Ötekileştirmenin rahatlığı ve gücü neden kaynaklanıyor?

Serap ÖZTÜRK 18 Mayıs 2020 Pazartesi, 04:05

Toni Morrison, Ötekilerin Kökeni'nde, özellikle siyahilik üzerinden giderek, yabancı kavramının nasıl türediğini, hangi yöntemlerle varlığının sürdürüldüğünü irdeliyor. Bunu yaparken de bazı yazarlardan alıntılar yapıp, dehşet verici olaylardan kesitler sunuyor.

Ta-Nehisi Coates, kitabın önsözünde, Barbara Fields ve Karen Fields'in "Irk Kerameti" kitabından yaptığı alıntıda şunu söylüyor: "Amerikalıların etken bir eyleme işaret eden 'ırkçılık' kavramı yerine, etken bir eyleme işaret etmeyen 'ırk' kavramını kullanarak, ırkçılığı yok saymaya çalıştıkları iddia ediliyor."

Irkçılığın, ırk kavramından daha önce kullanıldığını ve bunun birçok akademik çalışmada ortaya konulduğunu söyleyen Ta-Nehisi Coates, "Eğer ırk denilen şey genlerin ya da tanrıların veya her ikisinin de işiyse o zaman rahat olabiliriz diye düşünmeye başlıyoruz. Sorunu çözemediğimiz için kendimize kızmamız gerekmez... Kendi kabilemizden olmayanı dışlama ve düşman görme eğiliminin çok uzun bir tarihi var. Tıpkı zenginlik, sınıf, cinsiyet ve ırk da insanlar arasında ayrım yaratmak için kullanılan araçlar. Bu araçların her biri iktidarla doğrudan ilişkili" diyor.

Brube Baum ise ırkı iktidarın bir sonucu olarak görüyor.

ZENCİLERİN HASTALIKLARI!

Peki, neydi yıllar boyunca milyonlarca insanın acı çekmesine, bir diğer kesimin de refah içinde yaşamasına neden olan faktörler?

Toni Morrison, köle sahibi Samuel Cartwright'in "zenci ırkta görülen hastalıklar ve bu ırkın kendine has özellikleri" üzerine, New Orleans Tıp ve Cerrahi dergisinde yayınlanmış makalesini aktarıp çok çarpıcı tespitler ortaya koyuyor.

Cartwright'in akla zarar, hayal ürünü açıklamaları şu şekilde:

"Değişmez fizyolojik yasalara göre kaideyi bozmayan birkaç istisna dışında bütün Zencilerin zihinsel melekeleri; ancak beyazların otoritesi altında ahlâk bilgisi edinmelerini, dini veya başka türlü bir eğitimden yeterli ölçüde faydalanmalarını sağlayacak kadar canlandırılabilir. Zenciler doğaları gereği tembel oldukları için dışarıdan bir zorlama olmadıkça hayatlarını pinekleyerek geçirir. Hep hareketsiz kaldıkları için de ciğerlerini tam doldurmaz, ağır ağır nefes alıp verirler. Beyinlerinde dolaşan siyah kanı, zihinlerini cehalete batıl inanca ve barbarlığa mahkûm eder. Medeniyetten, ahlâki değerlerden ve dini hakikatten bir haber yaşayıp giderler."

Morrison bu durumda, "Öyleyse köle sahipleri, başa bela üstelik yük olan bu kişileri çalıştırmak için neden bu kadar hevesliydiler?" sorusunu soruyor ve köle sahiplerinin cephesinden şu cevabı veriyor:

"Çalıştıkları takdirde hem kendilerine hem de köle sahibine faydalı olabilmeleri için. Yani aslında hem kölelere iyilik yapılıyordu, hem de çalıştırılarak ülke için zengin kaynakların işlenmesi sağlanıyordu."

Kişinin kendini tanımlayabilmesine yarayacak bir yabancı saptamak ihtiyacı ve bu farklılığın sunduğu avantajlardan faydalanabilmesi için bilimsel ırkçılığın araç olarak kullanıldığını belirten Morrison, insanın ötekileştirmeyi görerek öğrendiğinin altını çiziyor.

