Çocuk, 'erkeklik'ten suçluya nasıl evrilir?

Serap ÖZTÜRK 29 Temmuz 2019 Pazartesi, 06:08

"Ben seni vursam bile üzülmem, kediye mi üzüleceğim!"

Bu sözler 13 yaşındaki bir çocuğa ait... Kan donduruyor değil mi?

Adana'da meydana gelen olay ülkenin fotoğrafının çok küçük bir karesi aslında... İlk değil, son da olmayacak!

Üç çocuk, hamile bir kediyi pitbull cinsi köpeğe parçalattırıyor. Olayı izleyenler büyük şaşkınlık yaşasa da herhangi bir müdahalede bulunmuyor. Bunu yapanların çocuk olması ve olaya tanıklık edenlerin arasında çocukların da bulunması olayın vahametini daha da artırıyor.

Çocuklardan birinin kediyi tutup köpeğin ağzına attığı, kardeşinin ise köpeği tuttuğu belirlendi.

Çocuklar yakalanıyor ve karakola götürülüyor.

Kediyi köpeğin ağzına atan çocuğa basın mensupları soruyor: Kedi öldü, hiç mi üzülmedin?

Çocuğun yanıtı ise aynen şu şekilde: "Ben seni vursam bile üzülmem, kediye mi üzüleceğim!"

Diğer bir çocuk da kameraları görünce: "Çekin, âlem yakışıklı görsün" diyor.

Diğer çocuk da şu ifadeleri kullanıyor: Ağabeylere selam, çatışmaya devam. Yaşımızın yetmediği yerde yaşantımız yeter, biz Denizli çocuğuyuz."

Görüntülerde dikkat çeken başka bir nokta daha var ki o daha da vahim!..

Çocukları polis aracına bindiren polisin, böyle vahim bir fotoğraf karşısında gülümsemesi!

Olayın neresinden tutsanız elinizde kalıyor anlayacağınız...

Adana'dan buna benzer çok trajik vakalar ortaya çıktı. Suçluların ya da şüphelilerin kameraları görünce, "Pişman değilim yine yapacağım", "İnsan sevdiğini bıçaklar", "Yaptıklarımdan pişman değilim, aklım hâlâ yapamadıklarımda", "Bu hayatta unutulan değil, iz bırakan ol", "Dört çocuk babası amcamı öldürdüm, iyi çek, beni etiketle" tarzında sarf ettikleri bu sözler bize her ne kadar komik gelse de ülkenin sosyopsikolojik yapısının acı bir dışavurumu...

Kediyi öldüren çocuğun da (yukarıda değindiğim gibi) buna benzer ifadesini tekrar hatırlatmakta fayda var.

Ne acıdır ki yaptığından gurur duyan, kendisini şiddetle var edebilen ve kimliğini bu yolla dışa vurabilen bir kitle var karşımızda. Üstelik bu insanlık suçlarının daha da korkunç olanlarını işleyebilecek potansiyele sahip çocuklar hâlâ içimizde...

Toplumda çocukların yetişme kodlarına baktığımızda aslında her şey gün gibi ortada! Çocuklarımızı "insan" olarak değil de "kadın" ve "erkek" olarak yetiştirdiğimizden ötürü, onlar da bu kodlarla programlanıyor.

Ve önemlisi şunu bilmeliyiz ki bu suçları işleyen çocukları ezbere bir mantıkla "psikopat" olarak tanımlamakla büyük bir yanlışa düşmüş oluruz.

Toplum olarak el birliği ile yeniden yeniden ürettiğimiz ideolojik yapının içinde yetişmiş/yetişmekte olan bu çocuklara "canavar" demeye hakkımız var mı sizce?

****

Kaan Müjdeci ilk uzun metrajlı filmi 'Sivas'la tam bu konuya parmak basarak cinsiyetçi kodların nasıl bir suçlu doğurduğuna dair topluma ayna tuttu. Özellikle taşrada çocuklardan nasıl "gerçek bir erkek" yaratıldığına dair önemli bir yapım!

"Nasıl yaktım ama hani yakamazdım?" cümlesi bir çocuğa ait; tıpkı yukarıda anlattığımız olayı gerçekleştiren çocuğun sözleri gibi...

Başkarakterimiz Aslan (!)

