Zeki Demirkubuz neden hep kötücüllüğü anlatır?

Serap ÖZTÜRK 14 Mayıs 2017 Pazar, 06:01

Türk sinemasının en çok konuşulan isimlerinden biri... Her dönem çok tartışılan, 11 filme imzasını atan isim, Auteur yönetmenlerden Zeki Demirkubuz... C Blok (1994), Masumiyet (1997), 3. Sayfa(1999), Yazgı (2001),  İtiraf (2001), Bekleme Odası (2003), Kader (2006), Kıskanmak (2009), Yeraltı (2012), Bulantı (2015), Kor (2016) filmleriyle Türk sinemasında ayrı bir yere sahip.

C Blok'ta, farklı sınıftan kişilerin hayatlarını, Masumiyet ve Kader'de acı ve yakıcı bir aşk hikâyesini, Yazgı'da toplumsal davranış şekillerinin ezberini bozan bir karakteri,  Yeraltı'nda şehir hayatının yalnızlığı içinde kendiyle hesaplaşan, aşağılık ve kibir duyguları iç içe geçmiş, küçük düşürülmekten adeta zevk alan bir karakteri izliyoruz.

Demirkubuz sineması Masumiyet ve Kader'le tanınır.

Sinemayla bağının Masumiyet'ten sonra kurulduğunu söyleyen Demirkubuz, Kader'in kendisinde ayrı bir yeri olduğunu ve içini titrettiğini söyler.

Kader ve Masumiyet'te aşkın getirdiği şiddetin en yakıcı halini görürüz. Ayrı zaman dilimlerinde aynı hikâyeyi anlatan filmde aşkın karşısında yenilmişliği, güçsüzlüğü, erk iktidarının bunun karşısında nasıl yerle bir olduğunu, karakterlerin bu durumu kaderleri olarak kabul edişlerini izleriz.

Acı, öfke, aldatılış, ihanet, zavallılık, görmezlikten ve duymazlıktan gelme (bununla nasıl yaşanıldığı), zaaflar ve çürüyen ahlâki değerler, umursamazlık, hiçe sayma, şiddet karşısındaki suskunluk, ölüm ve terk ediliş karşısında tepkisizlik...

Kötücüllüğün sarıp sarmaladığı kavramları, Demirkubuz filmlerinde iliklerimize kadar hissederiz.

 

TANRININ MAHKEMESİ...

Yazgı'nın Musa'sı annesinin ölümüne neden hiç üzülmez? Haksız yere cinayetten yargılanıp öleceğini bile bile neden kendini savunmaz?

Musa tahliye edildiğini öğrendiğinde neden sevinmez veya neden cinayetten dolayı değil de Tanrı'ya olan inancı ve olaylara karşı kayıtsızlığı ile sorgulanır?

Toplum kuralları gözetilmeden toplum içinde var olunabilinir mi? Peki bu toplum tarafından nasıl karşılanır?

"Savcı" işte tam bu noktada "toplum" rolünü üstlenir.

-Annenizin ölümüne sevinecek kadar sevgisiz, karınızın sizi aldatmasına ilgisiz kalacak kadar inançsız olmanın altından kalkamadığınız için yapmış olamaz mısınız?

-3 insanı öldürmekle suçladınız ama annemin ölümüne üzülmedim ve karımın aldatmasına kayıtsız kaldığım için cezalandırdınız. Bu da yetmezmiş gibi şimdi de Tanrı'nın mahkemesine havale etmeye çalışıyorsunuz.

Yazgı, Kor, Kıskanmak ve İtiraf'ta; karısı tarafından aldatılan, buna kayıtsız kalan ya da bunu bilerek yaşamına devam eden erkekleri görürüz.

Filmlerinde sık sık kadını aldatan konumunda gösterdiği için özellikle feministlerden ağır eleştiriler alan Demirkubuz, Bulantı'da erkeği aldatan durumuna düşürür.

"Aldatmayan kadından bir hikaye olmuyor. Erkek aldatırsa çok büyük bir trajedi olmuyor. Kadın aldattığı zaman erkeğin halini görün" der Demirkubuz.

YAŞAMIN ESASI İHANETTİR

Filmlerinde, karakterlerin neden bu şekilde davrandıklarına dair bir ipucu verme ya da bir sonuca ulaştırma kaygısı gütmez. Yalnızca olaylar dizgisi ve karakterler vardır onun öykülerinde...