BEYAZA 'EDEBİ' HİZMET

Peki, uluslar nasıl oldu da bu yoz uygulamayı yüzyıllar boyunca sürdürmeyi başardı? Bunda birinci etken kaba kuvvet, ikincisi de köleliği romantikleştirmek oldu.

Bu etkenleri iki örnek üzerinden anlatıyor.

1750'li yıllarda yaşamış Thomes Thistlewood adlı köle sahibinin günlükleri inceleniyor. Thistlewood, günlüklerinde, gündelik işlerinin yanı sıra kölelere tecavüzlerini de not ediyor. Yani bir şeker kamışının fiyatı ile o gün hangi kadını istismar ettiği aynı dille anlatılıyor. Ne zaman, ne sıklıkla ve özellikle nerede cinsel ilişkiye girdiğini not ediyor. Tabii burada herhangi bir rıza söz konusu değil.

Nasıl romantikleştiriliyor?

Çoğu edebi yapıt da iktidara hizmet ettiği için, köleliği hem meşrulaştırıyor hem de dönemin koşulları ve ihtiyaçlara göre biçim değiştirebiliyordu.

Örneğin Harriet Beecher Stowe adlı yazar, okur kitlesi olan beyazlara çalışıyor. Beyaz efendilerin içlerindeki gizli korku da bir şekilde törpülenmeli, Zencilerin aslında korkulacak kişiler değil, iyi davranıldığı koşulda hizmete her daim hazır, içgüdüsel olarak iyiliğe meyleden kişiler olduğu gösterilmeliydi. Çünkü o dönemde hiçbir beyaz tereddüt taşımadan onların muhitine giremezdi.

Stowe, "Tom Amcanın Kulübesi" adlı öyküsünde siyahinin evini davetkâr bir dille resmeder. İçinde sıcak bir yuva, birbirlerini çok seven aile bireyleri vardır. Stowe öyküsünde beyaz okurunu rahatlatmaya çalışır, onların bu ihtiyacına hizmet eder.

ÖTEKİ OLMA KORKUSU!

Yazar özellikle o dönemlerde siyahileri aşağılamak için "marsık" sözcüğünün de çok sık kullanıldığını belirtiyor.

Ötekileştirmenin rahatlığı, gücü neden kaynaklanıyor?

"Ait olma duygusunun yarattığı heyecandan mı? Kendinden daha büyük bir şeyin parçası olmanın ve dolayısıyla daha güçlü olmanın verdiği heyecandan mı? Öncelikli fikrim ötekileştirmenin bir yabancıya duyulan toplumsal/ psikolojik ihtiyaçtan kaynaklandığı yönünde; yalnızlaşmış benliği tanımlamaya yarayacak bir ötekine duyulan ihtiyaçtan..." diyor Morrison.

Ona göre, bireyler ötekine dönüşme korkusu taşır. Köleyi yabancı bir türmüş gibi sunma eğilimi aslında kendisinin normal olduğunu kanıtlamaya yarayan bir araç. "Güçsüz olmadığımı görün diye eziyet ediyorum bu zavallılara..." der köle sahibi beyaz adam.

Yabancının halinden anlamak tehlikelidir çünkü yabancıya dönüşme ihtimali vardır. Kişiyi ırk vasıtasıyla elde ettiği statüyü kaybetmesi demek, kabul görmüş ve değer atfedilmiş farklılığını kaybetmesi demektir.

Buna örnek olarak yazar, bir köle sahibinin görece biraz daha iyi davrandığı kölelerine, dul kaldıktan sonra daha şiddetli işkence ettiğini, yani dul kaldığı için kaybettiği nüfusunu kazanmak için onlara daha kötü davrandığını söylüyor.

"Yabancı diye bir şey yok, bizim farklı yüzlerimiz var. Bu yüzlerimizin çoğunu benimsemiyoruz hatta birçoğundan kendimizi sakınmak istiyoruz. İçimize korku salan da esasen tanıdığımız ama görmezden geldiğimiz bu benliklerimizle her an karşılaşabilecek olmamızdır."

Bir sonraki yazım: 12 Yıllık Esaret filmi. Özgür bir siyahi olarak doğan ama tuzağa düşürülerek köle olarak satılan Solomon Northup'un hikâyesi, gerçek hayattan uyarlama...