Bir önceki yazımızda, mutluluğu yalnızca anlık hazlarda aramanın bizi "bir çikolatadan fazlası" olan insan doğamızdan uzaklaştırdığını konuşmuştuk. Cömertlik, adalet ve dostluk gibi değerlerin ancak başkalarıyla kurduğumuz ortak yaşam içinde filizlenebileceğini söylemiş; yazıyı ruh, erdem ve etkinlik kavramlarının ne anlama geldiği sorusuyla bitirmiştik.
Bu yazımızda kaldığımız yerden devam ediyoruz. Aristoteles'in mutluluk anlayışının temel taşlarından ilkine yakından bakıyoruz: ruh.
Doğrusu, bu yazıyı kaleme alırken beni zorlayan şey konunun güçlüğünden çok onu anlatma biçimi oldu. Çünkü üzerinde duracağımız kavramlar, çoğu zaman felsefenin ağır dili içinde karşımıza çıkar.
Tam da bunları düşünürken, yıllar önce tanık olduğum küçük bir anı zihnimde canlandı.
Bir gün, yol açan küçük bir grayderi hayranlıkla izleyen bir çocuk annesine dönüp büyük bir heyecanla,
"Anne, anne... bak, baybi grayder! Bize yol açıyor..."
diye seslenmişti.
Çocuk, karşısında yalnızca demirden yapılmış bir iş makinesi görmüyordu. Sanki onun içinde bir canlılık, bir yönelim, bir amaç vardı. Grayder ilerliyor, önündeki engelleri kaldırıyor, kendine düşen görevi yerine getiriyordu.
Belki de Aristoteles'in ruh anlayışına yaklaşmanın en sıcak yolu, o çocuğun hayretinden geçiyordu.
Şimdi çoğunuzun aklına aynı soru gelecektir:
"Bir grayderin ruhu mu olur?"
Haklı bir soru.
Çünkü bugün "ruh" dediğimizde çoğumuzun zihninde bedenden bağımsız, görünmeyen, gizemli bir varlık canlanır. Oysa Aristoteles bu kavrama bambaşka bir anlam yükler. Ona göre ruh, canlıyı canlı yapan ilkedir. Bir varlığın sahip olduğu tüm imkânları gerçekleştirmesini sağlayan iç düzen, başka bir deyişle onun potansiyelinin bütünüdür.
Bu yüzden doğadaki hiçbir canlı gelişigüzel var olmaz. Tohum ağaca, insan ise kendi doğasının en olgun hâline yönelir. Her varlık, içinde taşıdığı potansiyeli gerçekleştirmeye doğru ilerler.
Bu düşünceyi daha iyi anlayabilmek için Aristoteles ruhu üç düzeyde ele alır.
Nebatî ruh, büyümeyi ve beslenmeyi sağlar. Hayvanî ruh, algılama ve hareket etme yeteneğini kazandırır.
Aklî ruh ise yalnızca insana özgüdür. Düşünür, sorgular, muhakeme eder; seçenekler arasında değerlendirme yapar ve bilinçli tercihlerde bulunur.
Ne var ki insan ruhu yalnızca akıldan ibaret değildir.
Aristoteles'e göre ruhun akıl taşıyan ve akıl taşımayan iki yönü vardır. Beslenme, büyüme ve arzular akıl taşımayan yönün doğal işleyişidir. Buna karşılık düşünen, doğru ile yanlışı ayırt eden, nedenleri sorgulayan ve tercih yapan yanımız akıl taşıyan kısımdır.
İnsan olmanın güçlüğü de tam burada başlar.
Çoğu zaman arzularımız bizi bir yöne çekerken aklımız başka bir yön gösterir. İçimizde yaşanan bu sessiz gerilim hepimize tanıdıktır. Kısa vadeli çıkarlarımızla vicdanımızın aynı şeyi söylemediği, doğru olduğunu bildiğimiz hâlde başka türlü davranmak istediğimiz anlar olur.
Aristoteles'e göre mutluluk, aklın ve arzuların zamanla aynı istikamette buluşabilmesinde ortaya çıkar. Erdemli insanın farkı da burada yatar. O, doğru olanı yalnızca bildiği için değil, karakteri o yönde biçimlendiği için yapar. Böylece aklı ile arzuları arasındaki mesafe giderek kapanır; doğru davranış, bir zorunluluk olmaktan çıkar, ikinci doğası hâline gelir.
