Hava Durumu

#Avrupa Birliği

Yeni Dönem Gazetesi - Avrupa Birliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Avrupa Birliği haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

MHP Lideri Bahçeli: Biz ne Kerkük’ü unuturuz ne Musul’u Haber

MHP Lideri Bahçeli: Biz ne Kerkük’ü unuturuz ne Musul’u

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Partisinin TBMM Grup Toplantısında açıklamalarda bulundu. Bahçeli, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü, Kerkük’te Türk vali atanması ve Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen’in Türkiye’ye ilişkin sözleri başta olmak üzere gündeme ilişkin birçok konuyu ele aldı. "Ekonomik gerilimler ve siyasal fay hatları daha da sertleşmektedir" Dünyanın sıkıntılı bir imtihandan geçtiğini belirten Bahçeli, böyle zamanlarda kenetlenmenin tarihi bir tavır olduğunu dile getirdi. Bahçeli, "Küresel sistemin sütunlarında çatlaklar belirginleşmekte, jeopolitik zemin kaymakta, ekonomik gerilimler ve siyasal fay hatları daha da sertleşmektedir. Devletler irade, milletler metanet, toplumlar ise sabır testine zorlanmaktadır. Haritalar yerinde dursa bile anlamlar yer değiştirmektedir. Sınırlar sabit görünse bile tehditlerin mahiyeti değişmektedir. İşte böylesi zamanlarda millet olmanın manası da daha da derinleşir. İşte böylesi zamanlarda birbirimize daha sıkı sarılmak tarihi bir zaruret halini alır. İşte böylesi zamanlarda ayrılığı büyüten her dil, gevşekliği çoğaltan her tavır, hafızayı aşındıran her müdahale geleceğe kurulmuş bir tuzak olarak karşımıza çıkar. Onun içindir ki bizler bugünlerde yalnız bugünü konuşamayız. Maziyi de konuşmak zorundayız. İstikbali de konuşmak zorundayız" diye konuştu. "3 Mayıs Milliyetçiler Günü, Türk milliyetçiliğinin varoluş tarihinde mümtaz bir mevkidir" Bahçeli, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’ne az bir vakit kaldığını söyleyen Bahçeli, "Önümüzdeki günlerde idrak edeceğimiz 3 Mayıs Milliyetçiler Günü, Türk milliyetçiliğinin varoluş tarihinde mümtaz bir mevki, mücadele hafızasında müstesna bir merhale, gönüllerde ise sönmeyen bir meşaledir. ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir’ sözü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün millet tasavvurunu en veciz şekilde ortaya koyan tariflerden biridir. Millet, yalnızca aynı hudutlar içinde yaşayan insanların toplamı olarak anlaşılmamalıdır. Millet, aynı kaderi yüklenmiş, aynı vatanda yan yana durmayı tarih önünde iradeye dönüştürmüş, zaman içinde birbirinin acısına alışmış, sevincine iştirak etmiş, hafızasını müşterek hatıralarla beslemiş beşerî ve siyasî bir terkiptir" ifadelerine yer verdi. "3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin Türk gençliğinin omuzlarında yükseldiği gündür" Türk milliyetçiliğinin geçici heveslerin değil, ülküye adanmışların davası olduğuna dikkati çeken Bahçeli, "Türk milliyetçiliği, günü kurtarmaya memur dar kadroların değil; asırları inşa etmeye namzet olanların mirasıdır. Tarihine yaslanan, töresiyle yaşayan, terbiyesini köklerinde bulanların yegâne sancağıdır. İşte bu nedenle 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin şerefli bir hatırası olmanın da üstünde bir manaya sahiptir. 3 Mayıs, Milliyetçi Hareket Partisi’ni bugüne taşıyan iradenin hangi ateşlerle sınandığının, hangi zincirlerle kuşatıldığının, hangi tertiplerle yolundan koparılmak istendiğinin başlıca timsalidir. 3 Mayıs, millet şuurunun taviz kabul etmeyen bir iradeye dönüşmesidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin yalnız bir fikir cereyanı olarak kalmayıp bir ahlak, bir şahsiyet ve bir mücadele disiplini hâlinde tecelli etmesidir. 3 Mayıs, devrin karanlığı karşısında sinmeyenlerin, tehdit karşısında eğilmeyenlerin, baskı karşısında susmayanların vakur duruşudur. 3 Mayıs, Türk milletinin kendi kimliğine, kendi tarihine, kendi istikbaline ve kendi manevi-milli varlığına sahip çıkma iradesinin billurlaşmış halidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin Türk gençliğinin omuzlarında yükseldiği gündür" açıklamasında bulundu. "Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçiliğinin siyasetteki yegane kalesidir" Bahçeli, 3 Mayıs tarihinde mahkeme salonlarında direnenlerin sadece bir fikri savunmadığını belirterek, sözlerine şu şekilde devam etti: "Geri çekilmek mümkündü. Fakat onlar Türk milliyetçiliğini bir tercih değil, bir mecburiyet olarak gördüler. Başbuğumuz Alparslan Türkeş ise o fikri sadece müdafaa edilen bir mefkûre olmaktan çıkarıp bir teşkilat iradesine dönüştürdü. Şehitlerimizin aziz hatıraları üzerine yükselen