Ateş çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz. Önce bir sessizlik olur. Sonra fark edilmeyen bir koku. Ardından “nasıl oldu” sorusunun çok geç sorulduğu o an…
Orman yangınlarını her yaz aynı cümlelerle konuşuyoruz. “Hava çok sıcak”, “Rüzgar kuvvetliydi”, “Doğal afet.” Oysa bu cümlelerin arkasına saklanarak asıl gerçeği görmezden geliyoruz. Çünkü her yangın bir doğa olayı değildir. Çoğu zaman bir ihmaldir, bir alışkanlıktır, bir eğitimsizliktir, bir plansızlıktır. Ve belki de en acısı, bir alışılmışlık halidir.
Bir orman yanarken sadece ağaçlar yanmaz. Toprak hafızasını kaybeder, canlılar sessizce yok olur, köyler nefessiz kalır. Ama en büyük kayıp, yangın söndükten sonra başlar: unutmak.
Bu yazı, bir yangın raporu değildir. Bir suçlu arama metni hiç değildir. Bu yazı, aynaya bakma cesareti olanlar içindir.
YANGIN NEREDE BAŞLAR?
Birçok insan orman yangınlarının “kendiliğinden” çıktığını düşünür. Yıldırım düşer, sıcaklık artar, doğa öfkesini gösterir… Evet, doğanın payı vardır. Ama gerçeğin büyük kısmı çok daha sıradandır ve bu yüzden daha tehlikelidir.
Anız yakılır. Piknik ateşi tam söndürülmez. Cam şişe yol kenarına atılır. Sigara izmariti “bir şey olmaz” denilerek yere bırakılır. Ve çoğu zaman şu cümle duyulur: “Benim yüzümden olmaz.”
Orman yangınlarının büyük bir bölümü insan kaynaklıdır. Bu cümle artık şaşırtıcı değildir ama hala yeterince rahatsız edici değildir. Çünkü rahatsız edici olsaydı, davranışlarımız değişirdi. Sorun, ateşin kendisi değil; ateşe bakış biçimimizdir.
YANGIN ANI: KAOSUN FOTOĞRAFI
Yangın çıktığında hepimiz aynı refleksi gösteriyoruz. Sosyal medyada paylaşımlar, “geçmiş olsun” mesajları, eleştiriler, suçlamalar… Kameralar döner, mikrofonlar uzatılır. Herkes bir şey söyler.
Ama yangınla mücadele edenlerin söylediği cümleler genelde aynıdır: “Hazırlıksız yakalandık.” Hazırlıksızlık sadece ekipman eksikliği değildir. Hazırlıksızlık bir zihniyet meselesidir. Tatbikat yapılmamışsa, yerel halk sürecin parçası değilse, gönüllülük plansızsa, kurumlar birbirinin dilini bilmiyorsa orada yangınla değil, kaosla mücadele edilir.
İyi niyet değerlidir ama yeterli değildir. İyi niyet, eğitimle birleşmediğinde yangını söndürmez; sadece vicdanı rahatlatır.
“SÖNDÜRDÜK” DEMEK YETMEZ
Yangın söndüğünde derin bir nefes alınır. “Çok şükür” denir. Sonra hayat yavaş yavaş normale döner. Ama orman için hiçbir şey normal değildir artık. Toprak yanmıştır. Tohumlar zarar görmüştür. Canlılar göç etmek zorunda kalmıştır. Bazıları hiç gidememiştir. Yangın sonrası çoğu zaman romantik bir dil devreye girer: “Yeniden ağaçlandıracağız.” “El birliğiyle yeşerteceğiz.”
Evet, ağaçlandırma önemlidir. Ama her yanan alan hemen fidan dikilerek iyileşmez. Doğanın kendi onarım süreci vardır ve bu süreç çoğu zaman insan sabrından uzundur. Her yeşeren fidan umut değildir. Bazen sadece aceleciliğimizin bir göstergesidir.
DÜNYA NE YAPIYOR, BİZ NEYİ ATLIYORUZ?
Bazı ülkelerde orman yangınlarıyla mücadele sadece itfaiyenin görevi değildir. Bu iş, okuldan başlar. Çocuklar küçük yaşta ormanla nasıl ilişki kuracaklarını öğrenirler. Ateşin ne olduğu, ne olmadığı anlatılır.
Yerel halk eğitilir. Riskli bölgelerde yaşayanlar sürecin parçası olur. Erken uyarı sistemleri sadece teknoloji değil, insan ağı ile desteklenir.
En önemlisi şu anlayış yerleşmiştir: Yangına yapılan en büyük yatırım, yangın çıkmadan önce yapılan yatırımdır. Biz ise çoğu zaman felaket olduktan sonra konuşmayı tercih ederiz. Çünkü önlem almak görünmezdir. Söndürmek ise kameraya yakışır.
Asıl Yangın: Unutma Halimiz Her yaz benzer görüntüler. Her yaz benzer açıklamalar. Her yaz benzer sözler. Ve her sonbahar… Unutma. Bir sonraki yaza kadar orman yangınları gündemden düşer. Ta ki bir sonraki alev yükselene kadar.
Bu, bir hafıza sorunudur. Toplumsal bir hafıza kaybı. Oysa orman, unutmayı affetmez. Doğa, ihmali kaydeder.
Her yangın, sadece o yılın değil, gelecek yılların da hesabını etkiler. Su rejimini değiştirir, toprağın tutunma gücünü azaltır, sel riskini artırır. Yani yangın, söndükten sonra da yaşamaya devam eder. Biz ise onu sadece yandığı an hatırlarız.
Peki Ne Yapmalı?
Bu yazı bir “çözüm listesi” sunmak için yazılmadı. Çünkü mesele birkaç maddeyle çözülecek kadar basit değil. Ama bazı gerçekleri yüksek sesle söylemek gerekiyor.
Orman yangınlarıyla mücadele: Sadece teknik bir mesele değildir. Sadece bütçe meselesi değildir. Sadece kurumların sorumluluğu hiç değildir. Bu, bir kültür meselesidir. Bireyin davranışıyla başlar. Yerel yönetimlerin hazırlığıyla devam eder. Merkezi planlama ile güçlenir. Eğitimle kalıcı olur. Ve hepsinden önemlisi, süreklilik ister.
Bir yıl konuşup bir yıl susarak orman korunmaz. Orman yangınları bize şunu soruyor: “Hazır mısınız?”
Bu soru sadece itfaiyeye, yöneticilere ya da uzmanlara sorulmuyor. Hepimize soruluyor. Piknik yapanlara, yol kenarına izmarit atanlara, “bir şey olmaz” diyenlere, unutanlara…
Ateş bazen doğadan gelir. Ama çoğu zaman biz çağırırız. Ve sonra alevlere bakıp şaşırırız. Belki de artık şaşırmayı bırakıp düşünme zamanıdır. Çünkü ormanlar yanarken, aslında biz sınanıyoruz.