Bu göçe bir dur demeli!

Yasemin Güler 27 Temmuz 2021 Salı, 06:00

Bayramın ilk gününden itibaren görmeye başladığımız ve sonrasında ne denli geniş bir yelpazeye yayıldığını da üzülerek fark ettiğimiz bir sorun Afgan göçü. Zaten ülkemize gelen beş buçuk milyonu kayıtlı, kayıtsız olanlarla birlikte ise toplam nüfusları yaklaşık sekiz milyon eden Suriyeli göçmenler meselesi henüz çözülememişken yaşadığımız yeni göç dalgası bir panik havasını da beraberinde getirdi doğal olarak.

Göç edenler Türkiye'den ileri gidemezken, daha doğrusu diğer ülkeler tarafından kabul edilmezken Bursa da en yoğun yerleştikleri illerden biri haline geldi.

Sorun ortada, ancak bu soruna karşılık uygulanacak eylem planı konusunda net bir açıklama henüz yapılmış değil. Hükümetin yol haritası belirsizliğini korurken Avrupa ülkelerinden "Türkiye bu göçü de kaldırır, göçmenlerin yaşaması için en uygun ülke Türkiye'dir" biçiminde açıklamalar peş peşe geliyor, hatta "Afgan göçmenleri kaça alırsınız ülkenize?" biçimli yakışıksız bir de plan uygulamaya konmaya çalışılıyor.

Muhalefetin "İktidar olduğumuzda göçmenleri insani koşullarda ülkelerine göndereceğiz!" biçimindeki açıklamaları da şu anki durumumuza bir çözüm değil. Hükümetin bu konuda neler yapacağını bir an önce açıklaması gerek, zira toplumsal gerginlik artıyor.

Bursa'nın bazı mahalleleri kültürel deformasyonun içinden çıkılmaz bir hal aldığının net göstergesi gibi. Kendi şehrimi tanımakta zorlanır oldum doğrusu. Öyle ki, bazı mahalleler Suriye'nin kasabalarına, köylerine döndü. Tabelalar bile Arapça. Gelen göçmenlerin hiçbirinde de yaşadıkları bölgenin sosyal hayatına uyum çabası yok ne yazık ki.

Bir yanda sahillerimizde garipsediğimiz görüntüler, diğer yanda pandeminin etkileriyle boğuşan ülkemizin böylesi bir göç dalgasına nasıl kucak açacağına dair soru işaretleri var kafamda. Bunların üstüne bazı asayiş olayları da ekleniyor listeye.

Yaşanan sorunlar daha da içinden çıkılmaz bir hal almadan var olan göçmenler ve halen ülkemize, şehrimize gelmekte olan göçmenlerle ilgili net bir politika belirlenmeli, bu göçe bir dur denilmeli.

Şunu da belirtmek isterim ki; Suriye'den ve Afganistan'dan ülkemize gelen göçmenler ile Bulgaristan'dan gelen Türkleri birbirine karıştırmamak lazım. Bu ülke kendi öz evlatlarına kucak açmayacak da kime kucak açacaktı o dönemlerde yaşanan Bulgar zulmüne karşın!

700 bin işçi bu rakamı bekliyor

Türk-İş tarafından her ay hazırlanarak kamuoyuyla paylaşılan Açlık Ve Yoksulluk Sınırı Araştırması, Haziran 2021 için yayınlandı. Rapora göre; dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı, 2 bin 864,82 TL.

Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut kirası, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı yani yoksulluk sınırı ise 9 bin 331,67 TL.

Günümüz sosyal hayatında sıklıkla karşılaştığımız ve pek çoğumuzun içinde bulunduğu yaşam biçimi olan Bekâr bir çalışanın 'yaşama maliyeti' ise aylık 3 bin 473,37 TL.

Bütün bu verileri sizinle niye paylaştım? Çünkü Memur-Sen, 6. Dönem Toplu Sözleşme görüşmelerine başladı.  Memur-Sen'in talepleri 600 TL seyyanen zam, 2022 için yüzde 21, 2023 için ise yüzde 17 zam.

Az değil toplam 700 bin işçinin gözü bu pazarlıkta! Hükümet, memur sendikalarıyla ilk toplantısını 2 Ağustos'ta yapacak. Kamu işçileri bu toplantıda hükümetin zam teklifini masaya getirmesini bekliyor. İşçinin alacağı maaşın ağustosun son haftasına kadar belli olması bekleniyor, ancak içinde bulunduğumuz ekonomik duruma bakılırsa hükümetin önerisi ile sendikanın istekleri arasında kocaman bir uçurum olacak gibi.