Türk-İslam davası, Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte Türk milliyetçisinin yüreğinde kökleşmiş, istikbalinde mevzilenmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçiliğinin siyasetteki yegane kalesidir. Milliyetçi Hareket Partisi, devletin ve milletin varlığında kendi varlığını eritenlerin burcudur. Milliyetçi Hareket Partisi, mayası bozulmamışların, tuzu kokmamışların, çizgisi eğrilmemişlerin, hedeften sapmamışların, yoldan çıkmamışların son sığınağıdır." "Kerkük, Türkmen varlığının kadim bir parçasıdır" Milliyetçiliklerinin yalnız Anadolu coğrafyasına sıkıştırılabilecek bir itibar davası olarak görülemeyeceğinin altını çizen Bahçeli, nerede bir Türk yaşıyorsa, orasının gönül haritalarının bir parçası olduğunu kaydetti. Bahçeli, Türk milliyetçiliğinin; sınırları ötesinde bastırılmak istenen Türkmenlerin sesinin muhafızı olduğunu ifade ederek, "Türk milliyetçiliği, unutturulmak istenen tarihin, silinmek istenen hatıraların müdafaa hattıdır. Bu hattın yol bulduğu satıh da Misak-ı Milli coğrafyasıdır. Misak-ı Milli coğrafyası denildiğinde ise yüreklerimize hasret düşmektedir. Bu hasretlerin başında ise Kerkük gelmektedir. Kerkük, ecdadımızın hüzünle yoğrulmuş emaneti, onur mücadelesinin bayraktarı, Türkmen varlığının kadim bir parçasıdır" ifadelerini kullandı. "Kerkük’ün çilesi büyük olsa da Türkmen’in seciyesi daha büyüktür" Kerkük’teki yangının ateşini Ankara’dan gördüklerini ve bunu da Türk olmanın bir gereği olarak idrak ettiklerini söyleyen Bahçeli, Kerkük Türkmenlerinin uzun süredir maruz bırakıldığı zulmün, Türk milletinin vicdanına kazınmış kahredici bir imtihan olduğunu belirtti. Bahçeli, birçok Türkmen ailenin yurdundan edilmek istendiğini de söyleyerek, "Türkmeneli’nde Türkçenin sesini kısmaya, tarihi mevcudiyeti bulandırmaya, milli kimliği zayıflatmaya, kadim Türk yurdunu siyasi oyunlar ve demografik tertiplerle özünden koparmaya yeltenenler olmuştur. Ancak bilinmelidir ki Kerkük’ün çilesi büyük olsa da Türkmen’in seciyesi daha büyüktür" dedi. "Türkiye terör belasından kurtuldukça Kerkük’te kurulan yeni düzen bölgeye nefes aldıracaktır" Muhammed Seman Ağa’nın Kerkük Valisi seçilmesinin, tarihi acılara bir merhem olduğunu belirten Bahçeli, "Bu gelişme, Kerkük’te Türkmen varlığının ötelenemeyeceğini, görmezden gelinemeyeceğini ve silinemeyeceğini yeniden ilan etmiştir. Şehirde yükselen kardeşlik vurgusu; Türkmen’i yok saymayan, Arap’ı dışlamayan, Kürt’ü ötekileştirmeyen, Süryani’yi silmeyen, herkesin hukukunu tanıyan, fakat Türkmen varlığını da asli ve kurucu bir hakikat olarak teslim eden bir dengenin müjdesidir. Nasıl ki Türkiye Yüzyılının kutlu hedefi terörden arınmış, huzurun hüküm sürdüğü Terörsüz Türkiye ise; gönül coğrafyamızdaki arzumuz da aynı istikamettedir. Türkiye terör belasından kurtuldukça Kerkük’te kurulan yeni düzen bölgeye nefes aldıracaktır. Bizim muradımız; tefrikadan, tahakkümden ve terörden arınmış bir Türkiye ile huzurun ve kardeşliğin kök saldığı bir bölge iklimidir" şeklinde konuştu. "Ne Kerkük’ü unuturuz ne Musul’u zihnimizden çıkarırız" Bahçeli, Kerkük’ün bir miras, Türkmenlerin ise sahipsiz bırakılmayacak bir emanet olduğunu dile getirerek, "Kerkük bir daha pazarlık masalarına konu olmayacaktır. Soydaşlarımız canıyla, malıyla, diliyle ve duasıyla yurdundan koparılamayacaktır. Huzurumuz hiçbir karanlık denklemin, hiçbir kalleş müzakerenin malzemesi hâline getirilemeyecektir. Türkçenin sesi kısılamayacak, hiçbir Türkmen ocağının ışığı söndürülemeyecektir. Devran dönmüştür. Asır Türk asrıdır, Türkiye asrıdır. Kerkük yaşayacak, Türkmeneli doğrulacak, Allah’ın izniyle de ebediyen yaşayacaktır. Biz ne Kerkük’ü unuturuz ne Musul’u zihnimizden çıkarırız ne de soydaşlarımızı sahipsiz bırakırız. Kerkük’ten Doğu Türkistan’a; Karabağ’dan Kıbrıs’a kadar ahde vefanın adı olan bütün kardeşlerimizin yanındayız. Çizgimizden sapmayız, yolumuzdan şaşmayız, hedefi şaşırmayız" değerlendirmesinde bulundu. "Kerkük'ün eski günlerine dönmesini sağlayacak adımlar atılmalı" Irak’ın Türkiye için sıradan bir komşu olmadığını aktaran Bahçeli, "Irak'ta huzur güçlendikçe Türkiye'nin güney hattı rahatlar. Irak'ın birliği korundukça bölgesel denge sağlamlaşır. Bu nedenle Türkiye'nin Irak siyaseti yalnız kriz ve güvenlik başlıklarına sıkıştırılamaz. Terörle mücadele hayati ve öncelikli olmakla birlikte ilişkilerin ufku enerji, ulaştırma, su yönetimi, sınır ticareti, altyapı, eğitim, kültür ve karşılıklı yatırımlarla genişletilmelidir. Kerkük ise bu büyük resmin en hassas başlığıdır. Türkiye için Kerkük, etnik bir gerilim alanı olmaktan