
Adığeler, yalnızca sürgünle değil, yüzyıllar boyunca devam eden savaşlar, Rus yayılmacılığı ve Karadeniz hattındaki köle ticareti nedeniyle ağır kayıplar yaşadı. Özellikle Osmanlı Devleti ve bölgesel güçlerin etkisiyle şekillenen köle ticareti, nüfus yapısını ciddi biçimde zayıflattı.
Kafkas-Rus Savaşları sonrası 1864’te yaşanan kırılma ise sadece askeri bir yenilgi değil, bir halkın anavatanından koparılması anlamına geldi.
Sürgün Yollarında Ölüm
Peker’in aktardığı verilere göre trajedinin boyutu çarpıcı: Sürgün edilen nüfusun yaklaşık üçte biri yollarda hayatını kaybetti. Osmanlı topraklarına ulaşabilenlerin ise yine yaklaşık üçte biri açlık, hastalık ve kötü yaşam koşulları nedeniyle yaşamını yitirdi.
Bu tablo, yaşananların yalnızca zorunlu göç değil, kitlesel ölümlerle sonuçlanan büyük bir insani felaket olduğunu ortaya koydu.
Büyük Güçlere Eleştiri
Araştırmada dönemin uluslararası dengelerine de dikkat çekiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Osmanlı Devleti’nin politikalarının, Adığelerin yaşadığı trajediyi derinleştirdiği savunuluyor. Stratejik çıkarların, sürgün edilen nüfusun korunmasının önüne geçtiği vurgulanıyor.
“Soykırım” Tartışması Yeniden
Çerkes sürgünü, uzun yıllardır akademik ve siyasi çevrelerde “soykırım” kavramı çerçevesinde tartışılıyor. Peker’in çalışmasında da bu görüşü destekleyen örneklere yer verildi.
1992’de Kabardey-Balkar Cumhuriyeti, 1996’da ise Adıgey Cumhuriyeti parlamentolarının söz konusu olayları “soykırım” olarak tanımlaması, tartışmanın önemli dayanakları arasında gösteriliyor.
Jeopolitik Sonuçlar
Peker, sürgünün yalnızca insani değil, jeopolitik sonuçlarına da dikkat çekti. Çerkeslerin sürülmesinden 14 yıl sonra Rus ordularının Balkanlar’ı aşarak İstanbul Yeşilköy’e kadar ilerlediği, doğuda ise Anadolu içlerine ulaştığı hatırlatıldı. Yaklaşık 60 yıl sonra ise Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih sahnesinden çekildiği vurgulandı.
Kaybolan Bir Medeniyet
Çalışmaya göre yok olan yalnızca bir nüfus değil, köklü bir kültürel miras oldu. Antik Çağ’dan itibaren geniş bir coğrafyada iz bırakan Kafkas kökenli halkların; İspanya’daki Bask bölgesinden Balkanlar’a, Ukrayna’dan Orta Asya’ya kadar uzanan etkisine dikkat çekiliyor.
Bugün ise bu kültürün izleri; İsrail, Suriye, Ürdün, Anadolu ve Kafkasya’da sınırlı ölçüde yaşamını sürdürüyor.
Tarihsel Hafızaya Çağrı
Ekrem Hayri Peker’in çalışması, Çerkes sürgününü yalnızca tarihsel bir olay olarak değil, günümüzde zorunlu göç, kimlik ve kültürel varoluş tartışmalarına ışık tutan bir örnek olarak ele alıyor. Araştırma, bu büyük trajedinin daha geniş kitleler tarafından anlaşılması gerektiğine dikkat çekiyor.