Sinemanın obsesif dâhisi: Kubrick!

Serap ÖZTÜRK 10 Mayıs 2020 Pazar, 04:06

Tüm zamanların en iyi, en ilginç, en zor, en deli ama en başarılı yönetmenlerinden...

Bu hafta sonu sizlerle biraz Stanley Kubrick üzerine konuşmak istedim. A Clockwork Orange (Otomatik Portakal) ve The Shining (Cinnet) desem birçoğunuz hatırlarsınız sanırım.

1928 New York doğumlu olan Kubrick, zeki ama eğitim hayatında oldukça başarısız bir öğrenciydi. Eğitim sistemini, korkunun motivasyon olarak kullanılması nedeniyle eleştiren Kubrick'in okul hayatı liseden sonra devam etmedi. 13 yaşındayken babasının hediyesi olan fotoğraf makinesiyle tanıştı ve sokak sokak gezerek kenti fotoğraflamaya başladı. Look dergisine gönderdiği birkaç fotoğrafla para kazanınca burada çalışmaya başladı; ilerleyen yıllarda da sinema ile tanıştı ve bu aşkı onun peşini ölene kadar bırakmadı.

Kubrick'in, izlediği her filmi derinlemesine ve büyük bir dikkatle incelediği söylenir. Belgesel çekimleriyle tecrübe kazanmaya başlar. "En iyi film eğitimi film yapmaktır" der.

Yakın çevresinden ve akrabalarından aldığı borç para ile ilk uzun metrajlı filmi 1953'te Fear And Desire'ı (Korku ve İstek) çeker. Filmin yapımcılığını, görüntü yönetmenliğini, yönetmenliğini ve montajını kendisi üstlenir. İnce eleyip sık dokuyan, zor beğenen birisi olduğu için, oyuncu ve set çalışanlarıyla sık sık sorun yaşar. Her şeyi kendisi yapmak, her şeye kendisi karar vermek ister. Tabii obsesif ve üst ego da olunca setlerde krizler kaçınılmaz olur.

Hatta bir çekim esnasında kamerayı biraz ileriye koyan görüntü yönetmeni, Kubrick'in "Ya hemen kamerayı eski yerine koy ya da setimi terk et" çıkışıyla neye uğradığını şaşırır!

Fear And Desire gişede patlayıp, bütçesini bile çıkaramayınca filmin dünyadaki bütün kopyalarını toplatır; ondan nefret eder. Bu filmin çekimlerinde çok fazla zaman harcadığı için eşinden de boşanır.

1957'de büyük ses getirecek Paths of Glory'i (Zafer Yolları) çeker. Savaş karşıtı ve ordunun yapısını eleştiren içeriği nedeniyle film Avrupa'nın birçok ülkesinde yasaklanır; ancak yıllar sonra gösterime girme fırsatı yakalar.

Film Türkiye'de ilk kez 1977'de TRT'de gösterilir. Filmde geçen, "Milliyetçilik alçakların son sığınağıdır" sözü nedeniyle filmde görev alan bütün çalışanlar hakkında soruşturma başlatılır.

Ödül alamasa da yıllar sonra bile en çok konuşulan filmleri arasında yerini korur.

1960'da yine başarılı oyuncu Kirk Douglas'la çalıştığı Spartacus'ü çeker. Her şeye kendisi karar vermek istediği için yapımcılarla arası açılır; hatta görüntü yönetmeniyle de karşı karşıya gelir; "Otur yerine ve hiçbir şey yapma" der!

Fakat film o kadar başarılı olur ki, görüntü yönetmeni Russell Metty, 'En İyi Görüntü Yönetmeni' dalında Oscar ödülünü almaya hak kazanır. Bu filmin bir başka özelliği de ABD'de o zamana kadar çekilen en büyük bütçeli film olması...

Kubrick, bundan sonraki filmlerini İngiltere'de çekmeye başlar. Hiçbir zaman eleştiri tahtası olmaktan yakayı kurtaramaz. '2001: Bir Uzay Destanı'nın galasında bazı eleştirmenler ve sanatçılar salonu terk eder. Sinema eleştirmeni Poulina Kael, yönetmen ve film için oldukça ağır cümleler kullanır: "Tarihin en amatör filmi. Kubrick'in istediği bütün aptalca şeyleri yaptığı film..."  Film o yıl "En İyi Görsel Efekt" Oscar'ını kazanır.

1971 yapımı A Clockwork Orange'da (Otomatik Portakal), distopik içeriği, şiddet dolu sahneleri nedeniyle yerden yere vurulur. Dünya genelinde +18 yayınlanır; kendisi ve ailesi bir süre ölüm tehditleriyle yaşamak zorunda kalır.

Sonrasında yine çok konuşulacak The Shining gelir. Filmde sıra dışı bir yöntem kullanır ve tüm sahneleri sırasıyla çekmeye karar verir. Normalde bir odada çekilen sahneler bitirilir ve başka bir mekâna geçilir. Ama Kubrick'in kararıyla set çalışanları bir odaya defalarca girmek zorunda kalır.

Efsane yönetmen, Eyes Wide Shut'tan sonra (Gözleri Tamamen Kapalı) kalp krizi geçirerek hayata veda eder. Çekimleri 400 gün süren bu filmi de üzerine sayfalarca yazı yazılabilecek ustalıktadır.

Onun filmleri birçok eleştirmenin kaleminden geçti. Veysel Atayman, Kubrick sinemasını "bir felsefe romanı gibi" şeklinde tanımlarken, Burçak Evren, "Çoğu filmini bir satranç tahtasına benzetiyorum. Tahtadaki her taşın bir anlamı var. Kubrick o anlamların dışında yaptığı hamlelerle farklı şeyler gösteriyor. Aynı taş, aynı hamle ama hissettirdikleri çok farklı" yorumunda bulunur.

"Onu bu kadar iyi yapan şey neydi?" sorusuna ünlü yönetmen Martin Scorsese şu yanıtı verir:

"Öncelikle filmlere, hikâyenin içine girmek için gideriz. Birkaç saatliğine ekranda kendimizi kaybetme hissini yaşamak isteriz. Hayata, hatta insan olmaya farklı bir açıdan bakmanızı sağlayan filmlerdir bunlar.

Hayatınız boyunca 10-12 film yapıyorsan yoruluyorsun ve 'Nasıl daha iyisini yapabilirim?' gibi soruları soruyorsunuz. Ve şöyle diyorsunuz: 'Kubrick bunun böyle kalmasına izin vermezdi. O olsa bu açıyı değiştirirdi, bunu şöyle hallederdi. Sonuna kadar bunu yapmaya çabalardı. Bu da bir esin kaynağı..."

Yarın: Paths of Glory ve Spartakus