‘Onların diz hizası, bir çocuğun baş hizasıdır’

Serap ÖZTÜRK 19 Mart 2017 Pazar, 06:17

Ilan Hatsor'un 1990'da İsrail'in Filistin işgali sırasında yazdığı ve dünyanın birçok ülkesinde sahnelenen oyun, Adranos Tiyatro tarafından Bursa'da sahneye taşındı.

Yönetmenliğini İzzet Boğa'nın yaptığı oyun, Filistin'de savaşın yol açtığı yıkımları 3 kardeşin (Naim-Aykan Yılmaz,  Davut-İzzet Boğa, Halit-Tarık Şenocak) hayatı üzerinden anlatıyor.

En büyük kardeş olan Davut, vatanına ihanet eden bir işbirlikçi; Naim, Özgür Filistin komitesinde yer alan ortanca kardeş; en küçükleri Halit ise, ailesinden hiç kimsenin ölmemesini isteyen, bir orta yol bulmaya çalışan ve iki kardeşi bir araya getiren karakterdir.

Olaylar, Davut'un hainliğinin ortaya çıkması ile başlar... İsrail gizli polisine muhbirlik yapan Davut, komitenin kara listesine girer ve hakkında ölüm kararı çıkar...

Naim, Davut'un işbirlikçi olduğunu bilir fakat inanmak istemez. Komiteden önce ağabeyini kendisi sorgular ve Davut'un ağzından "Ben işbirlikçi değilim, vatanımı satmadım" sözlerini duymak ister.

3 kardeşin yüzleştiği, gerçeklerin ortaya döküldüğü olaylar zinciri, yerini Davut'un her şeyi itiraf ettiği sahneye bırakır...

Naim'in sorgusu karşısında köşeye sıkışan Davut, çözülmeye başlar ve kendince neden böyle bir hainliğe düştüğünü anlatmaya çalışır...

İtiraf eder, çünkü ailesini geçindirmek zorundaydı (!)

Bütün ailenin geçimini o sağlamaktadır. Hayatta kalabilmek, ailesinin güvenliğini sağlayabilmek için bunu yapmıştır... Ve o da kardeşi Naim'i suçlamaktadır.

Davut'a göre, komitedeki katı kurallar onları yönlendirmektedir; aileleri için fedakârlık yapan, alın teri döken Naim değil kendisidir...

Savaşın aile bağlarını nasıl darmadağın ettiğini anlatan oyun, idealler, namus, bağlılık, vatan, ihanet, çaresizlik kavramlarını üzerinden var oluyor.

Naim'in ağabeyini sorgularken söyledikleri oldukça dikkat çekiciydi: "Bugün vatanına ihanet eden, yarın ailesine de ihanet eder..."

Bağımsız bir vatan ve özgür bir gelecek için savaşmayı tercih eden Naim mi, yoksa durumu kabullenmiş, aile sorumluluğu ile hareket eden ve onları korumaya çalışan Davut mu haklıdır?

Veya en sonunda abisinin komite tarafından öldürülmesindense abisini kendi elleriyle öldürmek zorunda kalan Halit mi..?

Oyunun irdelenmesi gereken ve dikkat çeken noktalarından biri yazarın İsrailli oluşu...

Bir grup eleştirmen, Filistin trajedisinin İsrailli bir yazarın gözünden anlatılmasını hoşnutlukla karşılarken, bir diğer grubun görüşü ise, yazarın oyunda İsrail'in politikasına yönelik herhangi bir noktaya ya da savaşın nedenlerine değinmediği, Filistin ve İsrail gerçekliğinin yeterince hissettirilmediği, yazar tarafından "Filistinliler İsrail'e mecburdur" izleniminin ön plana çıkarıldığı yönünde...

Yazarın İsrail'in emperyalist politikasına ve Naim'in ne için savaştığına yer verilmemesinin tartışmaya değer bir konu olduğunu düşünüyorum...

********

Naim en küçük kardeşleri Nazif'i komiteyle birlikte geçit törenine götürmüş, Nazif burada İsrail ordusu tarafından vurularak öldürülmüştür...

Davut Naim'e mahkeme kağıdını gösterir.

Naim:

 "Her şey kanunlara kurallara uygunmuş. Çünkü diz hizasında ateş etmişler. Onların diz hizası, bir çocuğun baş hizasıdır. Boşuna yorma kendini vakit kaybı... Haa siz adaleti gerçekleştirecek başka bir yol bulmuşsunuzdur hiç kuşkusuz..."

****

3 oyuncu, sahnede izleyicinin oyuna olan dikkatinin dağılmasına izin vermeden müthiş bir duygu yoğunluğu oluşturuyor. Özellikle İzzet Boğa'nın oyunculuğu, izleyicide "Davut haklı mı haksız mı?" sorgulaması yaptırması açısından takdire şayan... Oyunun geçtiği mekan ve kullanılan dekorlar da anlamlıydı...

Adranos Tiyatro'nun "Maskeliler" yanında "Memd'ali" ve "Sardalya" oyunlarını da izlemenizi tavsiye ederim.

Maskeliler'i izleyemeyenler için, 24 Mart Cuma Uğur Mumcu Sahnesi'nde saat 20.00'de tekrar sahnelenecek.

 

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

 

ÖZGENTÜRK: "İDAMLA YARGILANDIM"

Nilüfer Belediyesi bu ay yine Türk sinemasından çok değerli bir ismi ağırladı.

Kalbin Zamanı, Balalayka, Sır, Mektup, Yer Çekimli Aşklar, Çıplak, Su Da Yanar, Bekçi, At, Hazal, Yasak, Ferhat filmlerinin usta yönetmeni, aynı zamanda Selvi Boylum Al Yazmalım filminin Senaristi Ali Özgentürk Konak Kültürevi'nde sinemaseverlerle buluştu.

Geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden Tarık Akan'ın oynadığı, Japonya, ABD ve Almanya sinemalarında da gösterilen "Su Da Yanar" film gösteriminin ardından keyifli bir söyleşi gerçekleşti.

Usta yönetmen önce "Su da Yanar" filminin hikâyesini anlattı.  1985 yılında "At" filmiyle Tokyo'daki film festivalinde 1.'lik ödülü aldığını söyleyen yönetmen, ödülün akabinde Japonlarla ortak film çekmek için yazdığı senaryonun (Nazım Hikmet'in hayatı üzerine...) komünizm propagandası yaptığı gerekçesi ile kabul edilmediğini anlattı.

Daha sonra Nazım Hikmet'in hayatını çekmek isteyen bir yönetmeni yazdığını ve ortaya "Su da Yanar" filminin çıktığını söyleyen yönetmen,  Japonların Türkiye'deki siyasi gelişmeleri çok yakından takip ettiklerini bunun da kültürel çalışmalara etki ettiğini belirtti.

Nazım Hikmet'in filmini çekmek isteyen fakat proje için fon bulamayan idealist bir yönetmenin hayatını anlatan film, 1987 yapımı.

Çok istediği projeyi hayata geçiremeyen yönetmen, karısı ve sevgilisi arasındaki sıkışmışlıkla birlikte git gide bunalıma doğru sürüklenir...

Yönetmenin "lanetli filmim" diye nitelediği yapıt,  önce Anadolu'da, daha sonra da İstanbul'da yasaklanır ve kopyaları toplatılır.

Özgentürk daha sonra bu filmden dolayı idamla yargılanır; ilk mahkemede de serbest bırakılır...

Türkiye'de hikaye sinemasının yok denecek az olduğuna da vurgu yapan Özgentürk, popüler sinema üzerine de fikirlerini belirtti.

Recep İvedik filmlerinin hem en çok izlenen filmler arasında yer aldığını hem de belli bir kesim tarafından aşağılanıp keskin bir dille reddedildiğini söyleyen Özgentürk, "Bu kadar çok izlenen bir filmi aşağılamaya hakkımız yok. Evet, insani meselesi olan filmler çok az. Fakat bu filmin de neden bu kadar izlendiğini anlamak gerekiyor. Hafif-kaba komediler bu ülkede alıcı buluyor. Filmlerin hangi beklentilere cevap verdiğini iyi tespit etmek gerekiyor. İnsanlar bu filmlerde günlük sıkıntılardan uzaklaşıp eğlenme ihtiyacını karşılıyor" dedi.

 

***********FİLM TAVSİYESİ*********

12 ANGRY MAN (12 KIZGIN ADAM)

1957 ABD yapımlı filmin hemen hemen tamamı tek bir odada geçiyor. 18 yaşındaki bir genç, babasını öldürmek suçundan idamla yargılanır. Hakim son sözü 12 kişilik jüriye bırakır. Yani bir gencin hayatı bu 12 kişinin vereceği karara bağlıdır.  Jüri heyetinin tamamının aynı yönde karar vermesi gerekmektedir.

Hepsi farklı mesleklerden, kültürlerden gelen bu 12 jüri üyesinden 11'i çok kısa bir süre içinde çocuğun katil olduğunu savunup idamını ister fakat 8. jüri üyesi "konuşmalıyız" diyerek tek muhalif kişi olarak filmin en önemli karakteri haline gelir... Zira olayın seyrini değiştirecek de bu kişidir.

Jüri üyelerinden bir tanesi bir an önce kararın alınıp maça yetişme derdinde, bir diğer üye ise çocuklardan nefret ettiği için, bu gencin idamına onay vermekte zorlanmamaktadır.

Filmin akışında 8. jürinin olayı detaylı irdelemesiyle diğer jüri üyelerinin de fikirleri değişmeye başlar ve filmin sonunda derin bir tartışma sonucu çocuğun suçsuz olduğuna karar verilir.

Filmin bütününde Amerikan sitemindeki tüketim kültürü, bencillik, hırs, güç kavramlarının insan hayatları üzerinde ne kadar etkili olduğunu ve bir kişinin dahi "sorgulayıcı" "ısrarcı" özeliğinin neleri değiştirebileceğini görüyoruz.

Önyargının ne kadar tehlikeli noktalara gidebileceği üzerine işlenmiş en iyi filmlerden biri olduğunu söyleyebilirim.

Ki en başta görgü tanıkları ve çocuğun olay gecesi başına gelenlerin hemen hepsi, çocuğun katil olduğu yönündedir.

Fakat tek bir kişinin önyargıdan uzaklaşıp diğerlerini tartışmaya zorlaması, 18 yaşındaki bir genci ipten almıştır...

 

- Yani sen çocuğun suçsuz olduğunu sanıyorsun öyle mi?

+ Bilmiyorum, ama olabilir de.

- Seni tanımıyorum ama eminim hayatında hiç bu kadar yanılmamışsındır. Zamanımızı boşa harcıyorsun. Bırak gidelim.

+ Varsayalım yargılanan sendin, ne yapardın?

- Ben varsayım yapmakla uğraşmam dostum. Ben sadece bir işçiyim. Bir deneyeyim. Varsayalım sen hepimizin fikrini değiştirdin ve çocuk babasını gerçekten bıçaklamış, buna ne dersin?

 

Küçük bir not... Bir solukta izlerseniz,  hikayenin akıcılığını bozmadan bütüne daha iyi hâkim olabilirsiniz. Filmde tansiyon sürekli yüksek olduğu için mola vermeden izlemenizi tavsiye ederim.