Hava Durumu

#Suudi Arabistan

Yeni Dönem Gazetesi - Suudi Arabistan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Suudi Arabistan haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Birleşik Arap Emirlikleri, OPEC ve OPEC+'tan ayrılıyor Haber

Birleşik Arap Emirlikleri, OPEC ve OPEC+'tan ayrılıyor

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütünde (OPEC) Suudi Arabistan ve Irak'ın ardından 3'üncü en büyük üretici olan Birleşik Arap Emirlikleri, 1 Mayıs'tan itibaren geçerli olmak üzere OPEC ve OPEC+ üyeliklerinden ayrılma kararı aldı. BAE Enerji Bakanlığından yapılan açıklamada, kararın ülkenin üretim politikası ve kapasitesine yönelik kapsamlı bir değerlendirme sonrasında ulusal çıkarlar göz önünde bulundurularak alındığı ifade edildi. Ülkenin piyasa istikrarına bağlı kalmaya devam edeceği ve bu doğrultuda diğer üretici ve tüketicilerle iş birliğini sürdüreceği aktarıldı. Ayrıca, OPEC'ten ayrılmanın BAE'nin piyasa dinamiklerine daha esnek bir şekilde yanıt verebilmesinin önünü açacağı vurgulandı. "Politika kararıdır" Enerji Bakanı Süheyl Muhammed el-Mezrui, karar konusunda Suudi Arabistan ile istişare edilip edilmediği sorusuna, konunun başka bir ülkeyle gündeme getirilmediği cevabını verdi. El-Mezrui, "Bu bir politika kararıdır. Üretim düzeyine ilişkin mevcut ve gelecekteki politikaların dikkatli bir şekilde değerlendirilmesinin ardından alınmış bir karardır" dedi. El-Mezrui, kararın Hürmüz Boğazı'ndaki mevcut durum nedeniyle piyasa üzerinde fazla bir etkisi olmayacağını öngördüklerini söyledi. El-Mezrui, BAE'nin uzun zamandır OPEC ve OPEC+ üyesi olduğunu, ancak dünyanın daha fazla enerjiye ihtiyaç duyacağını belirterek ülkesinin kararının bu ihtiyaçları karşılamaya yardımcı olacağını dile getirdi. Zamanlaması dikkat çekti Karar, OPEC üyesi İran'ın Orta Doğu'daki savaş sırasında haftalar süren füze ve insansız hava aracı saldırılarının hedefi olması ve aynı zamanda ülkenin savaş sırasında İran'a verilen yanıt ile Körfez ülkeleri arasındaki dayanışma eksikliği nedeniyle Arap Birliği ve Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi'nin eleştirildiği dönemde geldi. BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan'ın Danışmanı Enver Gargaş, pazartesi günü katıldığı bir forumda yaptığı konuşmada, İran saldırılarına Arap ve Körfez ülkelerinin verdiği tepkiyi eleştirmişti. Gargaş, "Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri lojistik olarak birbirlerini desteklediler, ancak siyasi ve askeri açıdan tarihsel olarak en zayıf konumda olduklarını düşünüyorum. Arap Birliği'nden bu zayıf tavrı bekliyordum ve buna şaşırmadım, ancak Körfez İşbirliği Konseyi'nden bunu beklemiyordum ve buna şaşırdım" ifadelerini kullanmıştı. 1967'de katılmıştı Uzun süredir OPEC üyesi olan BAE'nin 1 Mayıs'ta gruptan ayrılacak olması, dünyanın en büyük petrol üreticileri arasında yer alan ülkelerin üretimini koordine eden yapı ve bunun fiili lideri "Suudi Arabistan için büyük bir darbe" anlamına gelecek. İran'ın saldırıları ve Hürmüz Boğazı'ndaki transiti engellemesi ile ekonomisi büyük darbe alan BAE, 59 yıl boyunca OPEC kararlarında önemli rol oynamıştı. Körfez ülkesi, OPEC'e kuruluşundan 7 yıl sonra 1967'de katılmıştı. BAE'nin ayrılmasıyla OPEC üye sayısı 11'e düşecek. OPEC, 1960 yılında İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Venezuela olmak üzere 5 ülke tarafından "üyeleri için istikrarlı gelir sağlamak üzere üretimi koordine etmek" amacıyla kurulmuştu.

