PROLETERLER VE HAYVANLAR!

Serap ÖZTÜRK 28 Aralık 2020 Pazartesi, 06:00

"Aslında hiçbir şey yasa dışı değildi. Çünkü yasa diye bir şey yoktu!"

Yaşamınızın her alanının devlet tarafından izlendiği, kalp atışlarınız dâhil her duygunuzun kontrol altında tutulduğu, çocuğunuzun sizin için büyük bir tehdit olduğu bir hayat biçimi düşünün...

Ne kadar korkutucu ve zor bir olasılık olarak görünüyor değil mi?

Asıl adı Eric Arthur Blair olan ve kült eserler arasına girecek 1984'e imza atan George Orwell, tam da bu dünyayı resmediyor.

Küçük bir not düşmekte fayda var... Eser adını, 1984 yılında yazıldığı için değil, 1948 yılında tamamlanması ve son iki rakamının değiştirilmesinden alıyor.

40'lı yıllarda yazılmış ve özü itibarıyla distopik olmasına rağmen, kurgusunun günümüz dünyasına ve devlet pratiklerine hiç de uzak olmaması, yazarın öngörüsünün ya da hayal dünyasının ne kadar geniş olduğunu gösteriyor.

Okyanusya Partisi'nin bünyesinde çalışan baş karakter Winston Smith'in yaşadığı çağda, özgür düşünmek, kişisel zevklere yönelmek, aşık olmak gibi durumlar ağır yaptırımları olan suçlardı.

"Kafatasınız içindeki birkaç santimetre küp dışında hiçbir şey sizin değildi."

Partinin efendisi ise 'Büyük Birader' denilen ama kimsenin varlığına tanıklık etmediği biriydi.

'Düşünce suçlusu' da denilen bu kişiler, ya meydanda halkın gözü önünde idam edilmekte ya da 'buharlaştırılmaktadır!'

İdamlar ise hem çocuklar hem de yetişkinler için görsel bir şölen (!) olarak organize ediliyordu.

Bireyler, sadece partinin neferi olacak çocuklar dünyaya getirmek amacıyla evlenmekte, cinsel birleşme de sadece bu amaçla yapılmaktaydı. Çünkü bireylerin biriken enerjileri tamamen parti çalışmalarına kanalize ediliyordu. Yapay döllenmeyle cinsel zevkin tamamen ortadan kaldırılması hedefleniyordu.

Çocuklar partiye tapan vahşi yaratıklar gibi büyütülüyor, anne babalarını düşünce polisine her an ihbar edebilecek saatli bomba haline getiriliyordu!

Parti içinde ayda bir kere, 2 dakikalık nefret söylemleri düzenleniyor, bireylerin devlete sadakatinin yeniden üretilmesi, devlet karşıtı Emmanuel Goldstein'a olan öfkelerinin ise tazelenmesi sağlanıyordu.

Bu 'ayin'lerde katılımcılar yapay nefretin suretinde adeta kendilerinden geçiyordu.

 "2 dakika nefretin en korkunç yanı insanın katılmak zorunda olması değil, katılmaktan kendini alamamasıydı. 30 saniye sonra en küçük bir zorlamaya gerek kalmıyordu.

Tüm topluluk elektrik akımına kapılmış gibi ürkünç bir kin ve nefretle azgınlaşıyor, işkence yapma, öldürme, yüzleri bir balyozla yamyassı etme isteğine katılıyordu!"

Partinin en güçlü sloganı ise şu sözlerden oluşuyordu:

'Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cahillik güçtür.'

Devlet karşıtı bir yeraltı örgütü olduğu ve adının da 'kardeşlik' olduğu söylentiler arasındaydı.

BUHARLAŞTIRILANLAR...

"Düşünce polisinden kaçamazdınız. Gece tutuklamaları meşhurdu. İnsanlar bazen ansızın ortadan kaybolur, kayıtlardan silinirdi. Ve bunlar hep gece olurdu. Kökünüz kazınır, külünüz göğe savrulurdu... Buharlaşırdınız..."

Winston düşünce polisine yakalanma korkusuna rağmen, yapayalnız olmadığı, düşüncenin özgür olduğu, yapılanın yok edilemediği bir dünya düşlemekten kendini alıkoyamıyordu. Gerçi, düşünce suçunun kendisi zaten ölümdü.

Bu sistemin yıkılması için tek umudun işçi sınıfında olduğunu düşünüyordu. Parti içerden yıkılamazdı. İçerde düşmanlar varsa bile, bir araya gelip örgütlenmeleri imkânsızdı. Proleterlerin sadece ayağa kalkıp silkelenmeleri, kendi güçlerinin farkına varabilmeleri yeterliydi aslında. Proleterler, parti çalışanlarına göre daha özgürdü.

 Parti sloganında da denildiği gibi: Proleterler ve hayvanlar özgürdür.

Çünkü parti, ağır çalışma koşullarından, boğaz kavgasından ve adeta afyon görevini gören kumar yüzünden kafalarını çalıştırmaya fırsat bulamayan proleterleri denetim altında tutmanın hiç de zor olmadığının farkındaydı.

Halkı denetim altında tutmanın bir diğer yolu ise basılı yayınların birçoğunun yakılması, bazılarının yeniden basılması ve sözcüklerin mümkün mertebe en aza indirilmesiydi. 'Yeni söylem' denilen bu uygulamanın amacı düşüncenin ufkunu daraltmaktı.

"Sonunda düşünce suçunu olanaksız kılacağız. Çünkü onu dile getirecek tek bir sözcük bile kalmayacak."

"Temizlikler, tutuklamalar, işkenceler, hapse atmalar ve buharlaştırmalar gerçekten suç işlemiş kişileri cezalandırmak için değil, ileride suç işleyebileceği düşünülen kişileri yok etmek amacıyla da uygulanır."

Bu son ifade, insan iradesinin nasıl teslim alındığının da çok iyi bir özeti niteliğinde!

Eser, Michael Radford tarafından beyaz perdeye uyarlandı. Burada Winston'u John Hurt canlandırıyor.

Küçük bir not: Yazarın 1984 ile birlikte bir diğer başarılı yapıtı Hayvanlar Çiftliği'nin Stalin eleştirileri taşıdığı düşünülür...