Kadının meta olma durumu yeniden nasıl üretiliyor?

Serap ÖZTÜRK 12 Mart 2017 Pazar, 08:52

Orhan Kemal'in aynı isimli kitabından uyarlanan 'Tersine Dünya' adlı oyunda, kadın ve erkek rolleri yer değiştiriyor.

Nilüfer Belediyesi'nin sahnelediği bu muhteşem oyun, kadın ve erkek rollerini 'tersine çevirerek', ezberlerimizle yüzleşmeye davet ediyor...

Erkeklerin eşleri tarafından evden kovulduğu, dayak yediği, tacize uğradığı bir hayat nasıl olurdu?

Peki ya laf atan, taciz eden, tartaklayan taraf kadınlar olsaydı?

Sanat toplumların kambur taraflarını gün yüzüne çıkardığı ölçüde sanattır.

Geçtiğimiz hafta 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ydü... Herkes bir şeyler yazdı çizdi; sosyal medyada "Kadınlar çiçektir, böcektir" mesajları verildi...

Peki 8 Mart Kadınlar Günü gerçekten kutlanması gereken bir gün mü, yoksa öldürülen, tecavüze uğrayan, aşağılanan, yok sayılan kadın sayısının gün be gün neden arttığı üzerine düşünmemiz gereken bir gün mü?

Toplumsal bir yara olan kadın-erkek sorununun nedenlerine göz atarken tarihe gitmemizde fayda var.

İlkel kominal toplumlarda belirli bir işbölümü mevcuttu. Erkek dışarıda avcılıkla, kadın ise toplayıcılıkla uğraşırdı. Ve anaerkil bir sistem mevcut idi... Çocuğun sadece annesinin kim olduğu bilinirdi.

İnsanlar kominal şekilde sadece yaşamını devam ettirebilecek kadar gıdayı toplarlar, herhangi bir birikim ya da fazla üretim söz konusu değildi.

Yüzyıllar sonra, toprağa düşen tohumları fark etti insanoğlu... Tarım başladı, bununla birlikte yerleşik yaşam...

Tarımın başlaması, hayvanların tarımda kullanılması,  madenlerden tarım aletlerinin icat edilmesi ile üretim de pratikleşmeye başladı.

Toplumsal işbölümünde insana daha az, kas gücüne ise daha çok ihtiyaç duyulmaya başlandı.

Özellikle bu süreç kadını bir adım geriye iterek, anaerkilliğine gölge düşüren en önemli tarihi evre oldu.

Özel mülkiyetin ortaya çıkması ile miras sorunu da baş gösterdi. Servetin babadan oğula geçmesi için  tek evlilik kuralı geçerli olmaya başladı... Analık hukukunun yerini babalık hukuku aldı.

Kadın yüzyıllar süren bu tarihi evrelerle birlikte eve hapsoldu ve sadece ev işlerine, çocuk bakıcılığına indirgendi.

Kadın ve erkek davranışlarını daha iyi analiz etmek için tarihi- toplumsal yapıyı iyi bilmek, erkek şiddetinin öğretilmiş kodlardan geçtiğini bilmemiz gerekiyor...

Kadınların bir meta gibi görüldüğü toplumumuzda, bize çok basit gibi görünen bazı gelenekler, davranış kalıpları ve söylemlerin hepsi kadının toplumdaki aşağılayıcı konumunu besleyen niteliktedir.

"Kız alıp-vermek", "erkek sözü", "adam gibi adam", "bilimadamı", "kız gibi ağlama", gibi kalıplaşmış ve günlük hayatta sıkça kullanılan (ideolojik olarak yeniden üretilen) bu terimlerin tesadüfi ve öylesine kullanılan basit sözcükler olmadığını bilmemiz gerekiyor...

Yeniden üretilen ideolojik sistem aracılığı ile kadın zayıf, korunmaya muhtaç, namusun karşılığı, zeka yoksunu olarak konumlandırılmakta, toplumda pasif konumda bırakılmaya, erkek iktidarının yeri sürekli korunmaya çalışılmaktadır.

Kadının iş hayatındaki yeri eskiye nazaran daha çok artsa da ağırlıklı olarak "çekiciliği" kullanılmaktadır.

Ev eşyaları reklamlarında, kadının ev içindeki rolü pekiştirilmekte, iyi anne-eş vurgusu sürekli ön planda tutulmaktadır.

