Hava Durumu

Nilüfer Tiyatro Festivali

Yazının Giriş Tarihi: 22.03.2024 00:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.03.2024 18:07

Nilüfer’de yaşayanlar çok şanslı. İlçede Nilüfer Kent Tiyatrosu var. Nilüfer Tiyatro Festivali yapılıyor. Sanat galerilerinde her yıl onlarca sergi açılıyor. Şehrin doğusunda yaşayanlar (Yıldırım, Kestel, Gürsu) için sanat mekânına ulaşmak kolay değil. Yıldırım Şehir Tiyatrosu’nun 2005 yılında kapanmasının, 2004-2019 yılları arasında göreve gelen Yıldırım belediye başkanlarının, sanatın ilçenin gelişmesi için ne kadar önemli olduğunu kavrayamamış olması nedeniyle şehrin doğusu ile batısı arasındaki fark bir türlü kapanmıyor. Nüfusu Nilüfer’den daha fazla Yıldırım’da, 2008 yılında, Adile Naşit Tiyatrosu’nda amatör tiyatroların bir araya getirildiği tiyatro şenliği, salgından önce ise Barış Manço Kültür Merkezi’nde yarıyıl tatillerinde çocuk oyunları sahnelenmişti. Sanat yönetmeni olmadığı için hangi oyun daha ucuza ilçeye gelecekse o tercih ediliyordu. Yaşadığın ilçede tiyatro oyunu sahnelenmediği, sergi açılmadığı için mecburen haftanın 4-5 günü Nilüfer’e gitmek zorunda kalırsın. Aylık kazancın düşük olduğu için doğu ve batı arasında sınıf çatışmasını her gün yaşarsın, ancak bir türlü çözüm bulamazsın.

2008 yılında başlayan ve şehrin marka etkinliklerinden biri olan Nilüfer Tiyatro Festivali, salgın ve ekonomik krizden sonra nihayet 9. kez Nâzım Hikmet Kültürevi’nde seyirciyle buluştu (2-16 Mart). Festivali çok özlemişim. 

Bu senedeki festivalin en beğendiğim, seyretmekten mutlu olduğum yanı ise oyuncu ve yönetmenlerin 40 dakikalık söyleşileriydi. 

Festival kapsamında Uludağ Üniversitesi’nde (10) ve diğer üniversitelerde tiyatro okuyan (10) öğrencilerin bir araya gelmesi güzel düşünülmüş bir proje. Böylece öğrenciler yeni arkadaşlar edinecek, yeni projelerin ortaya çıkması sağlanacak.

Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın 8 Mart’ta sahnelediği Flu Lysistrata daha önce örneğini görmediğim bir oyundu. Aristophanes’in savaş karşıtı tekstini yeniden biçimlendirilmiş. Yönetmen Barış Arman, oyuncuların tiyatro üzerine düşüncelerini, gündelik hayatta yaşadıklarını kaydederek dramaturg Ceren Ercan ile yeniden yazmış. Biz prova sırasında yaşananları seyrediyoruz. Dördüncü duvarı yıkarak seyirciyi oyuna kattılar.

Kundura Sahne çok farklı bir oyunla Bursa’ya geldi (9 Mart). Geçen Gün oyunu için dans tiyatrosu dersek eksik tanımlamış oluruz. Tedirgin, korkak ve birbirine güvenmeyen şehirlilerin hikâyesi diye tanımlayabilir miyiz? Gündelik hayatta evdeki, sokaktaki her şey, müzik aleti haline getirilmiş. Oyun (dans gösterisi veya konser, nasıl tanımlarsak tanımlayalım) o kadar akıcıydı ki, oyuncuların (Esma Madra ve Ozan Çelik) sahnedeki her adımını merakla takip ettim. Hareket, müzik ile ışık birlikteliği harikaydı (Maral Ceranoğlu, Mihran Tomasyan, Utku Kara). Nilüfer Tiyatro Festivali’nde, Naz Erayda ve Kerem Kurdoğlu’nun yönettiği bir oyun daha önce sahnelendi mi, hatırlamıyorum. Unutamayacağım oyunlar arasında yerini aldı.  

Nilüfer Tiyatro Festivali’nin oyunları arasında seyircinin büyük ilgi göstereceği birkaç oyundan biri de Tiyatrokare yapımı Veda’ydı. 1920-1923 arasında İstanbul’un işgali ve sonrasında yaşananların anlatıldığı oyun Ayşe Kulin’in aynı adlı otobiyografik romanından, Nedim Saban tarafından uyarlanmış ve yönetilmiş. Tarihi romanları sahneye aktarmak zordur. Bu sezon benzerini Bursa Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği Halit Ziya Uşaklıgil’in yazdığı Mai ve Siyah’ta yaşamıştık. Uyarlamanın başarılı olmaması, yönetmenin ikinci perdeyi yeniden yazmasına neden olmuştu. Oyunun ilk perdesi ne kadar durgun ise, ikinci perde o kadar hareketliydi. Bütün olaylar ikinci perdede olup bitiyordu sanki. Veda’yı seyrederken aklıma bunlar geldi. Oyunda Kerim karakteri anlatıcı olabilirdi. Barkovizyon ile oyuna daha fazla katkı sunulabilirdi. Belgesel tiyatro tarzında olsaydı daha etkili olurdu. Başrolde Nevra Serezli’nin (Saraylı) oyuna katkısı tartışılmaz.

