Bursalı tarihçiden ezber bozan açıklama: 1326 değil 1322
Bursalı tarihçiden ezber bozan açıklama: 1326 değil 1322
Tarih Öğretmeni Ömer Faruk Dinçel, Bursa’nın fethinin 1326 değil 1322 yılında gerçekleştiğini, bunu güçlü kaynaklara dayanarak söylediğini belirtti. Dinçel, kentin Antik Çağ’dan Osmanlı’ya uzanan stratejik, ekonomik ve siyasi önemini, kronolojik bir çerçevede anlattı.
Haber Giriş Tarihi: 01.02.2026 18:27
Haber Güncellenme Tarihi: 02.02.2026 14:19
Muhabir:
Sedanur GÜLLÜ
Bursa’nın tarihine dair kabul gören birçok bilginin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Tarih Öğretmeni Ömer Faruk Dinçel, özellikle fetih tarihi konusunda ciddi kaynak sorunları bulunduğunu belirterek, Osmanlı kroniklerinin olaylardan çok sonra kaleme alındığını söyledi. Dinçel, Osmanlı kroniklerinin büyük bölümünün Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan yaklaşık 100–150 yıl sonra, II. Murad döneminden itibaren yazılmaya başlandığını hatırlatarak, ilk Osmanlı kaynağı kabul edilen Yahşi Fakih Menakıbnamesi’nin günümüze ulaşmadığını, bu eserin varlığının Aşıkpaşazade’nin ‘Tevârîh-i Âl-i Osman’ adlı eserinden bilindiğini ifade etti. Aşıkpaşazade’nin bu eseri yazdığı dönemde 90 yaşını geçmiş olduğunu belirten Dinçel, “Ne yazık ki birçok bilgiyi unutmuş, tarihsel hatalar yapmıştır. Ondan faydalanan sonraki Osmanlı tarihçileri de bu hataları tekrar etmiştir” dedi.
‘BİRÇOK KAYNAK DESTEKLİYOR’
Ömer Faruk Dinçel, Marmara Üniversitesi Nadir Eserler Birim Sorumlusu / Yeniçağ Tarihi uzmanı Hakan Yılmaz’ın daha önce ortaya koyduğu çağdaş tarihî kanıtlar ve kaleme aldığı bir dizi makaleye dayanarak, Bursa’nın asıl fetih tarinin “1326” değil, “1322” yılı olduğunu savundu.
Bizans kaynaklarına bakıldığında Bursa’nın fetih tarihiyle ilgili 1320’den 1350’ye kadar farklı tarihlerle karşılaşıldığını belirten Dinçel, 1322 yılının hem Osmanlı hem de diğer çağdaş kaynaklar açısından en güçlü tarih olduğunu vurguladı. Bu konudaki en önemli kaynağın Mevlâna Mehmet Neşri’nin ‘Cihannüma’ adlı eseri olduğunu belirten Dinçel, Neşri’nin bu konuda son derece net bir ifade kullandığını söyledi. Dinçel, “Neşri, ‘Bu fethün tarihi hicretin 722’sinde vaki oldu. Prusa’nın fethi bu tarihten olduğuna hiç niza yoktur’ diyerek 1322 yılını kesin bir tarih olarak verir” şeklinde konuştu.
GÜNÜMÜZE ULAŞMADI
Bu bilgiyi destekleyen bir diğer önemli kaynağın Seyyid Kasım el-Bağdadi’nin seyahatnamesi olduğunu aktaran Dinçel, el-Bağdadi’nin 1324 yılında Bursa’ya geldiğini ve ziyaretinden iki yıl önce Bursa’nın fethedildiğini açıkça yazdığını sözlerine ekledi. Dinçel ayrıca Celalzade Salih Çelebi’nin Hadîkatü’s-Selâtîn adlı eserinde, günümüze ulaşmayan Menakıb-ı Orhan adlı kaynağa atıf yapıldığını ve burada Orhan Gazi’nin dergâhında 41 yıl kös-i saltanat dövüldüğünün belirtildiğini söyledi. Orhan Gazi’nin 1362 yılının Mart ayında vefat ettiğini hatırlatan Dinçel, bu sürenin geriye doğru hesaplandığında yine Hicri 722, yani Miladi 1322 tarihine ulaşıldığını belirtti. Silsilename ’de de Bursa’nın fethinin 722 Hicri olarak geçtiğini ifade eden Dinçel, “1322 tarihini destekleyen birçok kaynak vardır ancak en güçlü ve belirleyici olanlar bunlardır” ifadelerini kullandı.
