Toplum yargısı!

Serap ÖZTÜRK 20 Aralık 2020 Pazar, 06:00

Türk sinemasında en çok konuşulan iki isimden biri... Masumiyet'le büyük ün kazanan Zeki Demirkubuz'un geçmişten bugüne olan yolculuğuna göz atalım...

Alt/üst sınıf, yukarısı/aşağısı, kadın/erkek ilişkileri, erkeğin zafiyetleri onun sinemasının başat konuları arasında... Ve tabi ki onunla özdeşleşen kapı metaforu ile hayranı olduğu Dostoyevski.

Bu ikisi her söyleşide karşısına o kadar çıkıyor ki, bıkkınlığını bir söyleşisinde küfürlü ve esprili bir dille anlatmıştı.

Masumiyet'in ardından çektiği 4 filminde istediği ilgiyi göremez ve acımasızca eleştirilir.

"Bana 'tek kurşunluk adammış' bile dediler" diyerek Kader filminin aklında olmadığını, bunu sonradan hayata geçirmeye karar verdiğini söyler. Kader'le de ikinci patlamasını yaptığı 2006 yılı, Nuri Bilge Ceylan'la aralarının bozulduğu dönemlere denk gelir.

Türk sinemasının en tepesindeki iki isim kıyasıya bir rekabete başlar.

Aynı sene Demirkubuz'un Altın Portakal'da Kader'le en iyi film ödülünün sahibi olması,  "İklimler" filmiyle En İyi Yönetmen ödülünü alan NBC'nin ise gecede baygınlık geçirmesi uzun süre gündemden düşmedi.

NBC, Cannes'tan Üç Maymun'la En İyi Yönetmen,  Bir Zamanlar Anadolu ile de Jüri Özel Ödülü'yle döner.

Demirkubuz ise en iddialı filmlerinden biri olan Yeraltı'yla Altın Koza'da En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu ödülünden başka ödül alamamasına çok fazla içerler ve bir daha yurt içindeki hiçbir festivale katılmayacağını açıklar.

NBC'nin Uzak filminin hikâyesini Demirkubuz'dan çaldığı iddialarından sonra da ikili, filmlerinin çoğu sahnelerinde birbirilerine gönderme yaparak, ince mesajlar verdi.

Bunlardan en çok konuşulanı ise Demirkubuz'un Yeraltı filmindeki 'otel' sahnesinde olur:

 "Güle güle gidin, o kahpe Bizans'ı fethedin. Oradan da sürün atınızı Batıya Viyana'ya, Nobel'di Oscar'dı, ne bulursanız getirin Ankara'ya... Şerefinize sayın generalim...". 

Engin Günaydın'ın canlandırdığı Muharrem, 'Ankara Sıkıntısı'yla En İyi Roman ödülünü alan Yazar Cevat'ı hikayesini çalmakla, arkadaşlarını da ikiyüzlü olmakla suçlar.

Yine bana göre, Demirkubuz, Bunaltı filmindeki mum sahnesinde 'Bir Zamanlar Anadolu'da' ya gönderme yaparak NBC'ye ince bir mesaj verir.

Kadın elinde mumla belirir:

"Karanlıkta kalmayın diye size mum getirdim..."

YERALTI SONRASI...

Demirkubuz, Yeraltı'ndan sonraki iki filmde de izleyicileri mutlu edemedi. Bunaltı'dan bir yıl sonra çektiği Kor'da da beklediği başarıyı elde edemedi.

Ağır bir biçimde 'Yabancı' ve 'Yeraltı' kokan Bunaltı'da yine açılıp kapanan ışıkları, insan gölgelerini, kapıları konuşturdu; üstten alta doğru bir bakış sundu.

Bu filmde kendisinin oynaması belki de düşen başarısını tekrar yukarı taşıma çabasıydı.

 'Albert Camus'un 'Yabancı'nı ve Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ını okuyunca, yönetmenin dünyasını ve hassas noktalarını daha iyi anlayabilirsiniz.

MEURSAULT'DAN MUSA'YA...

Bunaltı'yı izledikten sonra Yabancı'yı bir kez daha okudum.  Bakımevinde kalırken hayatını kaybeden annesinin ölümüne şaşırtıcı şekilde kayıtsız kalan Meursault'u, Yazgı'da mükemmel oyunculuğu ile Serdar Orçin canlandırıyor.

Annesini son bir kez görmeye bile gerek duymayan, cenazesi başında kahve/sigara içen, cenaze mezarlığa giderken bile havanın ne kadar sıcak olduğundan yakınan Meursault, bunlar yetmezmiş gibi (!) cenaze törenin hemen ertesinde bir kadınla eğlenceli günler geçiren Meursault, hiç yok yere bir cinayet işler ve mahkemeye çıkar.

Meursault, cinayet işlemesinden ziyade, ölümün karşısındaki kayıtsızlığı, vurdumduymazlığı yani toplumsal normlara ters düştüğü için yargılanır.

 'Mış' gibi yapıp topluma entegre olmak yerine o bir hiçliğe inanır.

"Bu işin benim dışımda görülüyor gibi bir hali vardı. Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu. İyi düşününce söylenecek bir şeyim olmadığını anlamaktaydım. Kendi kendimi seyrediyormuş gibi bir hisse kapıldım."

Evet 'yabancıdır', yaşama, sevgiye, aşka, ölüme, tanrıya, toplum değerlerine... Fakat 'kendisidir'.  Aynadaki kendi siluetidir.

"Çok az zamanım kalmıştı ve bunu tanrıyla kaybetmek istemiyordum."

"Siz benim pederim falan değilsiniz. Ötekilerden yanasınız" der ölümü beklerken yanına gelen pedere... "İçimde bir şeyler yırtılır gibi oldu. Dua etmemesini söyledim..."

Yazgı'da Meursault'u canlandıran Musa, 3 kişiyi öldürmekle suçlanmış ve idam cezasına çarptırılmış, 4 sene yattıktan sonra cezası bozulmuştur.

Musa, eşinin aldatmasına, kendisine verilen ölüm cezasına şaşırtıcı bir şekilde kayıtsız kalmıştır.

Musa için her şey aynıdır ve onun için fark etmez. Tanrıya olan inançsızlığı, yaşam ve ölüme dair de devam etmektedir.

Herkesin mutlaka bir şeye inandığına inanan savcının aksine, Musa ne inanır ne de bunu üzerinde düşünmeye değer bulur.

"3 insanı öldürmekle suçladınız ama anemin ölümüne üzülmediğim ve karımın aldatmasına kayıtsız kaldığım için cezalandırdınız. Bu da yetmezmiş gibi şimdide tanrının mahkemesine havale etmeye çalışıyorsunuz. Herkes ikiyüzlü, insan olmanın bütün yükünü benim gibilerin üstüne yıkıp kaçıyorlar..."

Bundan sonra ise merak edilen elbette, ikilinin hangi filmlerle izleyici karşısına çıkacağı...