POPÜLİZMİN GÖLGESİNDE SANAT YAPMAYA ÇALIŞIYORUZ

Serap ÖZTÜRK 02 Mayıs 2017 Salı, 10:55

Melih Kurtarıcı ve Talha Yayıkcı... '1 Oyuncu' adıyla bir araya geldi... Bursa tiyatro dünyasına yeni bir soluk taşıyan iki genç oyuncuyla tiyatro ve ilk oyunları "Başkasının Karısı" üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Özel tiyatroların daha çok desteklenmesi gerektiğini belirten '1 Oyuncu' ekibi, ideolojik olarak hiçbir yerde durmadıklarını, mesaj verme kaygısı gütmediklerini vurgulayarak, "popülerizme karşı sanat yapmaya çalışıyoruz" dedi.

SİZİ BİRAZ TANIYABİLİR MİYİZ?

Melih Kurtarıcı: 1985 yılında Bursa'da doğdum. Tiyatroya 2003 yılında lise hayatımda başladım. Hobi olarak başladığım tiyatroya, 1 yıl Bursa Devlet Tiyatrosu Feraizcizade Mehmet Şakir Bey Tiyatro Gençlik Kurslarına katılarak profesyonel olarak devam ettim. İstanbul'da da Yıldız Kenter'in okulunda 2 dönem eğitim aldım. Daha sonra Bursa Şehir Tiyatrosu'nda 4 sezon yardımcı oyunculuk yaptım.  İstanbul'da 1 yıl reji asistanlığı, Bursa Nilüfer Tiyatro'da da 2 yıla yakın sahne amirliği yaptım. Daha sonra oyunculuğumu ve yazarlığımı sekteye uğratmamak adına bu görevimden istifa ettim. İstanbul'dan Talha geldiğinde onunla bir tiyatro kurmaya karar verdik. Talha ile de menajerlerimiz aracılığıyla tanıştık.

Talha Yayıkcı:

1989 Bursa doğumluyum. Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü'nü bitirdim. Tiyatro ile üniversitede tanıştım. Özel gruplarla çok güzel oyunlar çıkardık. Tiyatro dışında Behzat Ç., Beni Affet gibi dizilerde bölüm oyunculuğu yaptım. Bunların yanında Zeki Demirkubuz'un 'Kor' filminde de oynayarak ilk sinema deneyimimi kazandım. Ekim ayında Bursa'ya geri döndüm ve Melih'le "1 Oyuncu"yu kurduk.

(Zeki Demirkubuz ile çalışmak nasıl bir duygu?)

Harika bir yönetmen... Onunla çalışmak benim için apayrı bir mutluluk, heyecan ve tecrübe oldu. Yani mükemmel bir duygu tabii ki... Oyuncuları zorluyor. Ama Zeki abi verdiğini isteyen bir yönetmen. Kendisinden bana tekrar teklif gelirse hiç düşünmeden kabul ederim.

NEDEN "1 OYUNCU"?

Melih: Biz oyuncular olarak sahnede "bir" olmamız gerekiyor. Ekip olarak bir bütün olmak ve birbirinize güvenmek zorundasınız. 'Bir olmakla' birlik beraberlik, kardeşlik duygularını yansıtmaya çalıştık.

Talha: Biz Melih'le birbirimize çok güveniyoruz. Bu güveni en başta yakaladık. Oyuncu arkadaşlarımla birlikte ışıkçıya, dekorcuya, bütün ekibe güvenmeliyim. Bu yüzden de grubumuzun adı "1 Oyuncu" oldu.

İLK OYUNUNUZ "BAŞKASININ KARISI"... BİRAZ ONDAN BAHSEDELİM Mİ? NEDEN DOSTOYEVSKİ'NİN ESERLERİNDEN BİRİNİ SEÇTİNİZ?

Grubumuzu 2016 Aralık ayında kurduk ve akabinde bu oyunun çalışmalarına başladık.

Dostoyevski'nin eserlerinden bir oyun hazırlamak gerçekten cesaret isteyen bir iş. İkimiz de Dostoyevski'yi çok seviyoruz. Trajikomik bir klasikle başlayıp, seyirciyi de sıkmayalım istedik.

Dostoyevski'nin başka eserlerinden daha önce oyuna çevrilen çok oldu ama Başkasının Karısı'nı dünyada ilk oynayan biz olduk. Bir de bu eser biraz kıyıda köşede kalmış, yani çok bilindik bir eser değil. Çok iyi Dostoyevski okuyucuları bile aslında bu eseri bilmiyor. Çok beğendiğimiz bir öykü olduğu için bunu oynamaya karar verdik.

KISKANÇLIK VE AHLÂK...