Bakan Fidan: Biz İsrail gibi değiliz Haber

Bakan Fidan: Biz İsrail gibi değiliz

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, NEST Kongre Merkezi'nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2026'nın kapanışı kapsamında "ADF Youth Talk" oturumuna katılarak, gazetecilerin sorularını yanıtladı. 5. Antalya Diplomasi Forumu'nu yoğun, nitelikli ve verimli bir programın ardından tamamladıklarını ifade eden Fidan, üç gün boyunca Antalya'nın bir kez daha küresel diplomasinin merkezlerinden biri haline geldiğini vurguladı. Oturumda Asya-Pasifik'ten Latin Amerika'ya, Avrupa'dan Orta Asya'ya kadar dünyanın dört bir yanından gelen liderlerin, karar alıcıların ve uzmanların aynı çatı altında bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunduğunu belirten Bakan Fidan, "Bu yıl 150 ülke ve 66 uluslararası kuruluştan 6 bin 400 katılımcı forumumuza katıldı. Bu sayı, hem kapsadığı coğrafya hem de katılımcı sayısı bakımından benzer organizasyonlarla kıyaslandığında oldukça yüksek bir düzeydedir. 23 devlet ve hükümet başkanı, 13 devlet ve hükümet başkan yardımcısı, meclis başkanları, 50 bakan ve 87 uluslararası kuruluşun üst düzey temsilcisi foruma iştirak etti. Forum kapsamında Sayın Cumhurbaşkanımız, Cumhurbaşkanı Yardımcımız ve bakanlarımız muhataplarıyla verimli temaslarda bulundu" dedi. Uluslararası gündemi belirleyen temaslar Forum kapsamında Recep Tayyip Erdoğan'ın yoğun ve verimli temaslar gerçekleştirdiğini dile getiren Bakan Fidan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve bakanların da Türkiye'ye gelen muhataplarıyla önemli görüşmeler yaptığını ifade etti. Fidan, forum süresince uluslararası gündemi şekillendirecek kritik toplantılara da ev sahipliği yapıldığını belirterek, "Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan ile gerçekleştirdiğimiz dörtlü toplantıda, bölgemizde barış ve istikrarı destekleyecek adımları ve seyrüsefer serbestisinin kalıcı şekilde tesisine yönelik olası girişimleri ele aldık" diye konuştu. Fidan, Gazze bağlamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayelerinde düzenlenen "Filistin için Tek Yürek: Eğitimde Yıkıma Karşı Geleceği Korumak" başlıklı oturumun forumun en anlamlı buluşmalarından biri olduğunu da ifade etti. "Arabuluculuk rolümüzü sürdüreceğiz" Diplomasinin tüm imkanlarından istifade ederek iş birliğini çeşitlendirmeyi ve dostluk köprülerini çoğaltmayı kararlılıkla sürdüreceklerini bildiren Bakan Fidan, "Kritik başlıklarda güven inşa etmeye, tarafları birbirine yaklaştırmaya ve gerektiğinde arabuluculuk rolü üstlenmeye aynı azimle devam edeceğiz. Türkiye'nin diplomasi alanındaki bu çekim gücü önümüzdeki dönemde de artan bir ivmeyle inşallah büyümeye devam edecek" şeklinde konuştu. "Bu dört ülke aslında daha geniş bir bölgenin temsili niteliğini taşıyor" "Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dörtlü toplantısını, üçüncüsünü de ifade ettiğiniz gibi gerçekleştirdik ve bunu kamuoyuyla paylaştık" diyen Bakan Fidan, "En başından beri hedefimiz bu dört ülkenin bölgesel sahiplenmeyi gerektiren tüm konuları ele alarak sahici, gerçekçi ve uygulanabilir bir gündemle süreci ilerletmesidir. Liderlerimizin bu konuda bir iradesi var. Bizler de dışişleri bakanları olarak bu iradeyi ekonomi, teknoloji, sağlık ve savunma gibi birçok alanda hayata geçirmeye çalışıyoruz. Bizim inancımız şu; bu dört ülke aslında daha geniş bir bölgenin temsili niteliğini taşıyor. Ancak bölgedeki iş birliği imkanları yeterince kullanılmadığı için