Film çocukların ateşli oyuncaklarla oynadığı esnada başlıyor. Aslan, okulda oynanacak bir oyunda cüce, sevdiği kız Ayşe prenses, muhtarın oğlu Osman ise prens seçilir.

"Öğretmen beni neden prens seçmedi ki? Benim ondan neyim eksik" ifadesiyle sınıfsal bir isyanı da farkına varmadan dışa durur.

Öğretmen, öğrencilere bile sormadan yaptığı seçimle, köy içindeki hiyerarşiyi, çocukların üzerinden yeniden üretir. Ve bu da Aslan ve Osman arasında rekabet olmasına, Aslan'ın Osman karşısında kendisini ezilmiş hissetmesine neden olmaktadır.

Ataerkil yapının güçlü bir şekilde hayat bulduğu bu köyde hayvanlara sürekli şiddet kullanıldığına da tanık oluyoruz.

Bu köy halkı için hayvanlar, sadece bir ihtiyacın karşılanması anlamına gelir. Tıpkı bir masa ya da sandalye gibi...

Bol küfürlü diyaloglarda da bu dilin köylüler için normalleştiğini gösteriyor. Ki çocuklar da yetişkinler gibi aynı normalleşmiş (!) dili kullanıyor.

Aslan, içindeki masum ve saf çocukla, bu 'erkek' olma yolunda sancılı adımlarla yürümektedir. Erkek rol modellerinden öğrendiklerini pratiğe uygulamakta oldukça zorlanır.

Köylerindeki köpek dövüşünü diğer erkekler gibi hayranlıkla değil ürkek ve acıyan gözlerle izler. Dövüşte yenilen ve öldüğü sanılan köpeğin başında saatlerce bekler, üstündeki montu çıkarıp köpeğin üstüne örter.

Köpeği alıp eve getirdiğinde annesi onu "Benim Aslan'ım erkek mi olmuş" diye sever... Anne de burada önemli bir faktördür.

Aslan çocuk aklıyla, güçlü bir birey olabilmek için güçlü bir köpeğinin olması gerektiğini, istediklerini ancak şiddet yoluyla alabildiğini gözlemler.

Aslan, yaralı bulduğu Sivas'a sahip olarak hem ailesinin hem de köyün gözünde itibarını artırır. (Tıpkı muhtarın oğlu Osman gibi)

Hâlâ merhametini ve masumluğunu kaybetmeyen Aslan, Ayşe'nin "Neden sen de köpeğini boğuşturmuyon?" sorusuna, "Bizim çocuğumuz olsa sen onu boğuşturun mu? O da bir can" sözüyle cevap verir.

Ama köyde dövüşmeyen köpek, sahibi için bir güçsüzlük göstergesi olduğu için Ayşe'nin gönlüne giden yolda da içsel dünyasında da bir kez daha yenilgiye uğrar Aslan!..

'Erkek' olmakla 'insan' olmak arasında bırakılan (!) Aslan, bu çıkışsızlıkta yine erkeklerin dünyasındaki şiddete yönelir.

Filmin kırılma noktalarından biri de Aslan'ın istemeye istemeye köpeğini, rakibi olan Osman'ın köpeğiyle dövüştürmesidir.

İzleyiciyi büyük gerilim içine sokan bu sahnelerde, köpek dövüşleri üzerinden 'erkekliğin ve gücün' şahlanışına tanık oluruz... Şiddet üzerinden güç elde etme... Güç=statü=saygı

Aslan, Sivas'ın büyük bir dövüşte galip gelmesiyle statüsünü yükseltse de dövüşü kaybeden ve kanlar içinde kalan köpeğe bakıp, "Ayağı kırıldı..." demekten de kendini alamaz.

Yarışta büyük yara alan 'Sivas'a takılır gözleri ve bir daha boğuşturmayacağını söyler fakat "Niye la Aslan. O bir it oğlum, fino değil ki. Herkes yerini bilecek, it de itliğini bilecek. Bundan bir kaçış yok. Sen ona yal veriyorsan o da bunun hakkını verecek" yanıtıyla karşı karşıya kalır!

Uzaklara dalar Aslan... Ve arabadaki teypten şu türkü yükselir... "Hata benim, günah benim, suç benim..."

SUÇ KİMİN?..