Dostoyevski o dönem kıskançlık üzerine güzel bir bağlamda bulunarak muhteşem bir psikanaliz yapmış. Kıskançlığı ahlâksızlık olarak yorumlamış. Öyküde Ivan Andreyeviç karakteri, kıskançlığı yüzünden hem kendisine hem de başkalarına sürekli zarar veriyor. Başkalarının evlerine gidip karısını aramaya çalışıyor. Ve hiçbir zaman da yakalamaya çalıştığı kişinin kendi karısı olduğunu kabul etmiyor. O hep başkasının karısı...

Aslında kıskançlık sorunu kadın erkek meselesi değil. Öykü, kıskançlığın insanı bireysel olarak nasıl bir ruh haline soktuğunun çözümlemesini yapıyor.

TURNEYE ÇIKACAĞIZ

Bu zamana kadar 2 kez sahneye çıktık. Mayıs ayında bir kez daha oynayıp sezonu kapatacağız. Önümüzdeki sezona başka bir oyun daha hazırlayacağız. Fakat hangi oyun olacağına henüz karar vermedik. Belçika, Hollanda, İstanbul, İzmir ve Ankara'ya turne yapmayı da düşünüyoruz.

-İLK OYUNUNUZDA NELER HİSSETTİNİZ? İZLEYİCİLERDEN ALDIĞINIZ DÖNÜŞLER NASILDI?

İlk oyunumuzu 18 Mart'ta oynadık. Tabii ki çok heyecanlıydı. İlk oyunda güzel tepkiler alınca bu bizi oldukça motive etti. Çünkü ilk oyununuza çıkarken mutlaka bir heyecan ve tedirginlik yaşanır. Ama geri dönüşler gayet güzel oldu. Oyunumuz beğenilmeseydi ikinci oyunumuza katılım bu kadar olmazdı. 

Yeni bir oluşum ortaya çıkarmak ve bunu ayakta tutabilmek çok kolay bir iş değil. Biz de şimdi yola çıktık ve devamını da başarılı bir şekilde getirebileceğimizi düşünüyoruz. Yormadan, kırmadan, dökmeden, tiyatro ahlâkına uygun bir şekilde yürüyoruz bu yolda.

OYNADIĞINIZ OYUNLARI NEYE GÖRE SEÇİYORSUNUZ?

Melih: Oyunu seçerken tabii ki bazı noktalara dikkat etmeye çalışıyoruz. Bu toplumun ahlâki ve kültürel yapısına uygun olmalı. Sahne bizim için bir kürsü ve o kürsüden konuşurken çok özenli ve hassas davranmamız gerekiyor.

İDEOLOJİK DURUŞUMUZ YOK

Bizim bir siyasi duruşumuz yok. Gün gelir Necip Fazıl Kısakürek'in, gün gelir Nazım Hikmet'in eserini oynarız. İkisi de ideolojik olarak farklı ama hepsi de bizim için değerli.

Zaten oyuncu olarak ideolojik bir adaptasyona giremeyiz. Eğer taraflı bir duruş sergilersek sanata ihanet etmiş oluruz. Siyaset bu işin dışında ama şöyle bir durum da var. Sanat zaten kendi içinde politik çünkü eleştiri barındırıyor. Biz sadece sanatımızı yapıyoruz ve bir ideolojinin içine girmiyoruz.

Talha: Türkiye'de aslında sanatçıların üzerine "sanatçı şöyle olmalı böyle olmalı..." gibi bazı etiketler yapıştırılıyor. Biz bir öğretmen değiliz. Bir şey öğretme ya da mesaj verme kaygımız yok. Biz beğendiğimiz bir oyunu alıyoruz, sahneye taşıyoruz gerisi ise izleyiciye kalıyor.

 

OYUNCULUĞUN VE ÖZEL TİYATROLARIN ZOR YANLARI NELERDİR?

Tabii ki tüm güzellikleri ve heyecanının yanında her meslek gibi zorlukları da var. Özellikle Türkiye'de gelecek anlamında sıkıntılı bir sektör aslında. Çoğu oyuncu "dizi ya da sinema olmazsa ne yaparım" diye endişe ediyor. Bütün oyuncu arkadaşlarımız bu ikilemin arasında kalıyor. Bu bölümü bitirip başka mesleklere yönelen arkadaşlarımız da var.

DEVLET TİYATROLARI BİZİ ZORLUYOR

Özel tiyatro ise kendi alanında zorlu... Türkiye'de özel tiyatronun bütçesi ve koyabileceği prodüksiyon gücü ile devlet tiyatrolarının imkânları aynı değil. Özel tiyatrolar ellerindeki kısıtlı bütçelerle ayakta kalmaya çalışıyor.