önce ortak hafızanın ve birlikte yaşama iradesinin sembolüdür. Arzumuz, Kerkük'ün Türkmeniyle, Arabıyla, Kürdüyle, Süryanisiyle Irak'ın egemenliği altında güvenli, adil ve müreffeh bir şehir olarak güçlenmesidir. Irak'la dostluğumuz iyi niyet beyanlarında kalmamalıdır. Kerkük'ün eski günlerine yeniden dönmesini sağlayacak adımlar atılmalı ve ticaret yolları, enerji hatları, güvenlik istişareleri, yatırımlar ve somut kalkınma projeleriyle kökleşmelidir" diye konuştu. "Avrupa Komisyonu Başkanı’nın ağzından dökülen bu söz, dilin kazası olarak görülemez" Bahçeli, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen’in ‘Avrupa kıtasının ‘Rus, Türk veya Çin etkisine bırakılmaması gerektiğine’ ilişkin sözlerine de tepki göstererek, "Bu söz, sıradan bir cümle gibi geçiştirilemez. Avrupa Birliği yürütme organının en üst siyasi makamından çıkan bu ifade, bir yorumcunun, bir köşe yazarının ya da tali bir aktörün beyanı sayılamaz. Avrupa Komisyonu Başkanı’nın ağzından dökülen bu söz, dilin kazası olarak görülemez; zihnin derinliğinde duran tasnifin, kibrin ve çifte standardın dışavurumudur. Nitekim bu küstah dilin ‘jeopolitik bakımdan sorunlu’, ‘gerçeklikten kopuk’ ve ‘çifte standartlı’ bulunduğu bizzat kendi çevrelerinde dile getirilmiştir" dedi. "Avrupa Türkiye’siz yapamaz" Bahçeli, Türkiye’nin bölgesinde bir kilit ülke olduğunu da kaydederek, sözlerine şu şekilde devam etti: "Bizim yönümüz asırlardır Batı’yla temas eden, Batı’yı tanıyan, gerektiğinde onunla mücadele eden, gerektiğinde onunla müzakere eden büyük tarih çizgisi içinde şekillenmiştir. Ne Brüksel bize geldiğimiz yeri gösterebilir, ne Avrupa bürokrasisi Türkiye’ye yürüyeceği yolu tarif edebilir. Türkiye’nin Rusya ile, Çin ile, Türk dünyasıyla, İslam coğrafyasıyla, Avrupa ile ve dünyanın sair merkezleriyle hangi ölçüde, hangi çerçevede ve hangi derinlikte ilişki kuracağına blok taassubu karar veremez; buna ancak millî menfaatin hükmünde işleyen devlet aklı karar verir. Buradan açıkça ifade ediyorum; Avrupa Türkiye’siz yapamaz. Güvenlikte yapamaz, enerjide yapamaz, göç yönetiminde yapamaz, ulaştırmada yapamaz ve bölgesel dengeyi kurarken yapamaz. Fakat Türkiye de Avrupa’nın tasniflerine mahkûm bir ülke hüviyetinde görülemez. Türkiye, Avrupa’sız da tarihtir, devlettir, hafızadır, coğrafyadır, merkezdir, hakikattir. Temennimiz şudur: Avrupa, zihin altına sinmiş bu hadsizliklerle yüzleşsin. Muhasebesini sloganla değil gerçeklikle yapsın. Türkiye’ye karşı kurduğu dili çıkar hesabıyla değil rasyonaliteyle yenilesin."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rutte’yi kabul etti Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rutte’yi kabul etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’yi Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kabul etti. Yaklaşık 1 saat süren kabulde Ankara’da düzenlenecek NATO Liderler Zirvesi hazırlıkları, İttifak’ın gündemindeki başlıklar, bölgesel ve küresel konular ele alındı. İletişim Başkanlığı tarafından görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada ise şu ifadelere yer verildi: "Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgemizdeki istikrarsız ortamın NATO müttefikleri arasındaki yardımlaşma ve dayanışmanın önemini bir kez daha gösterdiğini, Ankara Zirvesi’nde müttefikler arasındaki dayanışmayı pekiştirecek ve İttifak'ın krizlere karşı her daim hazırlıklılığını destekleyecek kararlar alınmasını beklediklerini ifade etti. Cumhurbaşkanımız, Türkiye’nin hava savunma sistemleri başta olmak üzere savunma sanayii alanında kapasitesini her geçen gün artırdığını, müttefik ülkelerle bu alanda iş birliğini daha da geliştirmeyi hedeflediğini belirtti. Cumhurbaşkanımız, Trans-Atlantik bağın muhafazasının vazgeçilmez önemde olduğunu, Türkiye olarak İttifak’ın Avrupa ayağının daha fazla sorumluluk üstlenmesini beklediğimizi, bu noktada Avrupa Birliği üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin Birliğin savunma girişimlerinden dışlanmasının amaca hizmet etmeyeceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin İran’a yönelik saldırılarla başlayan süreçte kendini barışın ve diplomasinin tarafında konumlandırdığını belirtti. Cumhurbaşkanımız görüşmede Türkiye olarak Ukrayna-Rusya Savaşı’nın da barışla neticelenmesi için devrede olduğumuzu, müzakerelerin yeniden canlandırılması ve liderler düzeyinde görüşmelere başlanabilmesi için gayret gösterdiğimizi ifade etti. Görüşmede Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Genel Sekreter Rutte, NATO Ankara Zirvesi’nin hazırlıklarını kapsamlı bir şekilde değerlendirdiler."