ADI I. PRUSİAS’TAN GELİYOR
Bursa’nın tarihinin Osmanlı ile başlamadığını vurgulayan Dinçel, kentin Antik Çağ’dan itibaren önemli bir yerleşim alanı olduğunu anlattı. Antik dönemde bölgenin Hitit, Lidya, Pers ve Makedon egemenlikleri arasında kaldığını ifade eden Dinçel, Bitinya Krallığı’nın bu coğrafyada tarih sahnesine çıktığını belirtti. Memnon’un Herakleia Pontike adlı eserinde Bitinya’nın bilinen en eski kralı Didalsos’tan bahsedildiğini aktaran Dinçel, Bitinya Krallığı’nın asıl kurucusunun Zipoites olduğunu, krallığın resmen onun döneminde kurulduğunu söyledi. Bursa’ya adını veren ve şehri imar eden kişinin ise 6. Bitinya Kralı I. Prusias olduğunu vurgulayan Dinçel, “Bursa’yı ihya eden, etrafını sularla çeviren, onu medeni bir şehir haline getiren I. Prusias’tır. Ondan önce Bursa, yerel bir yerleşimden ibarettir” dedi.
ROMA’YA MİRAS
I. Prusias döneminin Bitinya açısından son derece hareketli geçtiğini belirten Dinçel, Pergamon ve Bizantion ile yapılan mücadeleleri, Hannibal’ın Bitinya’ya gelişi ve Pergamon ile yapılan deniz savaşında Hannibal’ın askeri dehasıyla kazanılan zaferi de ayrıntılarıyla anlattı. Deniz savaşında zehirli yılanlarla kazanılan zaferin tarihte eşine az rastlanır bir örnek olduğunu belirten Dinçel, Bitinya Krallığı’nın daha sonraki süreçte Roma’ya miras bırakıldığını ve bölgenin Roma egemenliğine girdiğini söyledi.
‘1302’DE FİLİZLENDİ’
Osmanlı dönemine gelindiğinde, Malazgirt Zaferi sonrasında Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın İznik’i alarak başkent yaptığını dile getiren Ömer Faruk Dinçel, I. Haçlı Seferi sırasında İznik’in kaybedilmesiyle Selçukluların Konya’ya çekildiğini anlattı. Alaaddin Keykubat döneminde Kayı Boyu’nun Anadolu’ya gelişi ile birlikte Ertuğrul Gazi’ye Söğüt ve Domaniç’in kışlak ve yaylak olarak verilmesiyle Osmanlı Beyliği’nin filizlenmeye başladığını ifade eden Dinçel, Osman Gazi döneminde Karacahisar’ın fethedildiğini ve 1302 yılında Bizans’a karşı Koyunhisar (Bafeus) Savaşı’nın yapıldığını söyledi. Dinçel, Halil İnalcık’ın Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu bu savaşa dayanarak 1302 yılına tarihlediğini de hatırlattı.
KURUMSALLAŞMA SÜRECİNE EV SAHİBİ
Osmanlı’nın neden Bursa’yı merkez olarak tercih ettiğine de değinen Dinçel, Bursa’nın Osmanlı öncesinde İznik ve Nikomedia’nın gerisinde kaldığını ancak Osmanlı döneminde stratejik ve ekonomik avantajları nedeniyle öne çıktığını belirtti. Bursa’nın doğu-batı yolları üzerinde bulunması, Mudanya ve Gemlik üzerinden denize açılması, İpek Yolu güzergâhında yer alması ve verimli ovasıyla Osmanlı’nın kurumsallaşma sürecine ev sahipliği yaptığını vurgulayan Dinçel, “İlk divan, ilk meclis, ilk düzenli ordu ve ilk büyük ticari yapılar Bursa’da kurulmuştur” dedi.
