Tutuklu Tecavüzcüler Üzerine Bir İnceleme

Serap ÖZTÜRK 31 Ocak 2021 Pazar, 06:00

"İyi bir araştırma ancak, kaynak kişinin dürüst davrandığında bunun cezasını çekmeyeceğini garantilendiğinde yapılabilir."

ABD'li yazar Diana Scully, 'Cinsel Şiddeti Anlamak'adlı kitabında tecavüzü erkeklerin gözünden tahlil ediyor.

114 tecavüzcü mahkûm ve 75 diğer grup suçlu ile (tamamı gönüllü), cezaevlerinde yüz yüze görüşmeler yapan yazar, birçok sosyolog, psikiyatri ya da bilim adamının, cinsel şiddete yönelik ortaya attığı "erkeklere özgü bir hastalık" iddiasına farklı bir perspektiften yaklaşıp bu görüşün sakatlığının nelere yol açtığını anlatıyor.

Araştırmada, suçlular kabul edenler ve etmeyenler olarak gruplara ayrılmış.

ERKEĞİN 'KURGU'SU

Yazar, bilginin ya da bilimin, beyaz, ayrıcalıklı ve erkek öncelikli bir dünyaya göre geliştirilmesi nedeniyle; yöntem ve ortaya çıkan sonuçların da buna göre belirlendiğini söyleyip diğer araştırmacılardan neden böyle farklı bir yöntem izlediğini şu sözlerle açıklıyor:

"...Eğer erkekler kadınları önemsemeyen bir ideoloji ile üstünlük sağlıyor ve kendi toplumsal kurgularını, gerçekliğin kendisi olarak görüyorlarsa o zaman ataerkil toplumu dönüştürebilmek için bu gerçekliği sorgulamamız ve müdahalede bulunmamız gerekir.Cinsel şiddeti anlayabilmek için, erkeklerin güç ve tecavüz yoluyla kadınları aşağılamasını haklı çıkartıp mazur göstermesini bu toplumda nasıl öğrendiklerini ortaya koymak istedim."

Kadının davetkâr hareketlerde bulunması, yeterli tedbirleri almayışı, giyimi kuşamı, saldırıyı içten içe istediği, hatta olaydan zevk aldığı gibi kurgular da kitapta dikkatle incelenir. Bu gibi nedenlerle kadının ikincil suç unsuru olduğu ve hatta aslında erkeğin, kadının kurbanı olduğu gibi hastalıklı düşünceler yerle bir edilir.

HAPİSHANE PSİKİYATRİSTLERİ

Diana Scully, hapishanedeki hasta-danışan ilişkisinin de bu olaya yeterince ışık tutamadığını çünkü bu kurumsal alanlarda samimi olmayan bir ilişki kurulduğunu, mahkûmların psikiyatristlere çoğu kez duymalarını istedikleri şekilde (şartlı tahliye) beyanatta bulunduklarını belirtir. İçerdeki mahkûmun tek isteği dışarı çıkmaktır çünkü. Güvensiz bir ortamda yapılan bilgi alışverişi de elbette gerçekleri gizleyecektir.

PSİKOPATOLOJİK MODEL

Kitapta ayrıca cinsel şiddet olaylarının çoğunun açıklanmasında en çok üzerinde durulan faktör olan bireysel psikopatoloji ve şiddete yatkınlığın geçerliliği sorgulanıyor.

O güne dek yapılan psikolojik araştırmaların tutarsızlıklarına değinen yazar, psikolojik testlerin eylemden önce değil sonra uygulandığından, gözlemlenen eğilimlerin davranışla mı ilintili yoksa bireyin mevcut durumunun bir ürünü mü olduğuna açıklık getirmeyeceğini söylüyor.

Psikopatolojik ya da hastalık modelinin çok sınırlı bir açıklama sağladığını, hastalık üzerinde yoğunlaşmanın, cinsel şiddeti kültürel faktörlere bağlayan zengin kanıtları ve tecavüzün de tüm davranışlar gibi öğrenilmiş, aktör açısından belli bir amaca hizmet eden bir davranış olduğu gerçeğini göz ardı ettiğini belirtiyor.