Bulgaristan’da seçimin galibi kim oldu? Haber

Bulgaristan’da seçimin galibi kim oldu?

Bulgaristan’da dün yapılan genel seçimde oyların yüzde 91’i sayıldı. Bulgaristan Merkezi Seçim Komisyonu tarafından yayınlanan ilk sonuçlara göre; seçimi, eski Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in merkez-sol eğilimli İlerici Bulgaristan (PB) Partisi kazandı. Oyların yüzde 91’inin sayılmasıyla ortaya çıkan tabloya göre İlerici Bulgaristan, oyların yüzde 44,6’sını elde ederek parlamentoda çoğunluğu sağlamayı garantiledi. Bu sonuçlara göre Radev tarafından bir ay önce kurulan parti, Bulgaristan’ın demokrasi tarihindeki en farklı seçim zaferlerinden birine imza atmış oldu. İlk sonuçlara Değişime Devam - Demokratik Bulgaristan (PP-DB) koalisyonu oyların yüzde 13,2’sini alırken, eski Başbakan Boyko Borisov liderliğindeki Bulgaristan’ın Avrupalı Geleceği için Vatandaşlar Girişimi (GERB) ise yüzde 13,3 oranında oy aldı. İlk sonuçlara göre, uzun süre ülkenin en güçlü partisi konumunda kalan GERB, 2008’den bu yana en kötü seçim performansını sergiledi. Türkleri temsil eden 2 parti parlamentoda Bulgaristan’daki Türkleri temsil eden partilerden Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) ile Moskova yanlısı Yeniden Doğuş (Vazrazhdane) partisi de parlamentoya girmeye hak kazandı, ancak her iki parti de seçimde beklentilerin altında kaldı. Bulgar Sosyalist Partisi ise yakın tarihinde ilk kez yüzde 4’lük barajın altında kalarak parlamento dışı kaldı. "PB açık arayla kazandı" Eski Cumhurbaşkanı Radev, dün gece başkent Sofya’daki parti merkezinde sonuçlara ilişkin değerlendirmesinde, "PB açık arayla kazandı. Bu, güvensizliğe karşı umudun, korkuya karşı özgürlüğün zaferidir" dedi. Borisov’dan Radev’e tebrik Eski Başbakan Borisov ise Radev’i seçim zaferinden ötürü tebrik ederek, "Seçimleri kazanmak bir şey, ülkenin idaresi başka bir şeydir" ifadelerini kullandı. Son 5 yılın en yüksek katılım oranı Son beş yıl içinde sekizincisi yapılan genel seçime katılım, ülkenin siyasi krizler döngüsüne girdiği 2021 yılı nisan ayından bu yana görülen en yüksek seviyede gerçekleşerek, yüzde 50 seviyesine yaklaştı. Radev, Ukrayna’ya silah tedarikine karşı Seçimlerden önce kurduğu PB ile zafere ulaşan Radev, Rusya ile ilişkilerin yenilenmesi gerektiğini savunması ve Ukrayna'ya silah tedarikine yönelik eleştirileri ile biliniyor. Rumen Radev, AB üyeliğine karşı çıkan siyasi çizgisiyle biliniyor 62 yaşındaki asker kökenli siyasetçi, parlamento seçimlerine katılmak üzere cumhurbaşkanlığından istifa etmiş ve seçim kampanyasını yoksulluk ve enflasyonu önleme ve mafyanın ülke siyasetindeki etkisini ortadan kaldırma vaatleri üzerine kurmuştu. Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarına itiraz eden ve komşu ülke Kuzey Makedonya’nın Avrupa Birliği (AB) üyeliğine karşı çıkan siyasi çizgisiyle bilinen Rumen Radev, Bulgaristan’ın euroya geçişine de açık bir şekilde itiraz etmişti. Diğer yandan Radev, ülkenin AB ve NATO üyeliğinin sürdürülmesini desteklemiş ve zaman zaman Rusya’yı eleştirmişti. Eski bir hava kuvvetleri komutanı olan Radev, 2016 yılında Moskova’ya yakın çizgideki Bulgar Sosyalist Partisi’nin desteğiyle cumhurbaşkanı seçilerek siyasete girmişti. 2021’de yeniden seçilen Radev, görev süresinin 2027’de dolacak olmasına rağmen ocak ayında istifa etmiş ve mart ayında İlerici Bulgaristan (PB) partisini kurmuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Liderler zirvesine açığız Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Liderler zirvesine açığız