potansiyel tam anlamıyla hayata geçirilemiyor. Bu tespitten hareketle somut alanlarda iş birliğini geliştirmek için bir araya geliyoruz" şeklinde konuştu. "Müslüman ülkelere karşı bir askeri ittifak kurdular" Bölgede çok ciddi siyasi krizler ve çatışmaların olduğunu ifade eden Bakan Fidan, "Bu çatışmaların azaltılması ve istikrarın sağlanması için de neler yapılabileceğini değerlendiriyoruz. Biz İsrail gibi değiliz yani İsrail'in söylediğiniz gibi, onlar biliyorsunuz Kıbrıs ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile bir araya gelip bölgedeki Müslüman ülkelere karşı bir askeri ittifak kurdular. Biz onların yaptığını yapmıyoruz. Biz bölgemizdeki çatışmaları nasıl söndürürüz, ekonomik ilerlemeyi nasıl sağlarız, istikrarı nasıl hayata geçiririz onun arayışı içerisindeyiz. Biz şunu gördük: Eğer dışarıdan yardım beklemeye, kurtarıcı beklemeye bu bölge devam ederse, bu bölge ilelebet bu sorunlarla baş başa kalmaya devam edecek. Onun için akıllı aktörler hikmetle, geçmişten ders çıkartarak geleceklerine yön verirler. Diğer Gazze konusunda yaptığımız toplantıda da şu anda Gazze barış planının bir uygulama süreci var malumunuz. Gazze barış planının başlangıcına sebep olan sekizli grubun New York'ta biliyorsunuz geçtiğimiz yıl eylül ayında Sayın Trump'la liderlerimiz bir araya geldiler. Buradan çıkan görüş ve iradeyle Gazze barış planı, Barış Kurulu gibi mekanizmalar hayata geçirilmeye başlandı. Şimdi bunun kurucu ruhunu oluşturan bu ülkelerle tekrar bir araya geldik. Tüm bu Gazze soykırımını durdurmaya ve tersine çevirmeye yönelik çabalarımız, çalışmalarımız geride bıraktığımız süreç içerisinde nerede? Alınan kararlar, ortaya konan vizyon, yapısal kurumsallaşmalar bizi nereye getirdi? Bununla ilgili çok detaylı tartışmaları ele aldık" şeklinde konuştu. "Hürmüz Boğazı ile ilgili zihinlerde karışık bir durum var" Hürmüz Boğazı'yla ilgili şu anda zihinlerde karışık bir durum olduğunu belirten Fidan, "Zaman zaman işte tarafların açıldığı, zaman zaman kısmi bloke etmelerin olduğu yönünde beyanlar var. Uygulamayı da yakından takip ediyoruz. Deniz Kuvvetleri üzerinden bu konuda gelişmeler oldukça biz de kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğiz" dedi. "Umudumuz ateşkes anlaşmasına uyup bu süre içerisinde sorunlarını çözmeleri" İran ile ABD arasında Pakistan'ın arabuluculuğunda süren müzakereleri sadece yakından takip etmekle kalmadıklarını ifade eden Bakan Fidan, "Elimizden gelen bütün desteği vermeye çalışıyoruz. Hem Amerikalı hem İranlı taraflarla görüşerek, Pakistanlı kardeşlerimizin mevcut çabasına ne türden katkılar yapabiliriz, onun arayışı içerisindeyiz. Şimdi görüşmelerde kritik bir aşamaya gelindi. Ortada, yani bu herkesin malumu güzel olan şu; her iki taraf da çok ciddi bir niyetle, samimiyetle esas itibarıyla görüşmelere devam ediyor. Devam etme iradeleri var. Mevcut şu andaki ateşkesten sadece taraflar değil, bütün dünya açıkçası rahatlama içerisinde. Tabii ki bunun devam etmesi herkes için önemli ve ben savaşan tarafların da bunun bilincinde olduğunu görüyorum. Bu forumda da buluştuğumuz bütün aktörler doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden hepsi savaşın tekrar başlamaması için endişelerini sürekli bize iletiyor. Biz de bu konuda elimizden gelen bütün çabayı göstereceğimizi söylüyoruz. Geldiğimiz noktada tarafların hala bir tartışma içerisine olduğunu biliyoruz. Bu noktada araya girmek istemiyoruz ama gelmeden önce Pakistan tarafı ile önemli bir görüşme