"Bu yaklaşım değişikliği önemlidir. Çünkü hastalık modeli, tecavüzün, ortadan kaldırılması gereken bir 'erkek sorunu' olarak görmek gerekirken, kaçınılması gereken bir 'kadın sorunu' olarak görülmesine yol açmıştır. (!)

Dikkatleri kurbanlaştırılmış kadınlar üzerine yoğunlaştırma, cinsel şiddet üreten erkek dünyası için yeterli bir tehdit de oluşturmamaktadır."

Psikopatolojik model, kültürel ve yapısal bağlamın gözardı edilmesine, karmaşık toplumsal bir sorunun ve sebebinin tek tek bireylerde ve "bir avuç psikopat erkek" sorunu olarak görülmesine, saldırganın kendi davranışından sorumlu olmamasına yani bağışlanabilmesine yol açmaktadır. Sorumluluk böylece dolaylı olarak kadına aktarılır.(!)

Bu yaklaşım neticesinde kadınlar kendi sorunlarına çözüm yolunu bu bir avuç hasta erkekten kendilerini korumakta bulacaktır.

KAYITLARA BİLE GEÇMİYOR!

Yazar, tecavüzcüler üzerine yapılan bu araştırmanın zorluklarına değinirken acı istatistikleri bir kez daha gözler önüne seriyor.

"Tecavüz, kayıtlara en az geçen ağır suçların başlarında yer alıyor. Tecavüz ve tecavüze teşebbüs olaylarının yalnızca yüzde 25-50'si polise intikal ediyor. Yakalanmamış bir tecavüzcü erkek grubu da var. Kurbanların birçoğu, tecavüzcünün kendisinden intikam alacağı, kendisine inanılmayacağı, duruşmada rezil olacağı korkusu, kendisini suçlama ya da ailesini koruma isteği ile olayı polise bildirmiyor. Tecavüz olaylarında ayrıca diğer suçlara oranla mahkûmiyet oranları çok düşüktür.

Seattle ve Kansas eyaletlerinde polise intikal eden 635 tecavüz şikâyetinden yalnızca 167'si hakkında hukuki işlem yapıldı ve yalnızca 10 sanık hüküm giydi. Tecavüzle suçlanan kişilerden açıkça şiddet veya silah kullananlarla ve buna ek olarak başka suçlar işleyenler, bu profile uymayanlara oranla daha fazla hüküm giymektedir."

AĞLAYARAK AYRILDILAR...

Yazar görüşmeler esnasında yaşadıklarından en çarpıcı olanlara da yer vermiş:

"Çok sık olmasa da güvenliğimden endişe duyduğum birkaç an oldu. Tecavüzün erkeğin hakkı olduğuna inanan bir mahkûm, benim onun üzerine gidişime çok fazla öfkelendi ve üzerime doğru eğilerek, 'Tecavüz etmesini mi yoksa öldürmesini mi tercih ederdin?' dedi. Beş kadına tecavüz etmiş, öldürmüş bir mahkûmla kesintisiz 7 saatlik görüşmeyi unutamam. Bir tanesi ise belli etmemeye çalışarak kendisinden iğreniyordu. Görüşmeden ağlayarak ayrıldı. Bunun sebebini dosyasını incelediğimiz de anladık. Tecavüz ettiği kişi büyükannesiydi ve olayın sonunda kalp krizi geçirerek ölmüştü. Bazı mahkûmlar da bu görüşmelerin kendileri için katarsis görevi gördüğünü belirtti."

Not: Yıllık izinde olmama rağmen bu yazıyı paylaşmak istedim. Kitap 1940'lı yıllardan 1970'lere uzanan kırk yıllık bir dönemde yazılmış ve 1990'da yayınlanmış. Bu nedenle eskimiş gibi görünse de, kadın bedenine hastalıklı bakışın bugün de değişmediğini acı bir şekilde gösteriyor. Konuyla bağlantılı olarak Mindhunter dizisini izlemenizi de öneririm.