Platon, görünür dünya ile idealar dünyası arasında keskin bir ayrım kurmuştu. Ona göre gerçek öz, değişmeyen idealar dünyasında bulunuyordu.
Aristoteles ise özü yeniden yeryüzüne indirdi. Bir şeyin ne olduğunu anlamak için başka bir âleme gitmeye gerek olmadığını söyledi. Her varlığın özü, kendi varlığının içindeydi.
Bu nedenle ruh ile beden, birbirinden ayrılabilecek iki farklı varlık değildir. Ruh formdur; beden ise o formun gerçekleştiği maddedir. Ruh ortadan kalktığında geriye yalnızca biyolojik bir yapı kalır. Onu gerçekten insan yapan ilke artık yoktur.
Bunu anlamak için motoru sökülmüş bir grayderi düşünün.
Lastikleri yerindedir. Kepçesi yerindedir. Kabini yerindedir. Dışarıdan bakıldığında her şey tamam gibidir. Ama artık yol açamaz. Çünkü onu gerçekten grayder yapan şey, yalnızca parçalarının bir araya gelmiş olması; o parçaları anlamlı bir bütün hâline getiren işlevidir.
İnsan da böyledir.
Fakat akla sahip olmak tek başına yeterli değildir. Asıl mesele, aklın gösterdiği doğruyu yaşayabilmektir. İşte bu noktada erdem devreye girer. İnsanı yalnızca ne düşündüğü değil, nasıl yaşadığı da belirler. Aklın gösterdiği doğruyu hayata taşıyan şey erdemdir.
Bir sonraki yazımızda Aristoteles'in karakter erdemlerini ve düşünsel erdemlerini birlikte ele alacağız. Adaletin, cesaretin, ölçülülüğün ve bilgeliğin mutluluğa giden yolda neden vazgeçilmez olduğunu birlikte inceleyeceğiz.
Belki de o küçük çocuğun,
"Anne, anne... baybi grayder bize yol açıyor..."
derken gördüğü şey de buydu.
Kimi zaman bir yol toprağın üzerinde açılır; kimi zaman insanın kendi içinde.
Mutluluğa giden yol da önce insanın iç dünyasında açılır.
Belki de bu yüzden, yıllar sonra aynı anı zihnimde yeniden canlanırken şu dizeler döküldü kalemimden:
Bir Çocuk Düşü
— Anne, anne,
baybi grayder yol açıyor bize, dedi çocuk,
kayalıklara bakan gözlerle,
mavinin kızıla sırtını dayadığı o serin yerde.
Yol çizer bir baybi grayder
engin kayalıklara;
düşler yürür tekerlek izlerinden,
uzak ufuklara.
Bir baybi grayder ilerler;
kepçesinde oyun hamuruyla
oynar çocuk, hayata renk verir.
Her parmak bir renk;
mutluluk, renklerin uyumunda karışır yaşama.
Sarı bir Kıbrıs akasyası açar
bin yeşilin içinde;
dur da seyret uzun uzun
gölgeleri, renkleri,
hayatın özlerini.
Ya da sadece... Öylesine.
Her şeyden öte,
yalnızca var olmak da güzeldir
yeşilin kalbinde.
Bir kuş kopar dallarından,
havalanır sessizliğinin yankısından.
Takıl kanatlarının gölgesine... Sadece öylesine.
Düş peşine;
korkma gökyüzü darılıp da kapanır diye.
Kucaklar herkesi,ven çok da seni.
Buluta dokunur varlığın;
sevinçle süzülür bir yağmur damlası.
Yaseminlere siner kokun ve akşama.
Serin bir kokuda erir gece.
İki özlediğin göz belirir karanlıkta;
bir kedi, hiçbir şey istemeden sokulur yanı başına...
Kendinden düşünmeden sadece öylesine.
Çocukta değiliz artık;
hayat işte...
Bir baybi grayder yol alır içimizde;
önüne çıkan engelleri aşarak
sabırla, sessizce
Mutluluk;
bir kuşun kanadında,
bir çiçeğin renginde,
bir çocuğun sesinde yükselir:
— Anne, anne...
bak, baybi grayder! Yol açıyor bize…
Kendinden öylesine...
Kendinde umutlu,
kendinde mutlu...