Devrim öncesi ve sonrasında İran Sineması

Serap ÖZTÜRK 23 Nisan 2017 Pazar, 09:04

Sinema, tarihi belge niteliğinde olan en önemli sanat dallarından biri olarak tarihten bugüne bin bir zorlukla gelebilmiş, ülkelerin adeta canlı bir fotoğrafıdır.

İran sineması da ülkenin çatışmalarından, darbe döneminden oldukça etkilenmiş aşama aşama gelişerek bugüne gelmiştir.

İran sinemacıları ülkenin ağır baskısı ve siyasi-ekonomik-kültürel çalkantılarıyla mücadele etmiş,  İran sinemasının tüm dünyada kabul görmesini sağlamış, birçok festivalden de ödülle dönmüşlerdir.

Üstelik Hollywood filmlerindeki büyük bütçelerin aksine, küçük bütçelerle ülkenin dönemine ışık tutacak sağlam filmler ortaya çıkarmışlardır.

Mumammed Rıza Şah Pehlevi döneminden, 1979 devrimi ile İslam Cumhuriyeti dönemine geçişte İran sineması adeta doğum sancıları çekmiştir.

1900'lü yıllarda ortaya çıkan sinemanın kurucusu olarak  "Mirza İbrahim Han Akkasbaşi" kabul edilir. Akkasbaşi aynı zamanda, Muzafferüddin Şah'ın Avrupa gezisini çeken "King's Trip to Europe" filmiyle İran'ın ilk yönetmeni kabul edilir.

Bu dönemlerde filmler sadece saray halkını ve zengin kesimi eğlendirmek için çekilirken 1904 yılında Tahran'da kurulan ilk sinema salonu ile sinema halka açıldı. Bu dönemde ayrıca birçok sinema salonu açılmıştır.

1925 yılında açılan ilk sinema okulu ile sinema büyük bir gelişme göstermiştir.

Ovans Oganyan'ın 1930 yılında çektiği  'Abi ve Rabi' ile 1932 yılında çektiği  'Hacı Ağa Sinema Aktörü' İran sinemasının ilk uzun metrajlı filmleri olmuştur.

1933 yılında ise Müslüman yönetmen Abdülhüseyin Sepanta tarafından çekilen 'Lor Kızı' İranlı kadınların rol aldığı ilk film olması yönünden ayrı bir yere sahiptir. Hatta bu filmde kadınların sahnenin gerektirdiği durumlar haricinde peçe ve çarşaf giymeleri yasaklanmış, film büyük ilgi görmüştür.

Sepenta'nın çektiği ikinci uzun metrajlı film ise Firdevsi, İran'ın sansürlenen ilk filmi olma özeliğindedir.

İran'da sinema, gerek Şah Pehlevi döneminde gerekse Humeyni önderliğindeki İslam rejimi döneminde sansüre maruz kalmış, bazı yönetmenler sürgün edilmiştir. İki dönemde de sinema bir propaganda aracı olarak kullanılmış, uzun bir süre 'kafesinden çıkamamıştır.'

"Her gösterimden önce halk, hazır ola geçmek ve milli marşı dinleyerek Pehlevi rejimini öven görüntüleri izlemek zorunda bırakılmıştır."

İslam devrimine geçiş evresinde en büyük darbeyi yine sinema almıştır. (1978-1979)

1978 yılında İran'ın Abadan şehrindeki bir sinema salonunda çıkan yangında 400 kişi yanarak öldü. İddialar olayın bir kaza olmadığı hükümetin ajanları tarafından çıkarıldığı yönündeydi.

 

Humeyni önderliğindeki yeni yönetimde sinema, kırmızı çizgilerle varlık bulabildi.

Humeyni, sinemaları yasaklamak yerine İslami rejimin propagandasının yapılabileceği hale gelmesi için, yatırımlar yaparak desteklemiştir fakat sansür devam etmiştir.

Humeyni sinemayla ilgili düşüncelerini şu sözlerle açıklar:

 "İlkin o filmde telkin edilen değerler İslami olmalıdır. İslami değerler nedir, üzerinde konuşularak bu değerlerin sahasını tespit etmek ve aydınlatmak mümkündür. Elbette namaz kılmayı öğretmek bir İslami değerdir. Ama doğruluk, cesaret ve mukavemet öğretmek de İslami değerlerdendir. Demek ki bu değerleri işleyen ve öven her film gerçekte İslami içeriğe sahiptir. Bu, meselenin bir yönüdür. İkinci husus, o filmde gayri İslami sahneler yer almamalıdır."

1983'te 22 olan film sayısı, 1986'da 57'ye yükselmiştir.

FECR FİLM FESTİVALİ'NDE 6 TÜRK FİLMİ

1982 yılında İran Kültür Bakanlığı'nın himayesinde başlayan Fecr Film Festivali, her yıl İran Devrimi'nin yıldönümünde gerçekleştirilir.

Bu yılki festival 21-28 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek. Festivale Türkiye'den de 6 film katılacak.

Babamın Kanatları (Kıvanç Sezer), Sevmekten (M. Abdülgafur Şahin), Kalandar Soğuğu (Mustafa Kara), Kedi(Ceyda Torun), Rauf (Soner Caner ve Barış Kaya), Güney Kutbu.

 

İRAN SİNEMASININ BAŞARILI ÖRNEKLERİ

KİRAZIN TADI: Abbas Kiyarüstemi'nin Cannes'da Altın Palmiye kazanan ünlü filmi. Kendini bir mezara gömecek birini arayan adamın yolculuğunu anlatan filmde ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgi resmediliyor.

BİR AYRILIK: Asghar Farhadi'nin yönettiği film,  En İyi Yabancı Film Oscar'ı başta olmak üzere  uluslararası birçok ödülün de sahibi oldu. Hem sınıf farklılığını hem de bir çiftin boşanma aşamasını anlatan film övgüye layık.

KAPLUMBAĞALAR DA UÇAR: Bahman Ghobadi'nin yönettiği film, Irak -Türkiye sınırındaki bir mülteci kampında mayınları toplayarak para kazanmaya çalışan çocukların dramına ayna tutuyor.

TAKSİ: İran'da film yapması ve ülkeden çıkışı yasaklanan yönetmen Cafer Panahi'nin 65. Berlin Film Festivali'nde büyük ödül Altın Ayı'yı aldığı film. Panahi'nin yasaklı durumdayken yönettiği üçüncü film. Panahi'nin  Kanlı Altın filmi de Cannes'dan ödülle döndü.

İNEK (GAAV): Dariush Mehrjui, 1969 tarihli İnek filmiyle İran Yeni Dalgasını başlattığı kabul edilir. Film Venedik Film Festivali'nde ödül almıştır.