Sevginin sonsuzluğu...

Serap ÖZTÜRK 03 Eylül 2018 Pazartesi, 06:02

Hor baktık mı karıncaya/Kırdık mı kanadını serçenin/Vurduk mu karacanın yavrusunu/Ya nasıl kıyarız insana...

Hasan Hüseyin Korkmazgil'e aittir bu güzel dizeler. Şefkati, yumuşaklığı, mütevazılığı ve aşkı anlatır ilmek ilmek...

Annemin, yıllar önce penceremize gelen bir kertenkeleyi nasıl bebek gibi sevdiğini dün gibi hatırlarım. Veya kapımızın önündeki ayakkabının içine sığınan 3 kedi yavrusuna nasıl kucak açtığını... Evimizde hiçbir zaman bir canlıya zarar verildiğine tanık olmadım.

Ara ara evimize giren haşereler bile (özellikle köy evlerinde sıkça rastlanır) bir şekilde zarar verilmeden, yakalanmış ve doğaya salınmıştır.

Babam ise her mevsim evimizi adeta botanik parka dönüştüren biri oldu... Böyle bir ailede büyüdüm; canlının en küçüğünden büyüğüne kadar yaşam hakkının gözetilmesi gerektiğini öğrendim.

Ve yine bu yaz, her yaz olduğu gibi gözlerimizin önünde kül oldu dönüm dönüm ormanlar... Çoğu yarım kaldı tıpkı insanlar gibi...

Bir ağacın dahi ne denli önemli olduğunu, insan hayatının akışını nasıl değiştirdiğini anlatan ve çok etkilendiğim 3 filmden bahsetmek istedim sizlere bu hafta.

-ZEYTİN AĞACI (EL OLİVO)-

Yönetmenliğini Icíar Bollaín'in yaptığı ve İspanya'da çekilen film, yaşlı bir adamın zeytin ağacına bağlılığını, ağacından ayrılmak zorunda kaldığında hayatla bağının nasıl koptuğunu anlatıyor.

İhtiyar Ramón'un oğlu, dedelerden kalma iki bin yaşındaki zeytin ağacını satıp (başka bir yere taşınarak) bu parayla restoran açmıştır.

Ağacının gitmesiyle yaşayan bir ölüye dönen yaşlı Ramón, bir daha kimseyle konuşmaz ve yıllarca yas tutar. Ramón'un torunu Alma ise yaptığı araştırmalar sonucunda, ağacın, doğayı rant uğruna talan ederek maden alanları açan Alman bir enerji şirketi tarafından alındığını öğrenince harekete geçer. Üstelik bu şirket, logo olarak söz konusu ağacı kullanmaktadır.

Ramón'un gözbebeği ağaç, şirket tarafından halka ne kadar doğa sever olduklarına inandırmak için firmanın merkez binasının girişine konulmuştur.

Alma ve arkadaşlarının zeytin ağacını geri almak için sosyal medyada başlattıkları kampanya sanıldığından daha fazla bir yankı bulur ve çığ gibi büyür... Bir kişiyle başlayan eylem, yüzlerce kişiye ulaşır ve bina basılır...

Ramón ve oğlu arasında geçen şu diyalog bile bize bir ağacın sadece bir ağaç olmadığını anlatmaya yetiyor.

-O sadece bir ağaç baba. Beslememiz gereken ailelerimiz var.

-Ben satmayacağım çünkü o ağaç bizim değil. Büyükbabalardan babalara onlardan da çocuklarına geçti. O ağaç benim hayatım ve sen benim hayatımı almak istiyorsun.

-LİMON AĞACI-

Filistinli bir kadının yürekli mücadelesi... Eran Riklis'in yönetmenliğini yaptığı Limon Ağacı, İsrail-Filistin arasındaki ilişkileri, limon bahçesi ve ağırlıklı olarak iki kadın üzerinden anlatıyor.

Sınır bölgesindeki evinde yalnız yaşayan Filistinli Salma Zidane, bir gün eline gelen mahkeme kararı ile sarsılır. Belgede, babasından kalma limon ağaçlarının, evinin tam karşısına taşınan İsrail'in yeni savunma bakanının güvenliğini tehdit ettiği gerekçesi ile yıkılacağı yazmaktadır.

Salma'nın ağaçları, bakanının can güvenliğini tehdit etmektedir! Bakanın canı söz konusu iken elbette ağaçların lafı bile olmayacaktır!

Salma karara itiraz ederek büyük mücadele başlatır. Üstelik ülkedeki kadına bakış açısının gölgesi altında... Salma, mahkemeden gelen ret kararı üzerine Yargıtay'a gider; dava uluslararası basına kadar taşınır.

