İki duvarın arasında tam 30 yıl...

Serap ÖZTÜRK 04 Mayıs 2020 Pazartesi, 04:10

Koronavirüs nedeniyle izole olmak zorunda kaldığımız bu günlerde, herkese ders niteliğinde olacak bir filmden bahsedeceğim.

"Evde durmaktan sıkıldık, hapis gibi tıkıldık içeri" diyebilirsiniz. Darbe dönemleri haricinde yakın tarihte böyle olağanüstü bir durumla karşılaşmadığımız için, bu durum ilk deneyimimiz olabilir.

Fakat salgını en kısa sürede atlatabilmek için de herkesin bu zorluğa katlanması şart... Şımarıklığın anlamı yok. Herkesin canı var ve herkes dışarı çıkıp gezmek tozmak istiyor. Ancak bu sürede sabredip, keyfimizden biraz ödün vererek bu süreci atlatabiliriz.

Yaklaşık 1.5 aydır çoğu kişi zorunlu ihtiyaçlar haricinde dışarı çıkmadı ve sorumluluğunu yerine getirdi. Bu kesim, süreci en olgun şekilde geçirmeye çalışıyor. Kimileri de sanki her şey güllük gülistanlıkmış gibi kendini çarşıya pazara attı...

İşine evden veya ofisinden devam edenlerin ise zaten sıkılmaya vakti olmadı.

Sosyal hayattan kopup eve tıkılmak elbette sağlıklı bir durum değil; bunun normal olduğunu söylemiyorum. Ama bu süreci çekilmez hale getirmemek de yine bizim elimizde.

Birazdan okuyacağınız hikâye, evde balkonu, interneti, kitabı, dergisi, televizyonu, yiyeceği vs. her türlü imkânı varken "patladım, öldüm, bittim" naraları atan, 3-5 ay sabredemeyen vatandaşlara ders niteliğinde...

'SONSUZ SİPER'

Yıl 1936!

Dünyanın 3 faşist diktatöründen biri olan Franco'nun ülkesi İspanya'da iç savaş koşulları hâkim. Cumhuriyetçilerin kendilerinden sonra yönetime geçen Milliyetçiler dönemindeki yaşam savaşını evli çift üzerinden anlatan filmin yönetmen koltuğunda Jon Garaño oturuyor.

Cumhuriyetçi Higinio'yu Antonio de la Torre, eşi Rosa'yı ise Belén Cuesta canlandırıyor.

Higinio'nun ismi arananlar listesindedir. Milliyetçi grubunda olan Gonzalo ise kardeşinin ölümünden sorumlu tuttuğu Higinio'dan intikamını almaya, onu yakalatmaya niyetlidir.

Misillemeden korkan Higinio, kaçma girişimi başarısız olunca bir müddet evinde yaptığı gizli bir bölmede saklanır. Bölme dediysek bir hücre büyüklüğünde. Kısa sürede de eşi Rosa'yla Portekiz'e gitmenin yollarını arar. Onları yurt dışına çıkaracak kişi de yakalanınca evdeki hapishane süresi uzar da uzar.

Rosa, eşinin yerini öğrenmek isteyen güvenlik güçlerinden günlerce işkence görür.

Çift, baskıların artması üzerine, Higinio'nun babasının evine taşınır. Hapishane günleri burada devam eder. Genç adam, bu evde dolabın arkasında, duvarların arasında tam 30 yılını geçirir. Ta ki eski savaş suçlularına af çıkana kadar!

Higinio 30 yıl boyunca o küçücük yerde sadece radyo, kitap ve takvim gibi çok az eşyanın bulunduğu yerde hayatını devam ettirir. Tüm ihtiyaçlarını da orada karşılar.

Bu yıllar süren tecrit döneminde eylemlerinin doğruları ve yanlışlarını da sorgulayan Higinio için en etkileyici cümle şu olur:  "Çok az insan, buna senin kararlılığınla katlanabilirdi."

Higinio'yla birlikte eşi ve çocuğu da bu iç savaştan nasibini alır.

Çevresine sürekli yalan söylemekten bıkan çocuk bir gün babasının karşısına geçer:

"Sen gerçekte kimsin baba? Senin muhbir olduğunu söylüyorlar. Birçok kişi bu yüzden ölmüş. Eğer seni koruyacaksak kim olduğunu, ne yaptığını bilmemiz gerekiyor. Eğer suçlu değilsen orada yıllarca saklanman normal bir şey değil. Diğerleri cephede savaşıp ölürken korkaklar saklandı işte. Çocukluğumdan beri bu şekilde yaşamaktan bıktım."

 "Bütün savaş suçlarını bizim gibi kayıp olanlara yüklediler. İşte gerçek olan bu..."

Filmin en vurucu sahnelerinden biri de bu baba-oğul yüzleşmesi oldu benim açımdan.

Ve filmin sonu... 1969'da af çıkar; Higinio gibi yıllarca evde saklanmak zorunda kalan Cumhuriyetçiler için artık özgürlük vaktidir.

Fakat 30 yıl toplumdan uzak kalan Higinio'ya özgürlüğün kapısı o kadar kolay açılamayacaktır!

Af yasasının çıkmasıyla, onlarca kişinin evde yıllarca saklandığı ortaya çıkar. Kimileri 30 yıldan da fazla... Bu insanlara 'köstebek' lakabı verildi.

Sonsuz Siper, zaaflarımızla, güçlü-güçsüz yanlarımızla yüzleşmemizi sağlaması açısından gerçekten sağlam bir yapım.

İyi seyirler...