Görülmüştür!

Serap ÖZTÜRK 21 Ekim 2019 Pazartesi, 06:00

Serhat Karaaslan'ın yönetmenliğini yaptığı filmi Başka Sinema'da izleme fırsatı buldum.

Bazı filmlerin sonunda yumruk yemişe dönmüşken bazılarında, "Ne oldu şimdi?" gibi bir soruyla baş başa kalırsınız!

Benim bu filmin sonunda hissettiğim ikincisi oldu.

Kötü diyemeyeceğim gibi çok iyiydi de diyemiyorum. Malzemenin nasıl kullanıldığıyla ilgili aslında. Bazıları çok basit malzemeleri bir araya getirerek muhteşem bir yemek yaratır, bazıları da kaliteli malzemeyi çok iyi değerlendiremez.

Görülmüştür'de muhteşem oyunculuğunu bir kez daha konuşturan Berkay Ateş, infaz koruma memuru 'Zakir' rolünde.

Zakir, mektupları okuyup, sakıncalı görülen yerleri makaslamakla görevli ekibin içinde... Filmin başlangıcı da bu sahneyle açılıyor... "Mektubun başına bakıyoruz bir şey yok, sonuna bakıyoruz orada da normal. Ortasında ise iş değişiyor. Mahkûmlar dışarıyla mesajlaşırken ustaca şifreleme yöntemi kullanıyorlar. O yüzden mektubu satır satır okuyacaksınız..."

Sansür ekibinin bu anlamda çok usta olmadığını, "konjonktür" kelimesini tartışırlarken anlıyoruz. "Ne anlama geliyor, silmeli miyiz, silmemeli miyiz?"

Zakir'in o kamusal alana çok da ait olmadığını, belirli mesajlarla ve görüntülerle anlıyoruz. 

Zakir'i memuriyet dışında bir de yazarlık kursunda görüyoruz. O, kursta gördüğü eğitimle hayal ettiklerini apaçık kâğıda dökerken, hayatının bir diğer alanında ise hayal edilenleri kesiyor, biçiyor, kırpıyor.

Üniformasını iş dışında giymemesi, kurstaki arkadaşından asıl mesleğini gizlemesi, Zakir'in işini sevmeyerek/hatta utanarak yaptığını apaçık gösteriyor.

O, kendi alanında iş bulamadığı için polislik ya da infaz koruma memurluğunu seçmek zorunda kalan yüzlerce kişinin aynasını tutuyor bize.

İçinde olduğu dünyaya ait olmayan, sıkışmış bir karakter. Aynı sıkışmışlık hissini demir kapıyla sıkı sıkıya korunan evde de görüyoruz. İşte kurallarla 'hapsedilen' Zakir, evde de anne korumacılığından boğuluyor.

Sistemin çarklarıyla açıktan açığa sorunlu gibi görünmeyen Zakir, barışık da değildir. Hatta çıkarları uğruna sistemin aygıtlarını kullanmaktan da geri kalmaz. Bu yolla Selma'nın mahremiyetine dalar.

Bir gün okuduğu mektuplardan çıkan bir fotoğrafa takılır ve onun üzerinden öykü yazmaya başlar. Üç kişinin yer aldığı fotoğraftaki kadın, mahkûmlardan birinin eşidir.

O günden sonra Selma (Saadet Işıl Aksoy) Zakir için bir takıntı haline gelir. Sürekli gözetlediği Selma'nın hamile olduğunu anladığında acı gerçeğe de ulaşır.

Kayınpederinin tecavüzüne uğrayan Selma, filmde çok az konuşsa da mimikleri ve bakışlarıyla kısık bir sesle çığlık atar... Bunu duyan da Zakir'dir.

Aile içinde tecavüze uğrayıp hayatları mahvolan yüzlerce kadından biridir Selma...

Üzeri örtülen olayların nerelere vardığını gösteren, cezaevine mahkûmların değil de memurların gözünden bakan yönetmen güzel bir iş çıkarsa da malzemesini daha iyi şekillendirebilirdi diye düşünüyorum.