CODA olmanın ağırlığı…

Serap ÖZTÜRK 13 Şubat 2017 Pazartesi, 06:20

Daha bir senelik bir dernek olmasına rağmenbir hayli başarılı aktiviteler gerçekleştiren Aykırı Sinema Derneği, çektiği ilk filmi 'CODA' ile kendini ispat etti...

Dernek tarafından düzenlenen Kısa Film Atölyesi'nde yer alan katılımcılar, birçok konu arasından CODA'lı çocukların hayatını seçti ve zorlu ama bir o kadar keyifli çekim sürecinin ardından muhteşem bir proje ortaya çıkardı.

CODA'nın ne demek olduğunu bilmeyen çoğu kişi, bu film sayesinde CODA'nın ne demek olduğunu da öğrendi... Ki ben de onlardan biriydim...

Children Of Deaf Adults'un kısaltması olan CODA, ebeveyni işitme engelli olup kendisi işitme engelli olmayan çocuklara deniyor.

Anne babalarına sürekli tercümanlık yapmak zorunda kalan bu çocuklar, hayatlarında birçok şeyden fedakârlık ediyor, çocukluklarını ise tam anlamıyla yaşayamıyor.

İşte Aykırı Sinema Derneği tarafından çekilen 16 dakikalık kısa film, bu çocukların ve anne babalarının günlük hayatta ne gibi zorluklarla boğuşmak zorunda kaldıklarını anlatıyor.

Dernek yöneticileri ve film ekibinde yer alanlar bir farkındalık filmine imza atmanın mutluluğunu, gururunu yaşadılar.

*******

Katılımcılar atölyede 3 ay boyunca dünya sinema tarihi, senaryo yazımı, kurgu üzerine teori eğitimi aldıktan sonra, gündüzlerini gecelerine katarak güzel ve başarılı bir çalışma ortaya çıkardı.

Filmde oynayan ya da set çalışmalarında yer alan katılımcıların çoğu için ilk sinema deneyimleri olsa da gösterdikleri performans, bu projede ne kadar emek harcadıklarını ortaya koydu.

Filmin galası Konak Kültürevi'nde gerçekleştirildi.

CODA'LI çocuğu oynayan ve kendisi de bir CODA olan Rabia Can, o kadar içten bir oyunculuk sergiledi ki film gösteriminin sonunda yoğun alkış aldı... Bu film Rabia için belki de ileride yer alacağı başka projeler için bir ilk olacak...

Aldığı teşekkür plaketinin ardından duygularını ifade eden küçük oyuncunun heyecanı sesinden anlaşılabiliyordu.

Rabia hem hayatı boyunca gurur duyacağı bir projede yer aldı hem de milyonlarca kişinin yüreğine dokundu...

Filmde anne rolünü oynayan Gökçe Alkan Çayır da bir CODA. Baba rolündeki Ahmet Tan ise işitme engelli.

*********

Galada salonda boş yer kalmazken, konukların çoğu filmi merdivenlerden izledi. Özellikle işitme engellilerin filme ilgisi ve böyle bir filmde sorunlarının ele alınmasından duydukları mutluluk ise görülmeye değerdi...

Türkiye'de ilk kez bu tema üzerine film çekilmesi de Aykırı Sinema Derneği'nin farkındalığını ortaya koydu.

Film, galanın ardından oldukça ses getirdi... Dernek başkanı Ümit Özmen'den edindiğim bilgiye göre, Türkiye'nin birçok yerinden derneğe mailler ve telefonlar gelmiş. Çok duygulandıklarını ve çok mutlu olduklarını ifade eden onlarca kişi, filmin kendi şehirlerinde oynatılması için istekte bulunuyor.

*******

İşte sinemanın etkisi burada ortaya çıkıyor. Birilerinin sesine ses olmak, yüreklerine dokunmak...

Krzysztof Kieslowski'nin dediği gibi, "Sinema hiçbir şeyi değiştirmez; ama insanların birçok şeyi anlamalarını sağlar. Dünyayı değiştirecek olan şey filmler değil, o filmleri izleyen insanlardır."

Aykırı Sinema Derneği ilk kurulduğunda böyle bir misyonla ortaya çıkmıştı... Şimdi çalışmalarıyla da kendilerini ispat ediyorlar.

Popüler filmlere bir karşı çıkış, bir alternatif olarak hayata geçen dernek, bilhassa bu projesi ile ilerideki faaliyetlerinin de mesajını vermiş oldu.

Film aynı zamanda bir dayanışma, kolektif bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıktı. Ekipişi Film Bağımsız Kısa Film ve Sinema Derneği ekipman sağlayarak, Nilüfer Belediyesi mekan tahsis ederek bu dayanışmanın ortağı oldular.

Hatırlatmadan geçmeyelim; Aykırı Sinema, Dernekler Yerleşkesi'nin 4. kuruluş yıl dönümünde "İşbirlikçi En İyi Dernek" ödülünün sahibi oldu.

Yani diğer derneklerle de ortaklaşa çok iyi projeler yürütüyor.

Sözün kısası 'Aykırı Sinema' Bursa'ya çok şey kattı...