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu Resmi Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmasına Kahramanmaraş'ta yaşanan olay nedeniyle duyduğu üzüntüyü paylaşarak başladı. Erdoğan, "Öncelikle çarşamba günü Kahramanmaraş ilimizde yaşanan müessif olaydan sonra telefonla aramak veya mesaj göndermek suretiyle üzüntümüzü paylaşan herkese milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Rabbim hiç kimseye, hiçbir aileye ve topluma böyle acılar yaşatmasın" ifadelerini kullandı. Bu yıl beşincisi düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu'nun kısa sürede ulaştığı noktaya dikkat çeken Erdoğan, organizasyonda emeği geçen Dışişleri Bakanlığı'na ve forumun temellerini atan Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu'na teşekkür etti. Erdoğan, "Bugün görüyoruz ki Antalya Diplomasi Forumu; küresel aklın, global vicdanın ve özellikle de geleceğe dair umudun ortak kürsüsü haline gelmiştir" dedi. Türkiye'nin Antalya Diplomasi Forumu'nu diplomatik temas kavramının sınırları içine hapsetmediğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu organizasyonu; dünyanın nereye doğru gittiği, insanlığın hangi değerler etrafında buluşabileceği, yeni etkileşim alanlarının neler olabileceği üzerine derinlikli istişarelerin yapıldığı bir akıl platformu olarak görüyoruz" ifadelerini kullandı. Günümüzde diplomasinin yalnızca sorunların, ihtilafların ve çıkarların müzakere edildiği bir alan olmaktan çıktığını vurgulayan Erdoğan, "Diplomasi aynı zamanda insanlığın ortak geleceğinin hangi ilkeler bağlamında şekilleneceğinin tartışıldığı bir zemini de temsil ediyor" diye konuştu. "Küresel sistemde yaşanan kriz, ahlaki ve varoluşsal bir krizdir" İnsanlık ailesi olarak içinden geçilen dönemi anlamak için sürecin doğru tahlil edilmesi ve dinamiklerin doğru okunması gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, uluslararası sistemde yaşanan sarsıntıların yalnızca güç dengelerindeki değişimle açıklanamayacağını söyledi. Erdoğan, "Evet, güç dağılımı değişiyor. Evet, yeni aktörler yükseliyor. Evet, rekabet kızışıyor, derinleşiyor, daha yıkıcı hale geliyor. Ancak bütün bunlar bizim çok daha sert bir kırılmayla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Kural temelli olduğu iddia edilen sistem; kuralların ihlal edildiği yerde susarken, insan haklarını ve küresel güvenliği korumakla görevli mekanizmalar en ağır saldırılar karşısında etkisiz, hatta çoğu zaman kayıtsız kalıyor. Dolayısıyla küresel sistemde yaşanan kriz; evvel emirde ahlaki ve varoluşsal bir krizdir" dedi. "Gazze'de yaşananları yalnızca bir insani trajedi olarak okumak eksikliktir" Cumhurbaşkanı Erdoğan, krizin ulaştığı boyutun görülmesi için 7 Ekim sonrası Gazze'ye bakmanın yeterli olduğunu söyledi. Son iki buçuk yılda 73 bin Filistinlinin İsrail saldırılarında hayatını kaybettiğini, yaralı sayısının 172 bini geçtiğini belirten Erdoğan, "Henüz körpe bir fidanken hayattan kopartılan çocukların sayısı 21 bini aştı. Öksüz ve yetimlerin sayısı ise 58 bini geride bıraktı. Ateşkese rağmen 754 Filistinli şehit oldu, 2100 kişi yaralandı. Bir defa şunu burada kabul etmemiz gerekiyor: Gazze'de yaşananları yalnızca bir insani trajedi olarak okumak eksikliktir. Gazze'deki soykırım mevcut düzenin neye izin verdiğini, neyi görmezden geldiğini ve kimi koruduğunu bize çok net bir biçimde göstermiştir. Eğer bir sistem küvezdeki masum bebekleri kurşunlardan koruyamıyorsa, sivillerin toplu şekilde hedef alınmasının önüne geçemiyorsa, kurumlar ve kurallar zalimlerin zulmüne engel olamıyorsa; bu yapısal bir çürüme, ontolojik bir tefessüh değil midir. Dün Suriye ve Gazze'de, bugün Batı Şeria ve Lübnan'da en temel insanlık sınavını veremeyen bir sisteme güvenmemiz bizden nasıl beklenir?" diyerek uluslararası sistemi eleştirdi. "Dünya beşten büyüktür" vurgusu Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin 13 yıldır "Dünya beşten büyüktür" şiarıyla insanlığın gündemine taşıdığı temsil açığı kapatılmadan ne sistem krizinin çözülebileceğini ne de daha adil bir dünyanın inşa edilebileceğini söyledi. Erdoğan, "'Dünya beşten büyüktür' şiarıyla 13 yıldır insanlığın gündemine taşıdığımız temsil açığı kapatılmadan, ne sistem krizi çözülebilir ne de daha adil bir dünyanın inşası mümkün ve muhtemeldir. Sadece güçlünün hukukunu gözeten bir küresel sistemin insanlığı götüreceği yer; çok daha derin, çok daha büyük çatışmalar, adaletsizlikler çıkmazıdır. 40 gün boyunca bölgemizi barut kokusuna boğan savaş, bunun en son örneği olmuştur. Sadece güçlünün hukukunu gözeten bir küresel sistemin insanlığı götüreceği yer; çok daha derin, çok daha büyük çatışmalar, adaletsizlikler çıkmazıdır. 