Hava Durumu

Tarık Akan'ın 'bitleri' ve Bursa anısı...

Yazının Giriş Tarihi: 16.08.2021 06:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.08.2021 06:00

Yıllar önce Bodrum Akyarlar'da iken arkadaşlarımla kaldığım otelin hemen yanındaki yazlık evin Tarık Akan'a ait olduğunu duyunca heyecanlanmaktan kendimi alamamıştım. Üyesi olduğum Aykırı Sinema Derneği'nde heyecanla projeler üretmeye çalıştığımız dönemlerdi. Tarık Akan'la tanışıp onu Bursa'ya getirmeye ikna edebilseydim, kent için çok güzel bir etkinlik gerçekleştirebilecektik.

Rahatsızlık verebileceğim endişesiyle kapıyı çaldım; eşi çıktı. Çok vaktini almamaya çalışarak, isteğimi birkaç cümle ile anlatmaya çalıştım. Tarık Akan içeride kanepede uzanıyordu. O da benim gibi kısa bir yanıt vererek "gelemeyeceğini" belirtmişti. Bu soğuk tavrı heyecanımı kösteklemişti ve neden böyle davrandığını kafamda oturtturamamıştım. Sonuçta o halkın oyuncusuydu, gözümüzdeki yeri bambaşkaydı... Bir ya da iki ay geçmişti ki Tarık Akan'ın ölüm haberi geldi. Soğukluğunun nedenini o an anlamıştık ve çok ama çok üzülmüştük...

Anılarını kitaplaştırdığı 'Anne Kafamda Bit Var'ı okurken saniye saniye o anlar geçti gözümün önünden... Hüzünlendim...

KEDİ DEĞİL FAREYDİ!

1981 yılı...

Almanya'dan dönüş yolunda başına gelebilecekleri tahmin eden Tarık Akan, uçaktaki tedirginliğini anlatarak başlıyor kitaba...

Müjdat Gezen, Halit Kıvanç ve Perran Kutman'la birlikte uçaktan inen Akan, havalimanında gözaltına alınır...

Havalimanında gördüğü Hürriyet gazetesi Yazıişleri Müdürü Nezih Demirkent'e : "Abi gazeteniz artık olan biteni yazar, hem bu benim için bir savunma olur" ricasına karşılık, "Sen hiç merak etme, gereken her şey yapılacaktır" yanıtını alsa da, cezaevinden çıktığında hakkında, "Tutuklandı" haberinden başka hiçbir şey yazılmadığını öğrenir.

Günler boyu süren sorgulamalar sürecinde her türlü suçlu ile bir arada bulunur... Solcusu, sağcısı, adli suçlusu, idamlığı...

Mehmet Ağca davasıyla ilişkili içerde olan biriyle ilgili anısını şöyle anlatır:

Polis hücreye gelen çocuğa sordu:

-Sen neden geldin lan?

-Beni aramıyorlar,  abimi arıyorlar aslında ama beni aldılar.

-Kimmiş senin abin?

-Mehmet Şener... Ağca'ya silah veren diye yanıtladı övünerek...

"Ben bu faşistle aynı yerde kalmam" dediğinde ise karnına şiddetli bir yumruk yer ve acıyla yere yığılır.

xxxx

"Bakışlarım hala çocuklardaydı... Şiş tabanlarda içlerinden sızan kanın kuruyup siyaha dönüşmüş olduğu yarım ya da birer santimlik yarıklar vardı..."

Aklın almayacağı işkencelere şahit olur fakat kendisi diğerlerine nazaran daha az şiddetli sorgulamalarla atlatır süreci... Bunun sebebini ise cezaevinden çıktığında babasının yaptığı itirafla öğrenecektir.

İşkencehanelerden yükselen çığlıklar...  5 dakika bile durulamayacak hücrelerde sürdürülen yaşam savaşı: böcekler, bitler, pireler, fareler...

"Kafamın üstünden kedi gibi bir şey geçmişti..."

"SİNEK MİYDİM BEN?"

"Kişiliğimle onurumla oynanıyordu ve ben hiçbir şey yapamıyordum" dediği bir anısı ise şöyle:

"Sen Yılmaz Güney mi olmak istiyorsun?"

"Yılmaz Güney olamam... Olmak gibi bir düşüncem de yok.

"Bak Tarık, bize yalan söyleme. Ezeriz seni."

"Bu "ezerek" sözü bana çok dokundu. İçime oturdu. Sinek miydim ben?"

Cezaevinden çıkan Tarık Akan'ın davaları sürer ve tekrar içeri girmeyi göze alamadığından kaçma planı yapmaya başlar. Yurtdışına kaçmasına birkaç gün kala avukatlarının detaylı çalışması sonucu, davada bir açık yakalarlar ve Akan yurdunda kalır.

BİR 'YOL' HİKÂYESİ...

Hücresinde uyumaya çalıştığı sırada Bingöl'deki Yol filminin çekimlerinde yaşadıkları düşer aklına...

Film, darbenin akabinde çekildiği için, malzeme, kalacak yer, çekim yerleri gibi bin bir türlü zorlukla karşı karşıya kalırlar.

Daha senaryo aşamasında engel üstüne engel çıkar karşılarına.

Tarık Akan'a, cezaevindeki Yılmaz Güney'den haber gelir. Yeni bir film hazırlığı vardır. Fatoş Güney'le birlikte İmralı'ya kendisini ziyarete giderler. Yılmaz Güney'in sevk edildiği haberini alırlar.

"Gemiyle Mudanya'ya geldik çaresiz. Orada öğrendik ki Yılmaz'ı bir saat önce Bursa Cezaevi'ne götürmüşler. Hemen Bursa'ya hareket ettik."

Orijinal senaryoyu Sansür Kurulu'ndan geçiremeyeceklerini bildiklerinden, senaryoyu "aşk hikâyesi" şeklinde sunarlar. Zar zor da olsa kuruldan geçer...

Erden Kıral'ın yönetmenliğinden başlayan film, Yılmaz Güney'in ani bir kararıyla Şerif Gören'le devam eder.

xxx

Sıkıyönetim dönemi olduğu için çekimlerde kullanacak mermi bulamazlar... Atın vurulduğu bir sahne vardır. Atla arasında bağ kurduğunu söyleyen Tarık Akan ne kadar uğraşa da onu vuramaz. Devreye Yılmaz Güney'in yeğeni girer. İlk atışta at ölmez, can çekişir; yalvar yakar başçavuştan 3 mermi daha almayı başarırlar. Gizli çekimlerle gerçek askerleri filme koyarlar...

"Yol, kanımca dünyada en zor koşullar altında çekilmiş, üstelik tüm zorlukların ve özverilerin sonucu ortaya çok güzel bir yapımın çıktığı sayılı filmlerden biri..."

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.