Engin Alkan yıllar önce Nilüfer Kent Tiyatrosu’nda yönettiği Tersine Dünya ve Şark Dişçisi oyunlarıyla şehrin tiyatro hayatına yön vermiş bir isimdir. Övgüsü eksik olmasın NKT’nin kurucu sanat yönetmenidir. Bir gün yeniden NKT’nin kapıları açılmasını diliyorum. Meselâ Küskün Müzikal…

Engin Alkan NKT’nin sanat yönetmenliğinden istifa ettikten sonra özel tiyatrolarda yönettiği veya oynadığı oyunlarla birçok kere Bursa’ya gelmişti. Festival kapsamında 12 Mart’ta Kadıköy Emek Tiyatrosu’nun oyunu Ölümün Tersi Arzudur ile yeniden Bursa’daydı. Tennesse Williams’ın İhtiras Tramvayı oyunundan yola çıkarak yeniden yazmış. Hikâyeyi günümüz Almanya’sına taşımış, Blanche karakterini kardeşi Oya’nın yanına taşınan Deniz (Queer) olarak değiştirmiş. Almanya’da doğan Türkiyeli Süryani, ve Türk karakterler ekleyerek (Pınar Yıldırım, Murat Göçmez, Sinan Çatıkkaş) bambaşka hale getirmiş. Almanya’da Türklerin yaşadığı ayrımcılık ile Deniz’in Türkiye’de ve Almanya’daki Türklerden gördüğü dışlanmayı seyretmek, bir taraftan da Macbeth provası ile oyunun içiçe geçmesi, suratımıza yediğimiz yumruk gibi olmuş. Gerçekler sahnede ve karşımızdaydı.

Festivalin sondan bir önceki oyunu (15 Mart), Kumbaracı 50’nin sahnelediği Öteki Venedik Taciri’ydi. Kumbaracı 50’nin kaç oyununu seyrettiğimi hatırlamıyorum dahi. Hiç yanılmadım. Her zaman farklı bir oyunla karşılaştım. Bu sefer Shakespeare klâsiği seçmişler. Daha önce Bursa Devlet Tiyatrosu ve Bursa Şehir Tiyatrosu klâsik versiyonlarını sahnelemişti. İsmail Sağır, oyunu uyarlamış dersek yanıltıcı olur. İskeleti koruyarak ekleme ve çıkarmalar yapmış, böylece ‘öteki’ ile bağlantı kurmuş. Hıristiyan-Yahudi kavgasının veya güncel olaylara atıf yaparsak Müslüman-Yahudi çatışmasından uzaklaştırarak evrensel bir dil oluşturmuş. Sahnede büyük bir boşluk vardı. Dört sokak lambası, iki tabure, o kadar. Sahneyi görünce Peter Brook’un Boş Mekân kitabı aklıma geldi. Oyuncular o kadar başarılıydı ki (Yiğit Sertdemir, İsmail Sağır, Çağdaş Tekin, Deniz Danışoğlu, İbrahim Arıcı, İpek Türktan, Tuğra Can Bıçak), bir zaman sonra sahnedeki boşluk görünmez oldu. Shakespeare’in oyunu yazdığı dönemde olup bitenleri siyaset ve ekonomi ilişkisi üzerinden anlatan ufuk açıcı iki kitap önermek istiyorum: Jerry Brotton’un Sultan ve Kraliçe ve Stanley Mayes’in Sultan’ın Orgu.

Festival son oyunu ise (16 Mart), Yücel Erten’in yönettiği, Güngör Dilmen’in yazdığı Türk Tiyatrosu’nun klâsiği Deli Dumrul’du. Yücel Erten yıllarca tiyatroda yeni bir yönetim modeli için uğraştı. 1990’lı yıllarda (1992-1996) TOBAV yönetiminin başlattığı Sanata Evet kampanyasında ön saflardaydı. Devlet Tiyatroları’nda yönetimin seçimle belirlenmesi, birim tiyatro sistemine geçilerek tiyatronun hantal yapısından (ve memur sanatçı mantığından) kurtulması için mücadele etti. Diğer oyuncu ve yönetmenlerden farklıdır. Çok büyük kısmı susup kenarda dururken, gazetelere ve dergilere söyleşiler verdi, gazetelere düşüncelerini yazdı (Cumhuriyet gazetesine seri makaleler ile tiyatroda demokrasiyi anlatmıştı.), kitaplar yazdı… O, başka bir tiyatrocudur. Ne yazık ki, yönetmenlik kariyeri boyunca bir kere bile Bursa Devlet Tiyatrosu’nda oyun yönetmemiştir. Biz yıllardır özel tiyatrolarda yönettiği oyunların Bursa turneleri ile yetinmek zorunda kaldık. İstanbul ve Ankara’daki seyirciler kadar şanslı değiliz.

1945-1950 arasında, İstanbul’dan gelen oyuncularla faaliyet gösteren İzmir Şehir Tiyatrosu’nun yeniden kurulması için 2020 yılında ilk adım atıldı. Belediye başkanı Tunç Soyer’in çabası değerlidir. Yücel Erten’in yılladır kâğıt üzerinde anlattığı düşüncelerini hayata geçirmek için büyük bir fırsattı. Daha önce İzmir’den Bornova Şehir Tiyatrosu festivale katılmıştı.

Güngör Dilmen, Dede Korkut hikâyelerinden Deli Dumrul’u ele almış. Oyun kurumuş bir dereye köprü kurması, geçenden 30 akça, geçmeyenden 40 akça istemesi ile başlıyor. Halkın tepkisi nafile (aynı bugün olduğu gibi). Sonrasında âşık oluyor, hikâye dallanıp budaklanıyor. Farklı okullardan yetişen oyuncular, çok iyi bir ekip çalışması ile köy seyirlik tarzında sahnelemektedir. 

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.