23 YIL SÜRDÜ
Bursa’nın fethinin yaklaşık 23 yıl süren uzun bir kuşatma sonucunda gerçekleştiğini belirten Dinçel, fethin doğrudan saldırıyla değil, stratejik bir kuşatma ve sabır politikasıyla yapıldığını anlattı. Osman Gazi döneminde Balabancık Hisarı ve Aktimur Kalesi’nin inşa edildiğini, Orhan Gazi döneminde Mudanya ve Adranos’un alınmasıyla Bursa’nın kara ve deniz bağlantılarının tamamen kesildiğini ifade eden Dinçel, şehrin sonunda anlaşma yoluyla teslim alındığını söyledi. Tekfurun, 81 altın flori, can güvenliği ve Konstantinopolis’e gitme şartıyla Bursa’yı teslim ettiğini belirten Dinçel, “Osmanlı şehri büyük bir yıkıma uğratmadan anlaşma yoluyla fethetti” ifadesini kullandı.
TARİHİN İZİ SOKAKLARDA
Bugün Bursa sokaklarında fetih döneminden kalan pek çok iz hâlâ görülebilmektedir. Aktimur Kalesi, Balabancık Hisarı, adını Gazi Aktimur’dan alan Gazi Akdemir bölgesi ile Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbeleri bu mirasın en önemli örnekleri arasında yer almaktadır. Osman Gazi, Bursa’nın fethini göremeden hastalanarak vefat etmiş, önce geçici bir kabre defnedilmiştir. Bursa’nın fethedilmesinin ardından ise vasiyeti üzerine naaşı kente getirilmiştir. Dinçel’in aktardığına göre Osman Gazi, Balabancık Hisarı gibi yüksek noktalardan şehre bakıldığında Tophane’de görülen, güneş vurduğunda kubbeleri parıldayan büyük yapıyı işaret ederek burayı ‘gümüşlük kubbe’ ya da ‘gümüşlük kümbet’ olarak adlandırmış ve Saint Elias Manastırı’na defnedilmeyi vasiyet etmiştir. Vasiyeti doğrultusunda Osman Gazi, bu manastırın batı tarafına defnedilmiş, Orhan Gazi ise vefatının ardından yapının doğu kısmına gömülmüştür. Oldukça büyük bir yapı olan Saint Elias Manastırı, 1855 yılında Bursa’da meydana gelen ve pek çok tarihi eserin yıkılmasına neden olan büyük depremde tamamen ortadan kalkmıştır. Daha sonraki süreçte, Sultan Abdülaziz döneminde bugün ziyaret edilen Osman Gazi ve Orhan Gazi türbeleri, ortasından yol geçen iki ayrı yapı şeklinde inşa edilerek günümüzdeki hâlini almıştır. Bursa’da toplam altı padişah türbesi bulunduğu da bu tarihî mirasın önemini ortaya koymaktadır.
‘CUMHURİYET OLARAK YEŞERDİ’
Konuşmasının sonunda Osmanlı tarihini çarpıcı bir benzetmeyle özetleyen Ömer Faruk Dinçel, “Osmanlı Çınarı’nın tohumu Söğüt’te atılmış, Bilecik’te filizlenmiş, İznik, Yenişehir ve Bursa’da gövdesi oluşmuş, Edirne ve İstanbul’da dallanıp budaklanmış, Çanakkale’de yapraklarını dökmüş, Birinci Dünya Savaşı’nda kuruyan gövdesi İstiklal Harbi sonrasında Cumhuriyet olarak yeniden yeşermiştir” diye konuştu.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Bursalı tarihçiden ezber bozan açıklama: 1326 değil 1322
Tarih Öğretmeni Ömer Faruk Dinçel, Bursa’nın fethinin 1326 değil 1322 yılında gerçekleştiğini, bunu güçlü kaynaklara dayanarak söylediğini belirtti. Dinçel, kentin Antik Çağ’dan Osmanlı’ya uzanan stratejik, ekonomik ve siyasi önemini, kronolojik bir çerçevede anlattı.
