Fırat Tanış Bursalıların gönlünü fethetti

Serap ÖZTÜRK 03 Aralık 2018 Pazartesi, 05:50

Bir abdal hikâyesi, yol hikâyesi, arayışın hikâyesi...

En insani yanlarımız, itiraf edemediklerimiz, yanılgıya düştüklerimiz ve yaralarımız... Aşklarımız, sevdalarımız, gönül yangınlarımız...

Geçmişten günümüze gelen özlü sözler, hikâyeler, ağıtlar, şiirler, ezgiler yüzleştirir kişileri kendileriyle. En onulmaz, umulmaz, acıyan, törpülemediğimiz, kanayan, acıtan yanlarımıza dokunur;  yeri gelir bir ateş olur, kor olur... Pişmanlıklarımızın, sevdalarımızın, gücümüzün yetmediklerinin acısını en derinden bir yerde hisseder, insan oluşumuzun en acımasız yanlarıyla baş başa kalırız.

Günümüzde kelimelerin anlamsız şekilde yan yana gelmesiyle adına "şarkı" denen, gençliği dejenere eden popüler kültürün müziğine inat, bu toprakların gerçek acıları ve aşklarıyla yoğrulan ağıt ve türküler yüzyıllar geçse de yine varlığını sürdürecek.

****

Fırat Tanış, Donkişot Tiyatro'nun organizatörlüğünde Merinos AKKM'de Bursalılarla buluştu. Salona girenler büyük şaşkınlık yaşadı çünkü izleyicileri sahnede karşıladı Tanış, 'Tanış olmak' için... Anlamak, görmek, ortak, dertdaş, hemhal olabilmek için...

Ve o büyülü atmosferde kendisine eşlik eden çok sağlam bir ekip vardı arkasında. Cem Erdost İleri, Mehmet Taylan Ünal, Eren Erdoğan, Sitar Sertaç Şanlı.

Buradan sayın Tarık Güvenç'e de teşekkürlerimi iletiyorum unutulmaz gece için.

Fırat Tanış, hikâyeleri türkülerle buluşturarak, içsel bir yolculuğa çıkardı herkesi. İzleyenlerin adeta kilitlendiği gösteride müthiş bir performans sergiledi. Ezgileri ve hikâyeleri yorumlayışındaki üstün başarısıyla bir kez daha hayran bıraktı herkesi kendine.

*****

Nedir abdal? Kazaya ve kadere gönül hoşluğu ile boyun eğendir. Günaha en uzak, sevaba en yakın olandır. Onlar tabiattaki sesi ararlar. Kendilerindeki sesi...

 Derler ki bu dünya bir geçittir. Alem-i faneden gelenler, âlem-i ervaha, ordan da âlem-i berzaha göçerler. Amma bilinmez belki her alem buradadır. Alim-i fane de buradadır, âlem-i ervâh da, âlem-i berzah da... Cennet de cehennem de... Belki de biz öyle bir yerden gelip bir yere gitmeyiz. İşte... Yol erbabıyız biz. Dervişiz, divaneyiz... Tabiatın sesini ararız her yerde. Kuşta, börtü böcekte... Tabiatın, insanın sesini... Yol esastır, yol hayattır. Hayat bir yoldur...

Evvel benem ahir benem

Canlara can olan benem

Azıp yolda kalmışlara

Hazır medet eden benem

Bazı sözler vardır karşılığı susmaktır,  bazı davranışlar vardır onları hiç yapmamak en iyisidir, bazı anlaşmazlıklar vardır ki onların üstüne gitmemek en iyisidir. Bir gün sen de kibrin cezbine kaptırırsan kendini, dev aynasında görürsen, eğriye karşı doğruyu, haksıza karşı haklıyı hor görürsen. Abdal bu nefsine yenik düşene derki...

Beni hor görme kardeşim

Sen altınsın, ben tunç muyum?

Aynı vardan var olmuşuz

Sen gümüşsün ben saç mıyım?

Kim düşerse bu aşk ateşine yanarmış. Öyle bir güzellikmiş ki bu, bahçeye girdiği zaman çiçekler ona selam durur, gül utancından kızarırmış...

Bugün ben bir güzel gördüm

Bakar cennet sarayından

Kamaştı gözümün nuru

Onun hüsnü cemalinden...

Bir hikâyeyle bitirelim bu güzel yolculuğu...

İrice bir yakutu olan yolcu bir hana gider ve bir oda tutar. Fakat yolcu odayı paylaşacağı kişinin, o yakutun peşinde olduğunu bilmemektedir. İkisi ahbap olmuşlar. Yolcu gece uyuyunca hırsız odayı talan etmiş fakat yakutu bulamamış. Sabah olduğunda hırsız, yolcuya demiş ki, "Ben nereyi aradıysam bu yakutu bulamadım. Allah aşkına söyle nereye sakladın bu yakutu?"

Yolcu da demiş ki: "Onu senin hiç aklına gelmeyecek bir yere, cebine sakladım... Bütün hazine sende!"