Devlet ve şehir tiyatrolarının elinde çok iyi bir güç varken, özel tiyatrolar kısıtlı bütçelerle bir şeyler ortaya koyuyor. Devlet ve şehir tiyatrolarının varlığı bizi zaten zorluyor. Örneğin şimdi iki kişiyiz ama yarın 5 kişilik bir oyun çıkartmak istesem bu artı bir bütçe demek. Bu bütçe kısıtlılığıyla özel tiyatronun işi daha da zorlaşıyor. Belediyelerin desteği olmasa işimiz daha da zorlaşacak.

Kendi çapımızda yoğrulmaya çalışıyoruz. Bir de insanlar popülizmi daha çok ön planda tutuyorlar. Bursa'da, ünlü bir oyuncunun oynadığı tiyatroda yer kalmıyor. Diğer gruplar ise çok iyi iş çıkarsa bile gişede düşüyor. Popülizmin gölgesinde sanat yapmaya çalıyoruz.

 

PEKİ, BURSA'NIN SANATA İLGİSİ NASIL?

Türkiye'nin en büyük sanayi şehirlerinden biri Bursa... Ama ilgi çok az. Sadece tiyatro değil diğer sanat dallarına da kurumlardan ya da iş adamlarından hiçbir destek yok. Mesela resim sergileri açılıyor. Hiçbir iş adamı gidip bir tane resim almıyor. Bursa sanata karşı gerçekten çok kısır...

Dünyanın hiçbir yerinde özel tiyatrolar gişe üzerinden kendine bir gelir elde etmez. Sponsorlarla birlikte ayakta dururlar. Ama maalesef bizde durum hiç de böyle değil.

 

Keşke Bursa'daki özel tiyatro oluşumları biraz daha güçlenebilse. 10 sene öncesine kadar Bursa'da özel tiyatro yoktu. 15 sene öncesine kadar da sadece Devlet Tiyatrosu vardı. Sonra Devlet Tiyatrosu'nun yanında Bursa Şehir Tiyatrosu oldu. Daha sonrasında ise Osmangazi, Nilüfer, Yıldırım belediyelerinin tiyatrosu oldu. Tabii bunlar yavaş yavaş olacak.

 (Bursa'da bir izleyici potansiyeli var aslında...)

Bu potansiyelin üstünde de bir potansiyel var. Seyirciden yana bir sıkıntımız yok... Seyirci desteğini hep gösteriyor. Ama işte şöyle bir durum da var... Devlet tiyatrolarının bilet fiyatları özel tiyatroya göre daha uygun ve bu bizim oyunlarımızı zorluyor.

-TİYATRO VE OYUNCULUK SİZİN İÇİN NE ANLAM İFADE EDİYOR?

TALHA: Benim için rolün bir sınırı yok. Her şeyi oynayabilirim. Sahne benim için apayrı bir dünya... Orada her şeyi istediğim gibi yorumlayabilirim. Yaptığımız bir sanat ve mesaj kaygımız yok.

Melih: Oyunlarınız çok didaktik olursa seyirci bunu yanlış anlayabilir. Ders vermek bizim haddimize değil. Biz zevk aldığımız işi yapıyoruz, insanlar bundan bir şey çıkarırsa ne mutlu bize... Salonda 500 kişi varsa, her biri izlediği oyundan ayrı ayrı anlamlar çıkarır. Bizim de zaten istediğimiz bu.

ARINMA SAĞLIYORLARSA...

Oyunculuk; yeteneğinizi keşfedip bunun üzerine bir şeyler koyduktan, yoğun emek verdikten sonra meyvelerini topladığınız bir alan. Ve bu gerçekten inanılmaz bir zevk veriyor. Sahneye çıkıp o duyguyu karşıya aktardığınızda seyirci de zaten size alkışlarıyla geri dönüş sağlıyor. Bu da bize yetiyor esasen. Onlar salondan gülen yüzlerle ayrılıyorsa ve oyunla birlikte bir arınma sağlıyorlarsa biz de emeğimizin karşılığını alıyoruz zati...

 

BURSA SEYİRCİSİNE NASIL BİR MESAJ VERMEK İSTERSİNİZ?

TİYATRO AYRI BİR KİTAP OKUMA ŞEKLİDİR

Talha: İnsanlar tiyatrodan biraz korkuyor aslında. Toplumda tiyatroların politik olduğu yargısı, insanları sanırım tiyatrolardan uzaklaştırıyor. Biz Bursa halkından tiyatrolara mümkün olduğunca zaman ayırıp destek olmalarını bekliyoruz.

Melih: Tiyatro da ayrı bir kitap okuma şeklidir. Seyirci de bu kitabı rejisörün yorumuyla ve oyuncunun duygusuyla okur. Sürçülisan ettiysek affola...