Şiddet sessizliği nasıl parçalar?

Serap ÖZTÜRK 26 Mart 2017 Pazar, 06:24

Makedon yazar Dejan Dukovski'nin 1995'te Yugoslavya İç Savaşı sonrası yazdığı 'Barut Fıçısı'  patlamaya hazır bireyleri anlatıyor.

Ekim Sanat Atölyeleri'nden çıkan oyun 11 ayrı öyküden oluşuyor.

1989 yılında kurulan Ekim Sanat Atölyeleri, o günden bugüne çalışmalarına aralıksız devam ediyor.

Ekim Sanat'ın, hem profesyonel, hem de kendi yetiştirdiği amatör kadrosu ile sahneye koyduğu oyunlar 28 yıldır seyirci ile buluşuyor.

O lezzetli oyunlardan biri de Murat Sarı'nın yönetmenliğinde sahnelenen ve izleyiciden tam not alan "Barut Fıçısı."

Gelelim oyuna...

Bireylerin kendileriyle, en yakınındakileriyle ve toplumla hesaplaşmalarını, yüzleşmelerini anlatan oyun, toplumsal ahlaki değerleri de sorgulatıyor.

Sudan sebeplerle nasıl yakıp yıktığımızı, tahammül sınırımızın nasıl tükenme noktasına geldiğini anlatan oyun, toplumsal çöküş, kendi değerlerine yabancılaşma, cinsiyetçi aşağılama, "erkeksel" etiketleri ayrı ayrı hikâyelerle veriyor izleyiciye.

Çok basit gibi görünen olaylar bile birdenbire nasıl içinden çıkılmaz bir hal alıp bir kaosa dönüşüyor?

Hapishanelerde şiddet nasıl yeniden üretiliyor? Suça bulaşmış bireyler cezaevlerinde gerçekten bundan arınıyor mu? Cezaevi gerçek bir rehabilite merkezi mi?

Tüm bu sorularla sorgulatıyor izleyiciyi...

Şiddetin hapishanelerde de devam ettiğini gördüğümüz oyunda, güçlü-güçsüz ayrımını ve hayatta kalabilmek için feda edilen insani değerlerin altı çiziliyor.

Suç, suçluluk, suça iten nedenler, şiddet, yalan, riyakârlık gibi birçok değer üzerinden bu sorularla yüzleştiriyor izleyicileri.

Gerçekten de toplum bir barut fıçısı mı patlamaya hazır!??

Peki suç ve şiddetin nedenleri nelerdir? Anlık bir öfke patlaması mı? Gücümüzü korumak ve hayatta kalabilmek için ortaya çıkan içgüdüsel bir davranış mı? Egolarımız mı?

Yoksa bir 'günah' ya da 'yazgı' olarak görebilir miyiz şiddet eylemini?

Şiddetle beslenmiş bir toplumun bireylerinin suça bulaşmaması mümkün müdür?

Freud insan karakterini açıklarken id'le ilgi "cinsellik ve şiddetin" insanın en temel iki iç güdüsü olduğunu ve genetiğinden miras olduğunu söyler.

Peki şiddeti ortaya çıkaran ve yaşatan genetik kodlar mı tek sebep?

Wolfgang Sofsky, şiddetin doğası ve modern toplumlarda üreyen şiddet üzerine, "Dehşetli Zamanlar" adlı kitabında,  "Son kertede şiddet eylemi daima bir bireyin elinden çıksa da aslında çoğunlukla bir sosyal sürecin sonucudur" derken, suçu işleyen "kişi" olmasına rağmen,  kişiyi o sonuca ulaştıran koşullara, alt zemine vurgu yapar.

Günlük hayat içerisinde en beklenilmedik anda, (bazen bizim kontrolümüz dışında) şiddet ve baskılama ile karşı karşıya gelebileceğimiz gerçeğinden yola çıktığımızda, sakin giden yaşamların bir anda nasıl bir çıkmazın içine girdiğini anlamamız zor olmayacaktır.

Oyunu izleyemeyenler için önümüzdeki gösterim 31 Mart Cuma günü saat 20.00'de Uğur Mumcu Sahnesi'nde...

 

 

***********FİLM TAVSİYESİ************

AGORA

Zekâsı ve güzelliği ile herkesi kendine hayran bırakan, tarihe adını yazdıran filozof, matematikçi, astronom Hypatia...

İskenderiye Kütüphanesi'nde pagan, Yahudi, Hıristiyan farkı gözetmeden tüm öğrencilerine aynı eşitlikle yaklaşarak bilimi öğretmeye ve onlarla birlikte gerçeğe ulaşmaya çalışmaktadır.