Bursa’nın tarihine dair kabul gören birçok bilginin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Tarih Öğretmeni Ömer Faruk Dinçel, özellikle fetih tarihi konusunda ciddi kaynak sorunları bulunduğunu belirterek, Osmanlı kroniklerinin olaylardan çok sonra kaleme alındığını söyledi. Dinçel, Osmanlı kroniklerinin büyük bölümünün Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan yaklaşık 100–150 yıl sonra, II. Murad döneminden itibaren yazılmaya başlandığını hatırlatarak, ilk Osmanlı kaynağı kabul edilen Yahşi Fakih Menakıbnamesi’nin günümüze ulaşmadığını, bu eserin varlığının Aşıkpaşazade’nin ‘Tevârîh-i Âl-i Osman’ adlı eserinden bilindiğini ifade etti. Aşıkpaşazade’nin bu eseri yazdığı dönemde 90 yaşını geçmiş olduğunu belirten Dinçel, “Ne yazık ki birçok bilgiyi unutmuş, tarihsel hatalar yapmıştır. Ondan faydalanan sonraki Osmanlı tarihçileri de bu hataları tekrar etmiştir” dedi.
‘BİRÇOK KAYNAK DESTEKLİYOR’
Ömer Faruk Dinçel, Marmara Üniversitesi Nadir Eserler Birim Sorumlusu / Yeniçağ Tarihi uzmanı Hakan Yılmaz’ın daha önce ortaya koyduğu çağdaş tarihî kanıtlar ve kaleme aldığı bir dizi makaleye dayanarak, Bursa’nın asıl fetih tarinin “1326” değil, “1322” yılı olduğunu savundu.
Bizans kaynaklarına bakıldığında Bursa’nın fetih tarihiyle ilgili 1320’den 1350’ye kadar farklı tarihlerle karşılaşıldığını belirten Dinçel, 1322 yılının hem Osmanlı hem de diğer çağdaş kaynaklar açısından en güçlü tarih olduğunu vurguladı. Bu konudaki en önemli kaynağın Mevlâna Mehmet Neşri’nin ‘Cihannüma’ adlı eseri olduğunu belirten Dinçel, Neşri’nin bu konuda son derece net bir ifade kullandığını söyledi. Dinçel, “Neşri, ‘Bu fethün tarihi hicretin 722’sinde vaki oldu. Prusa’nın fethi bu tarihten olduğuna hiç niza yoktur’ diyerek 1322 yılını kesin bir tarih olarak verir” şeklinde konuştu.
GÜNÜMÜZE ULAŞMADI
Bu bilgiyi destekleyen bir diğer önemli kaynağın Seyyid Kasım el-Bağdadi’nin seyahatnamesi olduğunu aktaran Dinçel, el-Bağdadi’nin 1324 yılında Bursa’ya geldiğini ve ziyaretinden iki yıl önce Bursa’nın fethedildiğini açıkça yazdığını sözlerine ekledi. Dinçel ayrıca Celalzade Salih Çelebi’nin Hadîkatü’s-Selâtîn adlı eserinde, günümüze ulaşmayan Menakıb-ı Orhan adlı kaynağa atıf yapıldığını ve burada Orhan Gazi’nin dergâhında 41 yıl kös-i saltanat dövüldüğünün belirtildiğini söyledi. Orhan Gazi’nin 1362 yılının Mart ayında vefat ettiğini hatırlatan Dinçel, bu sürenin geriye doğru hesaplandığında yine Hicri 722, yani Miladi 1322 tarihine ulaşıldığını belirtti. Silsilename ’de de Bursa’nın fethinin 722 Hicri olarak geçtiğini ifade eden Dinçel, “1322 tarihini destekleyen birçok kaynak vardır ancak en güçlü ve belirleyici olanlar bunlardır” ifadelerini kullandı.
