Hava Durumu

Yönetimin yol ayrımı

Yazının Giriş Tarihi: 09.12.2025 00:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.12.2025 00:06

Bir ülkenin kaderi bazen bir sandıkta değişir. O sandıkta sadece oy pusulası yoktur; geçmişin yükü, geleceğin umudu, sistemin ruhu da vardır. Türkiye, 2017 yılında böyle bir yol ayrımına geldi: Parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş yaptı. Bu yalnızca hukuki bir değişiklik değil, yönetim kültüründe de bir kırılmaydı.

KOALİSYON YORGUNLUĞU

80’li, 90’lı ve 2000’li yılların başı… Türkiye’de neredeyse her seçim sonrası gözler yeniden açılırdı: Hangi parti kiminle koalisyon kuracak? Hangi bakanlık kime verilecek? Hükümet ne kadar sürecek?

Partiler uzlaşamaz, hükümet kurma görevleri elden ele geçerdi. Kimileri sabah göreve gelir, akşam çekilirdi. Bu karmaşa içinde halk her defasında ekonomik krizlerin, enflasyonun, işsizliğin, umutsuzluğun faturasını öderdi. Koalisyonlarla gelen yönetim istikrarsızlığı sadece siyasi değil, toplumsal da bir kırılmaya neden oldu. Türkiye’de yönetim sistemi tartışması bu yüzden yalnızca “yönetim şekli” değil, “yaşanmışlıkların” da bir yansımasıdır.

AVRUPA DA YORULDU

Bu durum yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Avrupa’nın birçok ülkesinde de parlamenter sistem, zamanla bir çözüm aracı olmaktan çıkıp krizin kaynağı hâline geldi. Hollanda’da hükümet kurma süreci bazen 6–8 ay sürebiliyor. Almanya’da Merkel sonrası koalisyon kurmak için aylarca süren görüşmeler yapıldı. Belçika, 2010–2011 arasında tam 541 gün hükümetsiz kaldı. Koalisyonun bir türlü kurulamaması, kamu hizmetlerinin sekteye uğramasına, vatandaşın devlete olan güveninin zedelenmesine neden oldu.

Avrupa’da yaşanan bu tecrübeler gösteriyor ki; parlamenter sistemdeki koalisyon zorunluluğu, demokrasinin değil zaman zaman istikrarsızlığın da kapısını aralayabiliyor.

BAŞKANLIK SİSTEMİYLE GELEN HIZ

2017’de Türkiye’de başkanlık sistemine geçilmesiyle birlikte yürütme yetkisi doğrudan Cumhurbaşkanına verildi. Bu sistemin en çok öne çıkan yönü hızdı. Tek elden alınan kararlar, afet anlarında, kriz dönemlerinde, uluslararası ilişkilerde refleks hızını artırdı.

Özellikle pandemi döneminde alınan kararların hızlı uygulanması, deprem sonrası afete müdahale süreçlerinin daha etkin organize edilebilmesi, karar alma zincirindeki bürokratik katmanların azaltılması başkanlık sisteminin işlevselliğini gösterdi.

Elbette bu sistemin de denge-denetim mekanizmaları açısından eksik yönleri olabilir. Ancak bu eksikler sistemin değil, sistemin uygulayıcılarının sorumluluğudur. Doğru ellerde sistem işler, kötü niyetli ellerde ise her yapı zarar doğurur.

ÖZGÜRLÜK MÜ, MASKE Mİ?

Parlamenter sistem kadar tartışmalı olan bir diğer unsur da özgür basın kavramıdır. Türkiye’nin yakın tarihinde “özgür basın” olarak kendini tanımlayan kimi yayın organlarının, halkın yararına değil, toplumun moral ve milli duruşunu hedef alan yayınlara imza attığını da gördük.

Bir haber başlığı, bazen bir manşet, içeride yatırım yapan bir yatırımcıyı korkuttu. Bazen dış basına servis edilen bir röportaj, Türkiye’nin uluslararası itibarını zedeledi. En acısı da, bazı medya kurumlarının halkın seçilmiş iradesine karşı bir iktidar savaşına girmesi oldu. Bu durum yalnızca bir yayıncılık etiği sorunu değil, doğrudan halkın kararına müdahale anlamına gelir.

Genç nesil bu süreçleri yaşamamış olabilir. Ancak tarihin tozlu raflarında değil, çok da eski olmayan gazete kupürlerinde bu örnekler yer alıyor. Ve bu da bize şunu gösteriyor: Basın özgürlüğü, halkın iradesiyle kavga etmek değil, halkın sesini daha iyi duyurmak içindir.

DENGE, DENETİM VE ŞEFFAFLIK

Her sistem, denge ile ayakta durur. Başkanlık sistemi de bu açıdan bir istisna değildir. Yargı bağımsızlığı, parlamentonun etkin denetimi, basının sorumlu özgürlüğü, bürokrasinin hesap verebilirliği… Tüm bunlar, sistemin adından bağımsız olarak sağlanmalıdır.

Bugün Türkiye’de yürütme karar alabiliyor ama yasama ve yargının bu sürece ne kadar aktif katıldığı ayrı bir tartışma konusudur. Bu noktada mesele sistemin adı değil, sistemin işleyişidir. Sorun başkanlık sisteminde değil, bu sistemin demokratik reflekslerle desteklenip desteklenmediğindedir.

SİSTEMLER TARAFSIZDIR

Bir sistemin başarısı, yalnızca onun teorik çerçevesiyle değil, o sistemin nasıl uygulandığıyla ölçülür. Türkiye, parlamenter sistemin ağır aksak işleyen yıllarını yaşadı. Başkanlık sistemindeyse hızlı karar alma avantajı kazanıldı.

Her kuşağın kendine ait bir tecrübesi olur. Bizim kuşağımız, parlamenter sistemin yorgunluğunu, koalisyonların karmaşasını, basının gücü nasıl kötüye kullanabileceğini gördü. Bu nedenle bugün gençlere düşen görev, sistemi değil, sistemi işleten ahlaki ilkeleri sorgulamak olmalıdır.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.