Hava Durumu

Yeni olan iyi mi?

Yazının Giriş Tarihi: 12.08.2026 00:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.08.2026 00:05

Bir zamanlar ilkokula başlayan çocukların çantasında bugünün tabletleri, akıllı cihazları ya da dijital eğitim araçları yoktu. Bizim ise çok daha basit ama bugün düşündüğümde oldukça anlamlı bulduğum başka bir eğitim aracımız vardı: Küçük bir kese ve içinde fasulyeler…

Birinci sınıfta öğretmenimiz tahtaya bir kelime yazardı. Bizden de önümüzdeki sıranın üzerine fasulyeleri tek tek dizerek o kelimeyi oluşturmamızı isterdi. Her öğrencinin kendi kesesi vardı. Fasulyeleri çıkarır, harflerin biçimine göre dizer, yanlış koyduğumuzda düzeltir, yeniden denerdik.

Bugün anlatıldığında belki gülümseten, hatta oldukça ilkel görünen bir eğitim yöntemi.

Fakat gerçekten öyle miydi?

O küçük fasulyeleri dizerken yalnızca bir kelime oluşturmuyorduk. Gördüğümüz şekli algılıyor, hafızamızda tutuyor, el ve göz koordinasyonumuzu kullanıyor, harflerin yapısını kavramaya çalışıyorduk. Yanlış yaptığımızda öğretmenimiz tek tuşla hatamızı düzeltmiyordu. Fasulyeyi kendimiz alıyor, doğru yere yeniden koyuyorduk.

Sonra başka bir aşamaya geçiyorduk.

Tahtanın önüne çıkıyor, elimize beyaz tebeşiri alıyor ve öğrendiğimiz harflerden kelimeleri oluşturmaya çalışıyorduk.

Fasulyeden tebeşire, tebeşirden kaleme uzanan bu süreç aslında bize yalnızca yazmayı öğretmiyordu. Öğrenirken elimizi, gözümüzü, hafızamızı ve dikkatimizi birlikte kullanmayı da öğretiyordu.

Aradan yıllar geçti.

Fasulyeler ortadan kalktı. Kara tahtaların yerini akıllı tahtalar, tebeşirin yerini dijital kalemler, ansiklopedilerin yerini internet, defterlerin bir bölümünün yerini tabletler aldı. Bugün ise yapay zekâyı konuşuyoruz.

Bütün bunlar insanlığın ulaştığı olağanüstü teknolojik imkânlar.

Peki önemli bir soruyu sormamız gerekmiyor mu? Her yeni olan, mutlaka daha iyi midir?

Burada geçmişi özleyen romantik bir bakış açısından söz etmiyorum. Çocukların yeniden fasulye keseleriyle okula gitmesini de önermiyorum. Teknolojinin eğitimden çıkarılması ise anlamsız olacaktır.

Tam tersine çocuklarımız teknolojiyi öğrenmeli, bilgisayarı kullanmalı ve yapay zekâyla çalışmayı bilmelidir.

Ancak belki de tartışmamız gereken konu teknoloji kullanıp kullanmamak değil, onu ne zaman kullanmaya başlamamız gerektiğidir.

Bir çocuk yazmayı öğrenirken önce kalemi tutmalı, harfi kendisi oluşturmalı, yanlış yazmalı, silmeli ve yeniden denemelidir.

Çünkü yazmak yalnızca kâğıdın üzerinde harflerin ortaya çıkması değildir. Yazmak aynı zamanda düşüncenin biçim kazanmasıdır. Benzer durum matematik için de geçerlidir.

Daha toplama ve çıkarma işleminin mantığını kavramamış bir çocuğun eline hesap makinesi verdiğinizde doğru sonucu elde edebilirsiniz. Fakat doğru sonuca ulaşmak ile işlemin neden öyle sonuçlandığını anlamak aynı şey değildir.

Çocuk önce düşünmeyi öğrenmeli, teknoloji daha sonra onun düşünme kapasitesini desteklemelidir.

Çünkü teknoloji temel becerinin yerine geçtiğinde bağımlılık, temel becerinin üzerine geldiğinde ise güç oluşturabilir.

Bugün bu tartışmanın en önemli noktalarından biri de yapay zekâdır.

Bir öğrenciye herhangi bir konuda beş yüz kelimelik bir yazı yazmasını istediğimizi düşünelim.