ADI I. PRUSİAS’TAN GELİYOR
Bursa’nın tarihinin Osmanlı ile başlamadığını vurgulayan Dinçel, kentin Antik Çağ’dan itibaren önemli bir yerleşim alanı olduğunu anlattı. Antik dönemde bölgenin Hitit, Lidya, Pers ve Makedon egemenlikleri arasında kaldığını ifade eden Dinçel, Bitinya Krallığı’nın bu coğrafyada tarih sahnesine çıktığını belirtti. Memnon’un Herakleia Pontike adlı eserinde Bitinya’nın bilinen en eski kralı Didalsos’tan bahsedildiğini aktaran Dinçel, Bitinya Krallığı’nın asıl kurucusunun Zipoites olduğunu, krallığın resmen onun döneminde kurulduğunu söyledi. Bursa’ya adını veren ve şehri imar eden kişinin ise 6. Bitinya Kralı I. Prusias olduğunu vurgulayan Dinçel, “Bursa’yı ihya eden, etrafını sularla çeviren, onu medeni bir şehir haline getiren I. Prusias’tır. Ondan önce Bursa, yerel bir yerleşimden ibarettir” dedi.
ROMA’YA MİRAS
I. Prusias döneminin Bitinya açısından son derece hareketli geçtiğini belirten Dinçel, Pergamon ve Bizantion ile yapılan mücadeleleri, Hannibal’ın Bitinya’ya gelişi ve Pergamon ile yapılan deniz savaşında Hannibal’ın askeri dehasıyla kazanılan zaferi de ayrıntılarıyla anlattı. Deniz savaşında zehirli yılanlarla kazanılan zaferin tarihte eşine az rastlanır bir örnek olduğunu belirten Dinçel, Bitinya Krallığı’nın daha sonraki süreçte Roma’ya miras bırakıldığını ve bölgenin Roma egemenliğine girdiğini söyledi.
‘1302’DE FİLİZLENDİ’
Osmanlı dönemine gelindiğinde, Malazgirt Zaferi sonrasında Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın İznik’i alarak başkent yaptığını dile getiren Ömer Faruk Dinçel, I. Haçlı Seferi sırasında İznik’in kaybedilmesiyle Selçukluların Konya’ya çekildiğini anlattı. Alaaddin Keykubat döneminde Kayı Boyu’nun Anadolu’ya gelişi ile birlikte Ertuğrul Gazi’ye Söğüt ve Domaniç’in kışlak ve yaylak olarak verilmesiyle Osmanlı Beyliği’nin filizlenmeye başladığını ifade eden Dinçel, Osman Gazi döneminde Karacahisar’ın fethedildiğini ve 1302 yılında Bizans’a karşı Koyunhisar (Bafeus) Savaşı’nın yapıldığını söyledi. Dinçel, Halil İnalcık’ın Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu bu savaşa dayanarak 1302 yılına tarihlediğini de hatırlattı.
KURUMSALLAŞMA SÜRECİNE EV SAHİBİ
Osmanlı’nın neden Bursa’yı merkez olarak tercih ettiğine de değinen Dinçel, Bursa’nın Osmanlı öncesinde İznik ve Nikomedia’nın gerisinde kaldığını ancak Osmanlı döneminde stratejik ve ekonomik avantajları nedeniyle öne çıktığını belirtti. Bursa’nın doğu-batı yolları üzerinde bulunması, Mudanya ve Gemlik üzerinden denize açılması, İpek Yolu güzergâhında yer alması ve verimli ovasıyla Osmanlı’nın kurumsallaşma sürecine ev sahipliği yaptığını vurgulayan Dinçel, “İlk divan, ilk meclis, ilk düzenli ordu ve ilk büyük ticari yapılar Bursa’da kurulmuştur” dedi.
