olmayan gardiyan nasıl olurda bir dönüşüm geçirir?

Bir bebek nasıl değiştirir insanı? Ya bir doğum...

Başkan istediği formülü alıp kendisine boyun eğen, düşünme yoksunu bir toplum yaratmayı başarabilecek midir?

Şimdiden söyleyeyim son oldukça şaşırtıcı!

Küçük bir not:

Nacizane düşüncem, doğum sahnesi ve cezaevi görevlisi rolündeki Umut İş'in oyunculuğu bana göre en etkileyici olanlarından biriydi... Yazıyı okuduktan sonra oyunu merak etmeseniz bile o performansları izlemek için gidin derim. Bu kadar emek harcanarak ortaya çıkarılmış bir eser daha fazla kişiyle buluşmalı.

Bütün oyuncuları buradan tekrar kutluyor, emeklerine yüreklerine sağlık diyorum. Oyun 17 Nisan Pazartesi günü saat 20.00 de Uğur Mumcu Sahnesinde gösterilecek.

*******FİLM TAVSİYESİ******

KORKU PARANOYASI: ABLUKA

Emin Alper'in Tepenin Ardı'ndan sonra çektiği ikinci uzun metrajlı filmi. Cezaevinden şartlı tahliye ile çıkan Kadir'e sunulan 'şart', çöp toplayıcısı gibi çalışıp gecekondu mahallelerinde muhbirlik yapmasıdır.

Çöplerde bomba yapım malzemeleri olup olmadığını araştırmakta, buna göre emniyete bilgi vermektedir. Kadir görev aldığı mahallede, yıllardır göremediği ve belediyede köpek öldürmekle görevli kardeşi Ahmet'le karşılaşır.

Filmde Kadir'in kardeşi Ahmet'le tekrar bir hayat kurma çabasındaki süreçte yollarının nasıl ayrı yollara doğru evrildiğini görüyoruz.

Kadir'in, evin diğer alanlardaki dağınıklığının aksine, çalışma masasının (istihbarat raporlarını bu masadaki daktiloda hazırlar) derli toplu olması, bu alana özen göstermesi dikkat çeken ayrıntılardan.

Kadir'in raporlarını titizlikle hazırlaması, bu görevin kendisine özgüven verdiğini ve kendini önemli hissettirdiğini görüyoruz.

Ahmet'in köpeklere ateş ettiği esnada devreye gökdelenlerin ve uçuşan poşetin girmesi ise izleyicinin bakış açısına göre okunabilecek sahnelerden.

Emin Alper,  poşet, bina ve köpek metaforu üzerinden metropol hayatın içinde savrulan hayatları anlatmak istemiş olabilir...

Kadir'in kardeşi Ahmet ise İstanbul'da kendine yabancılaşmış, aile kavramını yitirdiği gibi kardeşlik bağlarına da ihtiyaç hissetmemektedir (hissedememektedir).

Kouşulların insanı kendine ve çevresine nasıl yabancılaştırdığını "Ahmet" karakteriyle işler Emin Alper. Vurduğu köpeği evine alıp bakması Ahmet'i tekrar hayata bağlayan bir sebep olur. 'İyi' olmaya başlamasından itibaren köpeğini koruma ve onu kaybetmeme çabası da dikkat çeken diğer öğelerden.

Ahmet'in bu süreçten itibaren aynı işine devam etmesi ise çelişki olarak yorumlanabilir. Belki de bu sebepten Ahmet 'battıkça batar...'