Pelin Esmer'le Kraliçe Lear! 'Coğrafya kader midir?'

Serap ÖZTÜRK 09 Mart 2020 Pazartesi, 06:03

Dilini çok beğendiğim yönetmenlerden biridir Pelin Esmer.

Oyun, 11'e 10 kala, Gözetleme Kulesi, İşe Yarar Bir Şey ve son olarak da Kraliçe Lear'la çıktı sinefillerin karşısına.

Nilüfer Konak Kültürevi'nde film gösteriminin sonunda konuklarla söyleşen Esmer, Kraliçe Lear'ın öyküsünü ve yapım aşamalarını anlattı.

'Kraliçe Lear', yönetmenin 2005 yılında çektiği ve Mersin'de köylü kadınların kurduğu tiyatro grubunun hikâyesini anlatan 'Oyun' belgeselinin devamı niteliğinde.

Mersin Arslanköy'de yaşayan 9 kadın, hayatlarını yazıp sahneye taşımak ister. Köy öğretmeninin de destek vermesi ile özgürlüğe doğru kanat açar bu 9 kadın... Yaşamları tarla, hayvan peşinde ya da ev işlerinde tükenen kadınların zincirlerini nasıl kırdıklarını, yazgılarının nasıl değiştiğini örnekleyen harika bir yapım.

'Coğrafya bir kader midir?' sorusunu önce kendi içlerinde sorgulayan, daha sonra da bunu eyleme geçiren bu kadınlar, hayallerinin peşine düşer, köylerinin sınırlarını aşar ve başka hayatlara dokunmayı başarabilir.

Yönetmenin bu belgeseli festivallerden dört ödülle döndü.

Pelin Esmer bu belgeseli çektikten yıllar sonra bir telefon alır ve o da kendi hayalinin/umudunun peşine düşer. 30 köy gezerek tiyatro oynayacak bu ekiple birlikte yollara düşen yönetmen, 'Kraliçe Lear'ı yaratır.

'Oyun' ve' Kraliçe Lear' serüvenini Esmer'in kendi ağzından dinledik:

"Arslanköy'de tiyatro yapan kadınlar' haberini gazetede okuduğumda hemen onlarla tanışmaya karar verdim. Kendi hayat hikâyelerini oyunlaştıran bu kadınlar bana bambaşka bir heyecan yaşattı. Bu kadınlar öğrencilerin tiyatrosundan çok etkileniyor ve lise müdürüne gidip, 'Biz de tiyatro yapmak istiyoruz' diyorlar. Ben de bu hazırlığı duyunca bunun filmini yapmak istedim. Ve ortaya 'Oyun' çıktı. Yaptığım film dünyayı dolaştı. Onlar 14-15 sene boyunca tiyatro yapmaya devam etti.

'İşe Yarar Bir Şey' filmimin hazırlıklarıyla uğraşırken, şehir tiyatrosu müdüründen telefon geldi. 30 köy seçtiklerini ve bu köylerde tiyatro oynayacaklarını söyledi. Duyunca her şeyi bıraktım bu ekibin peşine düştüm. Çok karanlık dönemlerdi. Suyun gitmediği köye birileri tiyatro götürüyor... Müthiş bir emek. Bu benim için bir umut ışığıydı. Bu kadınların, hayatlarında hiç tiyatro görmemiş başka köylülere farklı bir dünyanın kapılarını açtığını gördüm."

NEDEN SHAKESPEARE?

Filmde kadınlar Shakespeare oyununu oynuyor. Kral, kızlarına "Beni ne kadar seviyorsunuz?" diye sorup cevaplara göre hepsine toprak bağışlıyor.

Yönetmenin filminde neden özellikle Shakespeare oyununu tercih etmesi merak konusu oldu.

"Bunu özellikle seçtim çünkü, daha evrensel, daha insana dair, lokal olmayan bir şeyi nasıl yorumlayacaklarını merak ediyordum. Mal mülk dağılımı, sevginin testi, hayatımızda hep var olan, zaman ve mekâna göre değişmeyecek bir tema çünkü."

KADER MESELESİ...

Filmin en dikkat çekici sahnelerinden biri de kadınların yolculuk esnasında tartıştığı "kader" konusuydu. Kadınlardan biri, kendi şivesiyle öyle güzel anlattı ki kendi zihnindeki kaderi, "Yok" dedi, "Bana 'Dinden mi çıktın?' diyenler oluyor. Derlerse desinler! Herkes kendi kaderini kendisi belirler!.. Mesele sen, ben. Eğer tiyatro yapmaya karar vermeseydik, buralarda olur muyduk?"

Bu sahne de tamamen spontane gelişmiş.

"Yolları çok kötü olan bir köye gidiyorduk. Sağ salim gidip dönmemiz bile bir mucizeydi. Kaderle ilgili sohbet, o anın korkusu ile ortaya çıktı."

"SEZGİLERİMLE HAREKET EDİYORUM"

Evet, yönetmenler hep bir şeyi 'göstermek' ister. Var olanları kendi diliyle, kendi dünyasıyla ulaştırır kitleye.

Acaba yönetmen nasıl hareket ediyor projelerinde, bir amacın peşinden mi gidiyor?

"Amaç kelimesi beni biraz ürkütüyor. Bir amaçla değil, sezgi ya da bir aktarım ihtiyacıyla projelerimi hazırlıyorum. Bu filmde hissettiğim duygu, umuttu. Karanlık bir dönemde karşıma çıkan bu umudun peşinden gittim. Oyun oynamak insana bir özgürleştirme alanı yaratıyor. Hepsinin çok dramatik hikâyeleri var. Ve onlar oynayarak bunu acılarını hafifletmeyi başardı. Bununla da kalmayıp, kendileri gibi olan kadınlara ulaşmayı başardı. Oyunlarla birlikte öz güvenleri arttı. Duruşları, konuşmaları, her şeyi değişti. Sanatın üzerlerindeki olağanüstü etkisini bire bir gördüm. Diğer kadınların da aklına kar suyu kaçırdılar. Sanırım bu anlamda benim için de bir umut oldu."

Pelin Esmer farklı bir tat bırakıp gitti Bursa'dan. Kendisiyle tanışmak gerçekten büyük mutluluktu. Tüm filmlerinde kadın yarasını farklı bir boyutuyla ele alması, Türk sinemasına gerçekten çok şey kazandırdı.