23 YIL SÜRDÜ
Bursa’nın fethinin yaklaşık 23 yıl süren uzun bir kuşatma sonucunda gerçekleştiğini belirten Dinçel, fethin doğrudan saldırıyla değil, stratejik bir kuşatma ve sabır politikasıyla yapıldığını anlattı. Osman Gazi döneminde Balabancık Hisarı ve Aktimur Kalesi’nin inşa edildiğini, Orhan Gazi döneminde Mudanya ve Adranos’un alınmasıyla Bursa’nın kara ve deniz bağlantılarının tamamen kesildiğini ifade eden Dinçel, şehrin sonunda anlaşma yoluyla teslim alındığını söyledi. Tekfurun, 81 altın flori, can güvenliği ve Konstantinopolis’e gitme şartıyla Bursa’yı teslim ettiğini belirten Dinçel, “Osmanlı şehri büyük bir yıkıma uğratmadan anlaşma yoluyla fethetti” ifadesini kullandı.
TARİHİN İZİ SOKAKLARDA
Bugün Bursa sokaklarında fetih döneminden kalan pek çok iz hâlâ görülebilmektedir. Aktimur Kalesi, Balabancık Hisarı, adını Gazi Aktimur’dan alan Gazi Akdemir bölgesi ile Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbeleri bu mirasın en önemli örnekleri arasında yer almaktadır. Osman Gazi, Bursa’nın fethini göremeden hastalanarak vefat etmiş, önce geçici bir kabre defnedilmiştir. Bursa’nın fethedilmesinin ardından ise vasiyeti üzerine naaşı kente getirilmiştir. Dinçel’in aktardığına göre Osman Gazi, Balabancık Hisarı gibi yüksek noktalardan şehre bakıldığında Tophane’de görülen, güneş vurduğunda kubbeleri parıldayan büyük yapıyı işaret ederek burayı ‘gümüşlük kubbe’ ya da ‘gümüşlük kümbet’ olarak adlandırmış ve Saint Elias Manastırı’na defnedilmeyi vasiyet etmiştir. Vasiyeti doğrultusunda Osman Gazi, bu manastırın batı tarafına defnedilmiş, Orhan Gazi ise vefatının ardından yapının doğu kısmına gömülmüştür. Oldukça büyük bir yapı olan Saint Elias Manastırı, 1855 yılında Bursa’da meydana gelen ve pek çok tarihi eserin yıkılmasına neden olan büyük depremde tamamen ortadan kalkmıştır. Daha sonraki süreçte, Sultan Abdülaziz döneminde bugün ziyaret edilen Osman Gazi ve Orhan Gazi türbeleri, ortasından yol geçen iki ayrı yapı şeklinde inşa edilerek günümüzdeki hâlini almıştır. Bursa’da toplam altı padişah türbesi bulunduğu da bu tarihî mirasın önemini ortaya koymaktadır.
‘CUMHURİYET OLARAK YEŞERDİ’
Konuşmasının sonunda Osmanlı tarihini çarpıcı bir benzetmeyle özetleyen Ömer Faruk Dinçel, “Osmanlı Çınarı’nın tohumu Söğüt’te atılmış, Bilecik’te filizlenmiş, İznik, Yenişehir ve Bursa’da gövdesi oluşmuş, Edirne ve İstanbul’da dallanıp budaklanmış, Çanakkale’de yapraklarını dökmüş, Birinci Dünya Savaşı’nda kuruyan gövdesi İstiklal Harbi sonrasında Cumhuriyet olarak yeniden yeşermiştir” diye konuştu.
Kaynak: Sedanur GÜLLÜ
En Çok Okunan Haberler
Kar maskeleriyle araç soyan 5 şüpheli tutuklandı
Otoyolda ikaz römorkuna çarpan motosikletli hayatını kaybetti
Bursa’da samanlık alevlere teslim oldu
Trendyol 1. Lig: Bandırmaspor: 3 - İstanbulspor: 0
Elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden genç toprağa verildi
Alevlere teslim olan ev küle döndü
Ayvalık’ta Üretici ve El Emeği Pazarı yaz akşamlarına renk katıyor
İnegöl'de orman yangını; Havadan ve karadan müdahale başlatıldı
Osmangazi’de geleceğin yüzücüleri sertifikalarını aldı