Sanat eserleri ve ilişkilerin metalaşması...

Serap ÖZTÜRK 22 Temmuz 2019 Pazartesi, 06:08

İzlediğim her filmiyle beni kendine hayran bırakan İran'ın güçlü yönetmenlerinden Abbas Kiarostami'nin bu defa başka bir filmini aktarmak istedim sizlere...

Zihni öylesine güçlü ve yapıtları o kadar hayatın içinde ki kıskanmadan edemiyorsunuz. Arkadaşımın Evi Nerede, Zeytin Ağaçları Altında, Kirazın Tadı gibi birçok yapıma imzasını atan yönetmen, 'Aslı Gibidir'le İran topraklarından çıktı ve İtalya'yı resmetti.

İsminden de anlaşılacağı üzere, film gerçek ve kopya arasındaki farkları irdelerken izleyiciyi de bu tartışmanın içine sürüklüyor.

Bu tartışmada gerçekle kurgu da iç içe geçiyor.

****

İngiliz yazar Miller, kitabının tanıtımını yapmak için gittiği İtalya Toscana'da Elle ile tanışır.

Kitabın içeriği kopya eserlerin, orijinalinden daha kıymetli olabileceği üzerinedir ve İngiltere'de yeterince ilgi görmeyen eserin İtalyanca çevirisinin ne kadar başarılı olduğunu gösterir.

Sanat galerisi olan Elle, kitap hakkında daha fazla bilgi edinmek için yazarla bir araya gelir ve ikili, şehirde çıktıkları gezintide kitap üzerinden birçok konuyu tartışır...

Yönetmen, diğer filmlerinde de bolca kullandığı, uzun ve dolambaçlı yolları resmetme, yolculuk esnasında ikili tartışma tarzını bu filmde de kullanmış. Bu defa İtalya yollarında... Yine hayata dair sorgulamalar, insanı allak bullak eden diyaloglar, kıraç topraklarda beliren ağaçlar...

Yönetmen, ikilinin tartışmasını yine bir araba yolculuğunda başlatır. Kitabın içeriğiyle ilgili başlayan tartışma gittikçe genişler... Elle, kardeşinin basit hayatından ve onun için görünüşün değer açısından yeterli olduğundan bahseder. O, her şeyi olduğu gibi kabul etmekte oldukça iyidir...

"O buna doğal olarak inanmış. Ona gıpta ettim."

"Siz neden onun gibi olamayasınız?"

"Maalesef... Basit olmak hiç de basit değil."

Yazar, kitabında bahsettiği tezi şu sözlerle somutlaştırır:

"Herhangi bir nesneyi alıp müzeye koyuyorlar ve insanların ona bakışı değişiyor. Burada önemli olan, nesne değil senin algın. Şu selvi ağaçlarına bak. Ne güzeller... Hepsi eşsiz... Hiçbiri birbiriyle aynı değil. Orijinallik, güzellik, yaş, işlevsellik; bu bir sanat eserinin tanımı. Tek fark galeride değil, kırlarda olmaları. Bu yüzden, kimse onları fark etmiyor."

Her gün gözümüzün önünde duran ve fark edemediğimiz ne çok şey var... Bir ağacın, elmanın, gözyaşının, bir esere dönüştüğünde/ metalaştığında değerinin kat be kat artması, yazarın da bu sözüyle çok güzel özetleniyor.

*******

İkili bu büyülü yolculuğun devamında kendilerini Lucignano'nun sokaklarında, gerçekle kurgunun iç içe geçtiği bir ilişkinin içinde bulur.

Sanattaki orijinal ve kopya çatışması, kadın erkek ilişkilerindeki samimiyet/çıkar/hakikat tartışmasıyla bütünleşir.

Filmde, Erich Fromm'un 'Sevme Sanatı' kitabını da hatırlatan birçok diyalog mevcut...

İlişkilerin çarpık yanlarının da seyirci tarafından sorgulanmasına aracılık eden yapım, kadının da erkeğin de eline terazisini alma fırsatı sunuyor.

"Eğer birbirimizin hatalarına biraz daha toleranslı olabilseydik daha az yalnız olabilirdik..."