Üzerine beton dökülen kültürler…

Serap ÖZTÜRK 06 Kasım 2017 Pazartesi, 05:41

Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu'nun sahnelediği Cambazın Cenazesi adlı oyununun "kentsel dönüşümü" anlattığını öğrenince ilk fırsatta izlemeye gittim.

Firuze Engin'in yazdığı, Doğu Yaşar Akal'ın yönettiği oyun 3 kişiyle sahneleniyor. Ayşe Gülerman, Gökhan Kum ve Mesut Özsoy'un götürdüğü oyunda sadece 3 karakter değil birden fazla karakter yer alıyor aslında... O nedenle 3 kişi ile çok büyük performansın sergilendiği bir oyun izledik... Büyük emek harcadıkları kesin...

Sinemada ve tiyatroda konu kadar onun nasıl anlatıldığı da büyük önem arz ediyor. Tıpkı ekmek hamuru gibi... Hamuru şekilden şekle sokar, üstüne ve içine koyacağınız malzemelerle onu hem bambaşka bir görünüme kavuşturur hem de lezzetini artırırsınız. İşte sahneye taşınan oyunlar da tıpkı böyledir bence...

Kentsel dönüşümün insan yaşamındaki etkilerini anlatan oyunun içeriğini çok beğendiğimi maalesef söyleyemeyeceğim! Fakat tüm ekibi yine de yürekten kutluyorum çünkü gerçekten çok çalıştıkları belli, özellikle oyuncuların...  Oyunun ara ara karakter değiştirilerek sürdürülmesi biraz sıkıcı hale getirse de oyuncuların performansları gerçekten takdire şayandı.

Tiyatroda herkesçe bilinen konuları işlerken bile değişik fikirler sunmak, akıllarda bir ışık yakmak gerektiği göz önüne alınırsa, kentsel dönüşümün sosyolojik etkileri daha derinden işlenebilirdi diye düşünüyorum.

Kentsel dönüşüm konusuna gelirken, bu projenin altında yatan tek sebep tabii ki depreme dayanıklı binaların yıkılıp yerine daha sağlıklı binaların yapılması değil... Depremin yeni bir sorun olmadığı gerçeğini düşünürsek, -tek amaç buysa şayet- özellikle büyük Gölcük depreminde yok olan canlar şimdi hayatta olurdu.

Projenin sosyolojik ve psikolojik sonuçları depremden daha yıkıcı maalesef... Yıkılan binalarla birlikte mahallelerin tarihinin de yok edildiği aşikâr... Tarihi yok olan bir toplum nereye gider peki? Yerlerinden, yurtlarından sürülen bir sürü insan ve kentsel dönüşümle birlikte dönüşen (!) hayatlar... Kültürlerin, anıların yaşandığı mahallere giren dozerlerin bunları yerle bir etmesi göz ardı edilebilir mi?

Yazar Gülşen İşer, "Ateşin ve Sürgünün Gölgesinde, Kentsel Dönüşüm" adlı kitabında "Bu kitap; kentin asıl sahipleri, yoksulları, hiç unutulmasın diye yazıldı!" der.

Yazar, kitabın arka kapağında kentsel dönüşümün tanımını ise şöyle anlatıyor:

"Kentsel dönüşüm projesi yaşam alanı yaratacak özelliklerden yoksun ve kentin bütünüyle uyumsuz yapı toplulukları kurup insanları yerleşmeye 'davet' ederken, insanların da birer proje olmadığı gerçeğini tamamen göz ardı ediyor. Çoğunluğu göçle gelip, yeniden bir hayat inşa ettikleri mahallelerden şimdi sürgün edilen insanlar, yıllarca kim bilir ne sağlam dostluklar kurdular, dayanıştılar... Kim bilir hangi komşuluklarda kaç kahvenin telvesinde umut aradılar, kaç bebeği birlikte karşılayıp kaç sevgilinin üstüne birlikte toprak attılar; borçlu kaldılar, alacaklı oldular, isyan ettiler. Şimdi kendilerine işaret edilen köksüz bir arsanın ruhsuz bir binasına hangi anıları taşıyacaklar, nasıl?"

Emin Alper, "Abluka" adlı filminde, kentsel dönüşümü anlatmasa da kent dokusunu ve kent-gecekondu mahalleri arasındaki farkın güzel bir tablosunu çizmiş ve harika metaforlar kullanmıştır... İzlemenizi şiddetle tavsiye ederim.