Parazit: Pis koku yoksulluğa mı sisteme mi ait?

Serap ÖZTÜRK 11 Kasım 2019 Pazartesi, 06:07

Bu ay beyaz perdeye damgasını vuran film 'Parazit' oldu; herkes bu yapımı konuştu...

Fırsatını bulup sinema salonlarına koşan sinefiller büyük hayranlıkla çıktı.

Güney Koreli Bong Joon-Ho, Parazit'le ülkesine ilk Altın Palmiye Ödülü'nü getiren isim unvanını almayı başardı.

Dram, komedi, korku türlerini barındıran ve bunlarla kurduğu dengeyle izleyiciyi adeta hareketsiz bırakan film, alt ve üst sınıftan iki ailenin yaşam standartları ile tercihleri üzerinden sistem eleştirisi yapıyor.

Yönetmen ilk olarak Napoli banliyösünde yaşayan Kim ailesiyle tanıştırıyor bizi.

Hayata bodrum katındaki evlerinin küçük penceresinden bakan, evlerindeki böceklerden kurtulmak için belediyenin kullandığı sokak ilacına bile muhtaç olan bu aile, sarhoşların her türlü pisliğini o küçük pencereden izlemek zorunda olan milyonlarca hayatlardan bir kesit...

Bong Joon-Ho, yoksulluğun aciz kişiler üzerinden resmedildiği yapımların tersine, ortaya yeni bir şey koyuyor.

Alışagelmiş yoksulluk psikolojisinin ibarelerini değil, tam tersine kendilerini ezdirmeyen ve zekâlarını adeta bir tırnak gibi kullanan karakterler görüyoruz.

Kapitalizm sorgulamasının yapıldığı filmde ailenin tek sermayesinin zekâları olduğunu okumak mümkün.

Onlar için bu bodrum katından çıkmak, sefaletten kurtulabilmek, önlerine çıkan fırsatı çıkara çevirmek tek seçenek...

Kim ailesinin karşısında, zekâlarıyla kolayca kandırdıkları görece daha saf, Park ailesini görüyoruz.

Kim ailesinin oğlu Ki- woo, arkadaşı aracılığıyla ve hileyle Park ailesinin evine İngilizce öğretmeni olarak girer. Ki- woo, kızkardeşini de başka biri gibi tanıtıp sanat eğitmeni olarak aynı eve işe alınmasını sağlar.

Bu iki kardeş planı daha da ileriye götürüp, annelerini hizmetli, babalarını da şoför olarak aldırır.

Park ailesinin evindeki tüm hizmetlilerin yerini alan bu dört kişilik Kim ailesi, yaşam standartlarını yükseltme hayaliyle büyük bir tehlikenin içine sürüklenir.

Yoksulluğun tüm kollarıyla ahtapot gibi sardığı bu aile bireyleri, artık bodrum katındaki o izbe evden çıkmış ve hiç yaşamadıkları bir hayatı (hizmetli olarak da olsa) ilk kez deneyimlemeye başlar.

Derin sınıf çelişkisini ve buna paralel olarak değişen insan davranışlarını işleyen yönetmen, Kim ailesinin verdiği ekonomik/psikolojik savaşı gösterirken bu duyguyu izleyiciye de iletiyor.

Yoksulluğa özgü olarak kabul edilen 'pis koku' da filmin en güçlü metaforlarından...

Ekonomik ezilmişlik, gurur kırıklıkları sınıf öfkesini de beraberinde getirirken, "ahlâk" olgusu iki taraf açısından farklı yönlerde vücut buluyor.

Filmi izlememiş olanlar için sonunu vermekten kaçındım. Konak Kültürevi'nde hâlâ vizyonda olan filmi kaçırmamanızı, bunun yanında aynı yönetmenin 2009 yapımı Ana filmini de mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

Ana filmi de yönetmenin Parazit filmi kadar yakıcı bir yapım...

Parazit'te 'Kokuşmuş olan yoksulluk mu sistem mi?' sorusunu sorarken, Ana'da 'Vicdan mı, analık mı?' ikilemini büyük bir sancıyla sorguluyorsunuz...

İyi seyirler...