Bütün hayatını evrenin ve dünyanın yapısını çözmeye adayan Hypatia, bu süreçte devam eden Hristiyan-Pagan-Yahudi savaşına öğrencilerini karıştırmamak için elinden gelen mücadeleyi verir.

"Bizi birleştiren şeyler ayıranlardan daha fazla..."

Hiçbir dine kendini yakın hissetmeyen Hypatia, bilim aşığı bir kadındır. Tek derdi vardır... Yıldızların, gezegenlerin evrenin sırrını çözmek. Nasıl olur da güneş dünyaya hem bu kadar yakın, hem de uzak olabilirdi?

Paganlar (Bir Tanrıça ve Tanrıya ya da birçok tanrının varlığına inanırlar) atalarına bu kütüphanede ibadet ediyorlardı.

Gün geçtikçe sayıca artan ve güç elde eden Hristiyanlar, önce paganlar sonra da Yahudiler üzerinde dini ve siyasi güç kurarak, tek hakim olma yolunda ilerlemektedir.

Yönetmen bu 3 topluluğa da eşit mesafede durarak, bir taraftan bilimin gelişmesi için verilen çabaları, bir taraftan da dini egemenlik üzerinden kurulmaya çalışan siyasi gücü anlatmaya çalışmıştır.

İskenderiye kütüphanesi Hristiyanlar tarafından yağmalanır. Tüm bilimsel çalışmalar ve paganların heykel-tanrıları yerle bir edilir.

Hypatia yine durmaz ve bilimsel çalışmalarına devam eder. Hypatia'nın öğrencisi ve aynı zamanda ona aşık olan Orestes, Paganlıktan Hristiyanlığa geçerek Vali olur... Hristiyanlığı içselleştirememiş bir vali...

Orestes devlet kademesine geldiğinde Hypatia'nın fikirlerinden her daim yararlanır... O zeki bir bilim insanı, aynı zamanda sağduyusunu her zaman koruyan bir düşünürdür Orestes'in gözünde.

Filmde sürekli göz önünde olan ve baş karakterlerden biri ise Davus'tur. Hristiyanlığı seçen Davus, önünde acımasızca öldürülen ve cesetleri yakılan Yahudileri gördükçe mantığı, duyguları ve inancı kıyasıya yarışır...

Şu soruyu sorar: Hiç yanılmış olabileceğimizi düşündün mü?

Dininin kutsallığına bağlı Davus, bilimin öncüsü Hypatia'ya da ayrı bir duygu ile bağlıdır...(Ki film Davus ve Hypatia ile biter..)

Hypatia'nın Vali Orestes üzerindeki etkisini fark eden Başrahip Cyrill, siyasi liderleri kiliseye toplar ve dine bağlılık yemini etmelerini ister.

Cyrill yeminden önce verdiği vaazında şunları söyler:

"Erkeklerin o kutsal ellerini kaldırıp dua etmelerini istiyorum. Sinirlenmeden veya kavga etmeden... Aynı şekilde kadınların gösterişsiz, iffetli ve edebe uygun giyinmesini istiyorum. Örgülü saçlarla değil. Veya altınlarla, incilerle... Veya pahalı giysilerle görünmesinler. Bir kadının bir erkeğe herhangi bir konuda bir şey öğretmesine ya da erkek üzerinde otorite kurmasına izin vermem. Tam tersine erkeğe sesini çıkarmamalı. Sükûnetini muhafaza etmelidir".

Kitabı kapatır ve "Bunlar tanrının sözleridir" diyerek Vali Orestes'in gözüne bakar.

Hypatia'nın da dini ve siyasi önderlerin önünde, "Ben felsefeye inanırım" sözleri sonrası "cadı" ilan edilir.

Hypatia öleceğini bilse de Hristiyanlığı kabul etmez ve korumasız olarak sokağa çıktığında bir grup Hristiyan tarafından yakalanır...

Davus, onun taşlanarak öldürülmesini istemediği için kendi elleriyle boğar...

O anda kamera, içinde oldukları binanın tepesine çevrilir... Elips şekilde daireye...

Hypatia ölmeden bir süre önce dünyanın şeklini ve sistemini çözmeye çok yaklaşmıştı...

Filmde görülmez fakat Hypatia vahşi bir şekilde öldürülerek bedeni parçalara ayrılır, sokaklarda sürüklenir.

İskenderiye'de gücü tamamen ele geçiren Cyrill, Aziz ve kilisenin önde gelenlerinden ilan edilir.