40 gün boyunca bölgemizi barut kokusuna boğan savaş, bunun en son örneği olmuştur. İsrail hükümetinin tahrikleriyle başlayan bu anlamsız ve son derece maliyetli savaşta; Pakistan Başbakanı, değerli kardeşim Şerif'in girişimleriyle ilan edilen 15 günlük ateşkesten memnuniyet duyuyoruz. Ateşkesin araladığı fırsat penceresinin kalıcı barışın tesisi için en etkin şekilde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz" dedi. Ateşkesin araladığı fırsat penceresinin kalıcı barış için etkili şekilde değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Erdoğan, "Ne kadar derin olursa olsun anlaşmazlıkların çözümünde sözün yerini tekrar silahların, müzakerenin yerini kanlı mücadelenin almasına izin verilmemelidir. Unutulmasın ki barışa giden en kestirme yol yapıcı diyalog ve diplomasidir" diye konuştu. Hürmüz ve enerji mesajı Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'in müzakere sürecini dinamitlemesine karşı hazır ve müteyakkız olunması gerektiğini vurgulayarak, Hürmüz Geçidi ile ilgili Türkiye'nin tavrının net olduğunu söyledi. Erdoğan, "Hürmüz'ün bir yakası İran ise diğer yakası Umman'dır. Körfez ülkelerinin açık denizlere erişim hakkı kısıtlanmamalıdır. Esas olan yerleşik kurallar temelinde seyrüsefer serbestisinin temini ve Hürmüz'ün ticari gemilere açık tutulmasıdır" dedi. Savaşın, komşu coğrafyalardaki enerji kaynaklarının uluslararası piyasalara ulaştırılmasında alternatif rota arayışlarını hızlandırdığını ifade eden Erdoğan, "Türkiye olarak enerji ve bağlantısallık alanlarında ‘Kalkınma Yolu' gibi vizyon projeleriyle komşularımızla iş birliğine açık olduğumuzun bilinmesini istiyorum" ifadelerini kullandı. Ukrayna ve Suriye mesajı Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ukrayna'daki savaşın getirdiği yıkım ve can kayıplarından üzüntü duyduklarını belirterek, "Tarafların adil ve eşit şekilde temsil edildikleri bir müzakere süreciyle savaşın sona ereceğine yönelik inancımızı halen koruyoruz. Türkiye, tarafların da istekli olması halinde liderler zirvesi dahil doğrudan müzakerelerin devamı için her türlü kolaylaştırıcı adımı desteklemeye hazırdır" dedi. Suriye'de huzurun, istikrarın ve normalleşmenin güçlendirilmesinin bölgenin geleceği için hayati önemde olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Suriye Devlet Başkanı Sayın Şara'nın basiretli liderliğinde bu ülkenin son 1,5 yıllık süreçte katettiği mesafeden memnuniyet duyuyor, inşallah bundan sonra da Suriye halkının yanında olacağımızı ifade etmek istiyorum" dedi. Balkanlar, Türk dünyası ve Orta Koridor Erdoğan, Balkan vizyonlarında barış, istikrar ve refahın perçinlenmesinin öncelik olmayı sürdürdüğünü belirterek, "Bu düşünceyle hayata geçirdiğimiz ‘Balkan Barış Platformu'ndan son derece umutluyuz" dedi. Avrasya'da barış ve huzurun teminatı olarak gördükleri Türk Devletleri Teşkilatı'nı her geçen gün güçlendirdiklerini söyleyen Erdoğan, "Bu yılın son çeyreğinde ülkemizde düzenleyeceğimiz 13. Türk Dünyası Zirvesi'nde dönem başkanlığını Azerbaycan'dan devralacağız. Dönem başkanlığımızda teşkilatımızın uluslararası etkinlik ve görünürlüğünü inşallah daha da artıracağız. Azerbaycan'la eş güdüm içerisinde komşumuz Ermenistan'la normalleşme sürecimizi adım adım ilerletiyoruz. Bu minvalde Asya ile Avrupa arasındaki ticarette en güvenilir güzergah olan Hazar geçişli 'Doğu-Batı Orta Koridor' girişimine de güçlü desteğimiz sürüyor. Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'i ise bir istikrar ve refah havzası olarak görmek istiyoruz" şeklinde konuştu. Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Afrika Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'i bir istikrar ve refah havzası olarak görmek istediklerini söyledi. Erdoğan, "Türkiye'yi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni dışlamaya çalışan tek taraflı ve maksimalist tutumları reddettiğimiz gibi, savaş ortamından medet uman beyhude çabaları da doğru bulmuyoruz. Kıbrıs Türkünün dirayetli tutumu bugün Kıbrıs adasında iki ayrı halk ve iki ayrı devlet bulunduğu gerçeğini artık tüm dünyaya kanıtlamıştır. İnancımız odur ki komşumuz Yunanistan'la tesis ettiğimiz olumlu atmosfer, ikili meselelerimizin çözümü yanında Batı Trakya Türk azınlığına