Mahkemede şahit olarak dinlenen bir Filistinlinin şu sözleri yüreklere dokunur:

"Ağaçlar da insanlar gibi konuşulmak, ilgi görmek ve sevilmek ister..."

-ZAYTOUN-

Yine bir Eran Riklis filmi... 'Zeytin / Zaytoun, savaş esiri bir İsrailli pilot ile Filistinli bir çocuğun öyküsünü anlatıyor.

1982 İsrail-Lübnan savaşı sırasında, Filistin kampında eğitim gören 15 yaşlarındaki Fahed ile İsrailli savaş pilotu Yoni'nin hikâyesi...

Yoni, uçağının Beyrut'taki Filistin mülteci kampından açılan ateş sonucu düşmesiyle esir alınır.

Fahed ise bir gece üzerlerine yağan bombalar sonucu babasını gözü önünde kaybeder. Artık tek bir gayesi vardır bu çocuğun: Babasının zeytin ağacını topraklarına ulaştırabilmek...

İntikam ve öfke ile beslenen çocuk, babasının tek hayalini yerine getirmek için amansız bir mücadeleye girişecektir.

Karşı taraflarda olan Yoni ve Fahed'in yolunu bu ağaç birleştirecek ve çok ilginç bir yolculuğa çıkacaklardır.

VE GÜZEL BİR HİKAYE...

"3 yıl önce evladımı öldürdünüz!"

"Merhaba sayın belediye başkanı;

Bugün bu mektupta size ölüm, doğum ve intikam üzerine bir hikâye anlatacağım. 3 yıl önce bugün, sizin başkanlık yaptığınız Redondo şehir meclisi, evimin önünde büyüyen 30 yaşındaki bir ağacı kesme kararı aldı. Bunun tek sebebi ağacın köklerinin kaldırımın üzerine çıkmaya başlamasıydı. Bu gerçek bir sorun değildi. Ayrıca bakımını düzenli olarak yaptığım ağacın evimin önünde olmasından dolayı, ağaç kesim masraflarını da "yasa gereği" bana ödettiniz.

O ağaca gerçekten ailemden biriymiş gibi bakmıştım. Gerektiğinde gübreledim, haşerelerden korunması için ona ilaçlar verdim. Bir fideyken dik durabilmesi için ona destek yaptım. Zamanla büyüdü ve çok güçlü bir ağaç oldu. Evladı kendi ayakları üzerinde durmaya başlayan bir baba gibi gururluydum.

Ben bu dünyadan ayrıldıktan sonra bile, arkamda canlı ve yaşayan bir hatıra bırakmanın verdiği mutlulukla hayatımın son yıllarını geçiriyordum. Ancak sizler, belli belirsiz bir bahaneyle, çocuğum gibi gördüğüm ağacımı öldürdünüz. Bununla da yetinmeyip, celladının ücretini de bana ödettiniz. Başkan Steve Aspel, 3 yıl önce siz benim evladımı öldürdünüz!

Siz ağacımı kestikten 5 ay sonra, şehrin belediye yetkisi altındaki çeşitli yerlerine, 45 adet Redwood Kaliforniya çamı ve 82 adet dev sekoya ağacı diktim. Belki bilmiyorsunuzdur, ancak ektiğim bu ağaçların özelliği dev boyutlarda olmaları ve boy atmaya başlamadan önce toprağa kök salmalarıdır.

Siz bu mektubu okuduğunuz sırada, dışarıdan küçük gözüken o ağaçlar, toprağa doğru 10 metreye yakın kök saldılar bile. Önümüzdeki aylarda mevsim şartları gereğince, akıl almaz bir hızla uzamaya başlayacaklar ve boyları zamanla 70 metreye kadar dayanacak.

Siz o gün, görmezden gelebileceğiniz bir sorunu kendinize görev edinip ağacımı kesmiştiniz. Bugün ise belediye denetimi altında olan yerlerde, 100'e yakın dev ağaç büyümekte. Bu ağaçları da öyle benim ağaçlarım gibi kolayca söküp atamazsınız. Bunu yapmaya kalksanız bile, her birini kökünden sökmek size bir servete mal olacak.

İyi günler, sayın belediye başkanı. Sadece kökü kaldırıma çıktı bahanesiyle kestiğiniz o ağacın, bugün 100 ağaç olarak geri döndüğünü size bildirmek için bu mektubu yazdım. Hayatımın son günlerinde size ağaç dolu bir şehir bırakıyorum.

İşte benim intikamım."