"Ben insanlara eğlence ya da mesajlar vaat etmiyorum, muğlâklık vaat ediyorum. Beni korkutan şey anladığım şey değil, belirsizlik. İzah etmek için egemen ve öğretili olana teveccüh göstermek zorundasınız."

İnsanı var edenin acılar olduğunu söyleyen Demirkubuz, hayatı irdeleme noktasında kötülüğü anlatmayı iyiliğe tercih eder, çünkü bunun daha güçlü olduğunu düşünür.

Demirkubuz, iyi ve idealist bir insan portresi değil, oradan oraya savrulan kişileri bir tablonun tam ortasına yerleşmiş bir nesne gibi izlettirir bize...

"Ben inanmak isteğime değil, inanmak zorunda olduğuma kulak veririm."

Onun hikâyelerindeki karakterler kötülüğe yazgısal bir güçle itilmişlerdir.

Bu yazgıyı kabullenmişlerin; bunun içinden çıkamayıp intihar edenlerin ya da  bunların üstesinden gelip hayatına devam edenlerin fotoğrafıdır onun filmleri...

"Yaşamın esası ihanettir, kötülüktür. İyilik, güzellik, sadakat, bir çözüm arayışı olarak ortaya çıkmıştır. 'Düzen ve iktidar' deriz ama insan doğasını kazırsak, ulaşacağımız yer yaradılıştaki sakatlıktır. Sinemamı bunun üzerine oturtmaya çalışıyorum." 

Yani Demirkubuz hayatın içinde var olan karakterleri ve olayları, olduğu gibi sunar. Herhangi bir yol göstermez, bir sonuca gitmez. Bu hikâyelerden neler çıkarılacağı noktası artık izleyiciye kalır.

İnsan yapısı çoklu dürtülere sahip olduğu için kötücüllüğü, ihaneti anlatmayı normal görür.

Ona göre, insanın elinde her şey en yüce haline de ulaşabilir en aşağılık haline de...

"......Ben insanın en keskin nedametler, en büyük pişmanlıklar yaşarken bile yeni günah kapılarını merak edecek kadar alçak ama aynı sebeple heyecan verici bir varlık olduğunu düşünen biriyim. Bir şeyi en samimi şekilde itiraf eden adam bile, bu sırada yeni bir suçun hayalini kuruyor ve bu yüzden itiraf ediyor olabilir. Benim gibi bir kötünün ve sorgucunun hiçbir sınırı yoktur."

 

**************

Demirkubuz'un son iki filmi Bulantı ve Kor'u başarısız bulanlar, bu filmlerde eskilerin tadını bulamadığını söyleyenler de oldu.

Bir oyuncu arkadaşım, Demirkubuz'un HDP'ye oy vereceğini açıklamasının ardından izleyicide olumsuz bir yargı oluştuğunu söylemişti.

Gerçekten etkisi olup olmadığını bilemeyiz ama Demirkubuz izleyicisi sürekli "Masumiyet ve Kader" tadını arıyor olabilir.

 

AHLÂKİ ZULÜM...

Demirkubuz sinemografisinde sıklıkla rastladığımız temalardan biri de cezaevi olgusudur. Yönetmenin 12 Eylül döneminde geçirdiği cezaevi sürecinin filme etkisi sıkça görülür. İlk filminin adının da C Blok olması tesadüfi olmasa gerek.

Yine Demirkubuz denilince akla gelen ögelerden biri de kapı ve pencere metaforudur... Kendisi bunu ilk filminden Kor'a kadar hemen her filminde kullandı.

Kor'da çaresizliği ahlâki sorunla birlikte irdeleyen yönetmen, orta sınıftaki kadın rolünü Emine'yle anlatmaya çalışır. Bir tarafta kendisine yüklenen rollerle yaşamaya çalışmak, bir taraftan da istekleri ve arzuları arasında sıkışıp kalmak...  Bunu "ahlâki zulüm" olarak yorumlayan Demirkubuz, ikiyüzlülüğe doğru bir sürüklenme olduğunu da belirtir ve şöyle der:

"Akıl ahlâktan yoksunsa dünyanın en tehlikeli şeyi olabilir..."