yönelik hak ihlallerinin son bulmasına da katkı sunmalıdır" dedi. Libya'da sükunet ve güvenliğin sağlanmasına yönelik aktif çabaların sürdüğünü söyleyen Erdoğan, Afrika ülkelerinin toprak bütünlüğünü, egemenliğini ve kalkınma hamlelerini samimiyetle desteklediklerini kaydetti. Sudan'da Nisan 2023'ten bu yana devam eden çatışmaların sonlandırılması için her türlü diplomatik gayretin yanında olduklarını belirten Erdoğan, Somali'nin toprak bütünlüğüne ve ekonomik refahına desteklerinin baki olduğunu söyledi. NATO, AB ve COP31 Türkiye'nin barışçıl dış politikasını sürdürürken mevcut ittifak bağlarını da tahkim ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Avrupa-Atlantik bölgesinin kolektif güvenliğinin teminatı olan NATO'nun önde gelen ülkelerinden biri olarak, bu yıl 7-8 Temmuz tarihlerinde Liderler Zirvesi'ne Ankara'da ev sahipliği yapacağız" dedi. Erdoğan, zirvede ittifakı geleceğe güçlü şekilde taşıyacak önemli kararlar alınmasını ümit ettiklerini ve bunun altyapısını şimdiden oluşturduklarını söyledi. Türkiye'nin Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefimizi korurken Birliğin istikamet sorununu aşarak kurucu önderlerinin vizyonuna sadakatle sahip çıkmasını bekliyoruz" ifadelerini kullandı. Kasım ayında Antalya'da düzenlenecek COP31'e de değinen Erdoğan, "COP31 başkanlığımız süresince ‘Sıfır Atık' hareketinin yaygınlaştırılması gibi çevre gündemiyle gençlerin gündemini buluşturan politikaları öne çıkaracağız" dedi. "Asıl mesele yeni bir dayanışma zemini kurabilmektir" Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarih boyunca barış, istikrar ve adaletin yalnızca güçle değil, dayanışma ile sağlandığını söyledi. İbn Haldun'a atıf yapan Erdoğan, "Bir toplumu ayakta tutan sahip olduğu güçten önce o gücü anlamlı kılan ‘asabiye'dir, birlik duygusudur, ortak kader bilincidir, dayanışmadır. Onun için bugün mesele sadece yeni kurumlar, sistem veya düzen inşa etmek değildir; asıl mesele yeni bir dayanışma zemini kurabilmektir" sözleriyle konuşmasını tamamladı.

Bakan Bolat: AB her zaman temel ortağımız olmuştur Haber

Bakan Bolat: AB her zaman temel ortağımız olmuştur

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri büyükelçileriyle toplantı gerçekleştirdi. Ticaret Bakanlığı ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıda, AB ülkeleriyle olan ekonomik ve ticari iş birlikleri ele alındı. Burada bir konuşma gerçekleştiren Bakan Bolat, küresel ekonominin değişen tedarik zincirlerine, teknolojik dönüşümüne ve artan jeopolitik belirsizliklerle yeniden şekillendiği bir dönemde bir araya geldiklerini vurgulayarak, "Böyle bir dönemde güvenilir ortaklar, dirençli ekonomiler ve entegre değer zincirleri artık bir tercih değil, bir zorunluluktur. Tam da bu bağlamda, Avrupa ekonomisiyle 30 yılı aşkın derin entegrasyonuyla güvenilirliğini kanıtlamış olan Türkiye, güçlü ve büyüyen performansıyla daha da pekişen konumuyla öne çıkmaktadır" diye konuştu. "Avrupa Birliği her zaman temel ortağımız olmuştur" Bolat, Türkiye-AB ekonomik ilişkilerine dair bilgiler aktararak, "2025 yılında yüzde 3,6'lık bir GSYH büyüme oranı elde ederek Orta Vadeli Program hedefimizi aştık ve art arda 22 çeyrek kesintisiz ekonomik büyüme kaydettik. 1,6 trilyon dolarlık milli gelirimizle dünyanın en büyük 16. ekonomisi ve OECD ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ekonomilerden biri haline geldik. Buna bağlı olarak kişi başına düşen milli gelirimiz 18 bin 40 dolara ulaştı. Bu büyüme yolculuğunda Avrupa Birliği her zaman temel ortağımız olmuştur. Bu yıl Türkiye-AB Gümrük Birliği'nin 30’uncu yıldönümünü kutlarken, ekonomilerimiz arasındaki derin entegrasyona en başından beri ne kadar önemli bir katkı sağladığının farkındayız. Ekonomik entegrasyonumuz, Avrupa Birliği ile derin ve stratejik olmaya devam etmektedir. 