Öğrenci konuyu araştırabilir, düşündüklerini bir kâğıda not edebilir, ilk paragrafını yazabilir, beğenmeyip silebilir, başka bir cümle kurabilir. Kelime bulmakta zorlanabilir. Paragraflar arasındaki bağlantıyı kurmaya çalışabilir. Belki sonunda ortaya edebî açıdan kusursuz olmayan bir metin çıkacaktır.

Fakat bütün bu süreç boyunca çok önemli bir şey gerçekleşmiştir:

O öğrenci düşünmüştür.

Şimdi aynı ödevi yapay zekâya birkaç saniye içerisinde hazırlattığımızı düşünelim.

Ortaya dilbilgisi açısından daha düzgün, anlatımı daha güçlü ve belki öğretmenin ilk bakışta daha başarılı bulacağı bir metin çıkabilir.

Ancak eğitim açısından sormamız gereken soru yalnızca “Hangi metin daha güzel?” olmamalıdır.

Asıl soru şudur:

Bu iki öğrenciden hangisinin zihni daha fazla çalıştı?

Çünkü eğitimin amacı yalnızca doğru cevabı üretmek değildir. Öğrenciyi o cevaba ulaşabilecek zihinsel yeterliliğe kavuşturmaktır.

Bu nedenle yapay zekâyı eğitimde doğru noktaya yerleştirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Öğrenci önce kendi fikrini oluştursun. Kendi cümlesini kursun. Kendi taslağını hazırlasın. Yanlış yapsın. Yanlışını fark etmeye çalışsın.

Sonrasında yapay zekâya dönüp “Benim düşüncemde eksik olan ne?”, “Bu görüşe karşı hangi düşünceler ileri sürülebilir?”, “Anlatımımı nasıl daha açık hale getirebilirim?” diye sorsun.

İşte o zaman teknoloji öğrencinin yerine düşünmez; öğrencinin daha nitelikli düşünmesine yardımcı olur.

Aslında mesele yalnızca eğitimle de sınırlı değil.

Navigasyon sayesinde yol buluyoruz. Telefonlarımız sayesinde numaraları hatırlamak zorunda kalmıyoruz. Arama motorları birkaç saniye içerisinde bilgiye ulaştırıyor. Yapay zekâ araştırmadan yazmaya kadar pek çok alanda bize yardımcı oluyor. Bunların hepsi yaşamımızı kolaylaştırıyor. Fakat kolaylık ile gelişmişlik aynı şey değildir.

İnsan kendi geliştirdiği teknolojinin sağladığı kolaylıklardan yararlanırken bazı yeteneklerini tamamen kullanmamaya başlarsa, teknolojinin kazandırdıkları kadar kaybettirdiklerini de konuşmak gerekir.

Bu nedenle yeniliklere karşı çıkmak yerine yeniliğin neye hizmet ettiğini sorgulamalıyız. Yeni bir eğitim yöntemi öğrenciyi daha fazla düşündürüyorsa ilerlemedir. Yeni bir teknoloji insanın kapasitesini artırıyorsa ilerlemedir. Yeni bir sistem hayatı kolaylaştırırken insanın temel becerilerini koruyorsa ilerlemedir.

Fasulyeler bugün eğitim teknolojisinin karşılığı olamaz. Ama fasulyeleri dizerken çalışan el, göz, dikkat, hafıza ve düşünme süreci bugün de değerlidir.

Belki eğitimde ihtiyacımız olan şey geçmiş ile gelecek arasında bağ kurmaktır. Çocuk önce dokunsun, yazsın, düşünsün, yanlışı görsün, yeniden denesin ve temel becerilerini kazansın. Ardından dijital dünyanın imkânlarından yararlansın.

Çünkü amaç çocuklarımızı geçmişte tutmak değil, geleceğe kendi yetenekleri üzerinde taşıyabilmektir.

Belki bir daha eğitimde yeni bir teknolojiyle karşılaştığımızda soracağımız soru:

“Bu, çocuğa ne kazandırıyor?”

Ben bugün dönüp o küçük fasulye kesesine baktığımda teknolojik bir eğitim aracı görmüyorum.

Çok daha değerli bir şey görüyorum:

Öğrenmeye çalışan bir çocuğun kendi zihnini ve ellerini kullanmasını.

Fasulyeden tablete, tebeşirden akıllı tahtaya, kalemden yapay zekâya elbette ilerleyelim.

Ama bir şartla:

Yolu kısaltırken öğrenmenin basamaklarını ortadan kaldırmayalım.

Çünkü her yenilik değişimdir. Ama her değişim, ilerleme değildir.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.