Yiyecek, giyecek, kozmetik ürünleri gibi tanıtımlarda ise kadının "dişiliği" özellikle kullanılmakta, tüketim kültürü içindeki bu yerinde kadının zekasına ya da toplumsal yaratıcılığına dair hiçbir özelliğine rastlanılmamaktadır.

Spor haberlerinde çekici kadın spikerlerin yer alması, tartışma programlarında ise modaröter görevinden çok fazla öteye gidememesi tesadüf değildir.

Sistem tarafından kadının bu konumları yeniden üretilmekte, toplumun en küçük yapı birimi olan ailede kadın, küçük yaştan itibaren belli kodlarla yetiştirilmektedir

Evdeki "baba" hakimiyetini, evlenince "eş" devralmakdır. Hakimiyetini her daim koruma çabasında olan erkek, konumunun sarsıldığını hissedince en son çare ve en güçlü yöntem olarak şiddete başvurmaktadır...

Evlilik kurumuna da bakacak olursak, mal varlığı evliliğin ön koşulu olmakta, yalnız bu sadece erkeğe şart koşulmaktadır.

Eş adayı erkeğin en kötü bir evi olmalı, kadının da çeyizi tam takır olmalıdır.

Erkeğin evin yanında arsa, araba vs. varsa, tam evlenilecek ideal adaydır.

Evlilik öncesi erkeğe yüklenen para-güç çatısındaki hakimiyeti, evlilik sonrasında da erkeğin bu konumunu güçlendirmekte, cinayetlerin görünmeyen yüzü olmaktadır.

Kadın cinayetlerine ya da tecavüzlere yönelik çözüm olarak gösterilen "pembe otobüsler", kadını daha fazla aşağılamaktan öteye gidemez.

Bugün pembe otobüsler, yarın kadının belli saatlerde dışarı çıkamamasına, sonrasında yanlarında erkek olmadan dışarı çıkmamasına kadar götürecektir.

Kadını tecrit etmek cinayetle eşdeğerdir.

 

**********FİLM TAVSİYESİ********

'İTAAT VE GÜÇ' ÜZERİNDEN TÜRKİYE TABLOSU: SARMAŞIK

"Direkler eğik, burnumuz batmış suya;

İnsan düşmanının sillesinden kaçar ya

Soluğunu ensesinde duya duya

Ve koşar başını hiç kaldırmadan,

Gemi öyle koştu, rüzgar öyle coştu:

Kaçtık güneye hiç durmadan."

Samuel Taylor Coleridge'ın "The Rime of the Ancient Mariner" (Yaşlı Gemici) isimli şiiriyle başlıyor film...

Gelelim konusuna...

Angola'ya gidecek olan Sarmaşık isimli gemi, sefer halinde iken geminin armatörü iflas eder. 

Birçok çalışanın gitmesine izin verilse de 6 kişi gemide kalır... 5 mürettebat ve kaptan...

Maaşlarını alamamalarının yanında stoktaki yiyecekleri de tükenmekte, gemiden ne zaman ayrılacaklarını ise bilememektedirler. Mürettebatın kendi arasında ve ayrıca kaptanla aralarında bir güç-hiyerarşi çatışması baş gösterir.

Etnik, kültürel farklılıklara sahip 5 karakter, bu gerilimde nasıl davranış kalıpları sergileyecek?

Bir bilinmezlikle geçen 3 aylık süreçte, gün geçtikçe olaylar çok tehlikeli duruma doğru evrilmekte, mürettebat adeta aklını yitirme noktasına gelecektir.

Bu çıkmaz ve belirsizlik içinde, kaptanın otoritesini ve gücünü yitirmemek adına her geçen gün daha da belirginleşen, "azgınlaşan" baskısı çerçevesinde, "gemi" ile bir "Türkiye portresi" sunmaktadır Karaçelik...

Kaptanın güç gösterisi ve mürettebatını "itaat" altına alma hırsı... Bir iktidar savaşı...

Tolga Karaçelik'in Sarmaşık filmi, 2015 Altın Portakal'da En İyi Film Ödülü'nün sahibi olurken; Nadir Sarıbacak En İyi Erkek Oyuncu, Tolga Karaçelik En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo Ödülü'ne layık görüldü...