2025 yılında ihracatımızın yüzde 43'ü AB'ye yönelirken, ithalatımızın yüzde 32'si AB kaynaklı olmuştur. Avrupa Birliği Türkiye'nin birincil ticaret ortağı olmaya devam ederken, Türkiye de AB'nin 5’inci büyük ortağı konumunu sürdürmektedir" ifadelerine yer verdi. "Türkiye Avrupa için güvenilir bir üretim, tedarik ve yatırım ortağıdır" Avrupa Birliği ile olan ikili ticaretin neredeyse 9 kat genişleyerek 1995'teki 26,6 milyar dolardan 2025'te 233 milyar dolara ulaştığı bilgisini de paylaşan Bolat, "Türkiye bugün sadece büyüyen bir ekonomi değil, aynı zamanda Avrupa için güvenilir bir üretim, tedarik ve yatırım ortağıdır. Türkiye ile AB arasındaki yatırım bağları da aynı derecede güçlüdür ve derinleşmeye devam etmektedir. Türkiye'deki doğrudan yabancı yatırımların yaklaşık yüzde 70'i Avrupalı şirketler kaynaklıdır. Otomotiv sektöründe Türkiye, Avrupa'da 4’üncü, küresel olarak ise 12’inci en büyük üretim merkezidir. Savunma ve havacılık ihracatımız son yirmi yılda kırk kat artarak 10 milyar doları aşmıştır" açıklamasında bulundu. Toplantının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Bolat, bu toplantıların danışma ve istişareler yapmak amacıyla gerçekleştirdiklerini aktardı. Bolat, son zamanlardaki gelişmelerden sonra Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak belirledikleri pozisyonlarına ve görüşlerine ilişkin Avrupa Birliği üyesi ülkelerin büyükelçiliklerini bilgilendirdiklerini ifade etti. "Avrupa Birliği açısından Türkiye, 3’üncü büyük tercihli ticaret ortağı konumunda" Türkiye-Avrupa Birliği ekonomik ilişkilerinin geldiği boyut itibariyle memnuniyetlerini de ifade ettiklerini kaydeden Bolat, sözlerine şu şekilde devam etti: "AB ile 233 milyar dolarlık bir ihracat, ithalat toplam hacmine sahibiz ve ihracat-ithalatta AB Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı konumunda. Avrupa Birliği açısından da Türkiye dünyadaki 5’inci büyük ticaret ortağı ve 3’üncü büyük tercihli ticaret ortağı konumunda bunları vurguladık. Türkiye'de bugün 286 milyar dolar olan doğrudan yabancı yatırımlar içinde Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ve birlik dışındaki Avrupa ülkelerinin 3'te 2'ye yakın bir payı var. Çok önemli 1 milyon 200 bin toplamda istihdam sağlanıyor ve Türkiye'nin ihracatına da yaklaşık 70 milyar dolar bir katkı yapıyorlar. Türkiye ile AB arasında özellikle imalat sanayi sektörlerinde ve otomotiv sektöründeki tedarik zincirinin ne kadar önemli ve sıkı olduğunu kendilerine hatırlattık. Bu noktada Avrupa Birliği'nin geçtiğimiz haftalarda kabul ettiği AB komisyonu tarafından kabul edilmiş olan sanayi hızlandırma yasasını, Türkiye'nin de Gümrük Birliği üyesi olarak 'Made-İn EU' projesinde yer almasından duyduğumuz memnuniyeti ifade ettik." "Yeşil ekonomi konusunda ticaretin olumsuz etkilenmemesi için yoğun bir çalışma içindeyiz" Avrupa Birliği’nin Türkiye ekonomisi için entegrasyon bakımından önemine vurgu yapan Bolat, Türkiye’nin de aynı şekilde Avrupa Birliği ekonomisi için önemli olduğunu ifade etti. Bolat, "Avrupa Birliği'nin gerek dijital ekonomi gerekse yeşil ekonomi konusundaki yeni mevzuatlarına Türkiye olarak uyum sağlama konusunda yaptığımız çalışmalardan bahsettik. Kamu alımları ile alakalı olarak Avrupa Birliği ile ikili bazda müzakere hazırlıklarımızdan bahsettik ve yeşil ekonomi konusunda sanayilerimizin en az ticaretin aksaması şeklinde olumsuz etkilenmemesi için yoğun bir çalışma içindeyiz. Ve bu noktada Avrupa Birliği komisyonundan da gerekli koordinasyonu görüyoruz. Ekiplerimiz iki tarafta da çalışıyorlar. Gümrük Birliği'nin modernizasyonu konusunda ki ülke olarak beklentimizi ve talebimizi bir kez daha ifade ettik. Bunun yanında ulaştırma sektöründeki kotaların kaldırılması ve vize zorunluluğunun kaldırılması ve daha da şimdilik kaydıyla hafifletilmesi konusundaki beklentilerimizi söyledik" değerlendirmesinde bulundu. "Cumhurbaşkanımızın kaptanlığında yoğun bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz" Yeşil ekonomiye uyum ve 'Sınırda Karbon' düzenlemelerinin yürürlüğe girdiğini hatırlatan Bolat, "Emisyon ticaret sistemi Türkiye'de yakında kurulmuş olacak. Bu çabalarımızla Türkiyemizin ekonomik büyümesinde lokomotif görevi gören ihracatlarımızın, sanayilerimizin, tarım ve hizmetler sektörümüzün pazarlarını genişletecek, önünü açacak. İmkanları meydana getirmek için tüm hükümet olarak Cumhurbaşkanımızın kaptanlığında, önderliğinde yoğun bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.