'Sokrates'in Son Gecesi'

Serap ÖZTÜRK 21 Nisan 2019 Pazar, 06:05

Hayatın bize biçtiği zoraki rollerin dışına çıktığımız zaman bir nefeslik alanlar yaratmak isteriz kendimize. Biraz durulup dinginleşmek, bir parça soluk alabilmek, ruhumuzu besleyebilmek için...

Tiyatro hem bir nefes alma alanı, hem bir yorulma eylemidir aslında. Rahat koltuklarımızda otururken, o sahneden şiddetli bir tokat atılır suratımıza.

Farkındalık acı çekmektir çünkü. Anladıkça öğrenme güdüsü çoğalır, dağarcık genişler, farkındalık/farklılık artar. Lakin ayrık bir ot olmanın da bir bedeli olmuştur, ilk çağlardan günümüze kadar...

Kimileri (çoğunluk) Sokrates'in deyimiyle toplumun arkasına gizlenerek yaptıklarının ve yapacaklarının sorumluluğundan kaçar; kimileri de ayrık ot olmayı seçer/ bunu zorunluluk ve sorumluluk olarak görür. Bedelini de ödemekten kaçınmaz.

Çünkü yine ünlü filozofun deyimiyle 'Yeryüzünde düşünme yetisi olan tek canlıdır insan!'

"İnsan dünyaya sadece yemek, içmek ve koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı! Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı." (Sabahattin Ali- İçimizdeki Şeytan)

*****

Sokrates...

Antik Çağın en önemli düşünürü, Atina yönetimi ile ters düştüğü, devletin tanrılarına ve kutsallarına inanmadığı, gençleri zehirlediği ve kötü yola düşürdüğü gerekçesiyle, halk mahkemesinde idama mahkûm edildi.

'Sokrates'in Son Gecesi'ni Nilüfer Sahnesi'nde izledik.

Sokrates'e Mehmet Atay, gardiyanına (celladına) ise Oktay Dal hayat verdi. Hülya Dizmen'i ise Sokrates'in eşi Xanthippe rolünde izledik.

Sokrates'in 'son gecesi'nde, celladıyla arasında geçen diyalogları pür dikkat izledi herkes.

Demokrasi/ yozlaşmış demokrasinin ezber bozan tartışması yapılırken, kişinin hangi fikirlerle yoğrulduğu, buna bağlı olarak aldığı kişisel ve toplumsal kararlarla ülkesinin tarihsel sürecine nasıl etki ettiği de sorgulanıyor.

Sokrates 3. horoz ötüşünde baldıran zehrini içecektir ve en ufak bir korkusu yoktur. Onu hapishaneden kaçırmaya gelen eşi Xanthippe'nın "Seni haksız yere idam ediyorlar" sözüne, "Ya haklı yere idam etselerdi, o zaman daha mı iyiydi?" şeklinde yanıtı elbette tarihe geçmiştir. "Ölümü ben seçtim, şimdi kaçarsam halk bana nasıl inanır. Hayır, bunu yapamam."

Sokrates'e hapis cezası verilmedi, sürgüne gönderilmedi; belki de sürgünde de yine birilerini zehirleyeceği (!) düşünülüyordu.

Dönemin yönetimi tarafından sadece ama sadece fikirleri nedeniyle büyük bir tehlike olarak görülen Sokrates için kökten çözüm onun öldürülmesiydi.

Şöhret, ün gibi şeylere hiçbir değer vermeyen, hayatı boyunca yalnızca bilginin peşinden koşan ünlü düşünür, kendisi için verilen kararı büyük bir olgunlukla karşılar.

Ünlü filozofun son gecesinde, son sözlerinin ne olacağını öğrenmeye çalışan gardiyan (cellat) ise ölümün en acısını yaşatmak ister ona. O an gelene kadar acısını katmerleştirmek için elinden geleni yapar çünkü bunun da bir arka planı vardır.

Bir insan nasıl böylesine vahşileşir ve cellata dönüşür? 

Bu kadar vahşileşemezse onca insanın yaşamına gözünü kırpmadan nasıl son verir?

Sokrates'in ardında bıraktığı herhangi bir yazılı metin yoktu. Yunan Filozof Platon, hocası Sokrates'ten öğrendiği soru-cevap esasına dayanan o ünlü tartışma yöntemini Devlet'te bir araya getirdi.

"Sen hiçbir fikrini yazmadın" der gardiyan... "Sözlerini kim hatırlayacak?"

"Benim hiçbir sözcüğümü yazmamam aptallığımdan değil, kitaplar yakılabilir..."Ama benim kafalarının içine girdiğim insanların hepsini yakabilir misin?"

Özgürlük... Demir parmaklıklar ardında olmak mıdır tutsaklık, yoksa dışında mı? Beden tutsak değilse gerçekten özgür müdür insan?!