yaptım. Önümüzdeki hafta ateşkesin sona ermesi ile beraber tekrar yeni bir savaşın başlamasını hiç kimse istemiyor. Umudumuz tarafların dünya kamuoyunun yaptığı baskının etkisinde ateşkes süresinin uzatılması ve ateşkes süresi içerisinde bu güne kadar çözemedikleri ama çözme iradesinde oldukları sorunları çözmeleri" diye konuştu. Rusya-Ukrayna savaşında barış çabaları ve Türkiye'nin rolü İran-ABD arasındaki müzakereleri yakından takip ettikleri gibi Rusya-Ukrayna müzakerelerini de takip ettiklerini anlatan Fidan, "Orada da rol alıyoruz gerektikçe. Gerçekten beşinci yılına giren bu savaş artık bitmek durumunda, çok fazla maliyet üretti. Ama savaşın belli bir coğrafyada devam ediyor olması da kanıksanmış durumda. Bu aslında hem Ukrayna hem Rusya için iyi bir durum değil. Barış çabalarını artırarak devam ettirmemiz gerekiyor. Türkiye olarak bu konuda bizim vizyonumuz, çabamız ortada. Tarafları geçen yaz üç defa İstanbul'da bir araya getirdik. Tekrar getirmeye hazırız. İster teknik düzeyde ister liderler düzeyinde. Ama taraflar başka başkentlerde de bir araya geliyor. Bizim gördüğümüz şu anda aslında bunu da konuşuyoruz. Burada da söylemekte bir sıkıntı görmüyorum. Bir taraftan İran-Amerika müzakereleri devam ederken aslında İran-Amerika savaşı daha acil sorunları birden unutturdu. Yani Ukrayna'daki barış müzakerelerini ve Gazze'deki yürüyen barış planına dünya kamuoyunun birdenbire ilgisi azalır gibi oldu. Bunun bir yansıması olarak burada birtakım aksamalarla karşılaşmayı açıkçası biz stratejik endişeyle karşılıyoruz. Bunun olmaması için tarafları şimdiden uyarıyoruz. Tekrar tekrar diyoruz ki buralardan bizim dikkatimizi dağıtmamamız lazım. Hem Ukrayna hem Gazze meselesi oldukça önemli. Bu iki konudaki dikkatimizi devam ettirmeliyiz" şekline konuştu. Doğu Akdeniz'deki askeri ittifaka ilişkin değerlendirme İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi'nin bir araya gelip askeri ittifak kurmasının tehdit önceliği olduğunu söyleyen Fidan, "Yani Türkiye ile beraber diğer ülkeler, yani bunun başka türlü bir izlenim oluşturmasını da kimse bekleyemez. Bunun aksi yönünde bize ne öncesinde ne sonrasında bir güvence veya beyan verilmedi. Kimse bu ittifaklar oluşturulurken bize 'Ya biz bunu size karşı yapmıyoruz' demedi. Tam tersine bu ittifakın oluşturulduğu seremonide liderler yan yana iken İsrail başbakanının, hem Yunanistan başbakanının hem Kıbrıs Rum Kesimi cumhurbaşkanının bulunduğu yerde yaptığı beyanlar var. Bu ittifakın ruhunu neden yapıldığını tanımlayan. Şimdi bu gerçekler ortadayken, bizim ortaya koyduğumuz tepkinin Yunanistan'la aramızda yürüttüğümüz müzakere sürecinden dolayı az bile olduğunu düşünüyorum. O toplantıda İsrail başbakanının söylediği şeyler ortada, somut askeri yapılanmalar var, askeri iş birlikleri var. Şimdi bunu görmemezlikten gelemeyiz. Hani Yunanistan bunu başka türlü anlatabilir, saklayabilir. Kendisi zaten NATO ülkesi, daha sonra diğer ülkelerle bu türden bir askeri iş birliğine girmesi, Avrupa'da Yunanistan dışında bu türden bir askeri iş birliği veya ortak birlik kurma anlaşması imzalayan hiç kimse yok. Dolayısıyla bu -sadece bizim için değil- bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Söylemiyorlar ama bölgedeki bütün Müslüman ülkeler ciddi endişe içerisindeler ve soru soruyorlar. Bir de son zamanlarda İsrail'in bölgedeki işgalci ve yayılmacı politikasından hareketle. Şimdi böyle bir isim varken Türkiye gereksiz yere endişe üretiyormuş söyleminde bulunmak da doğru değil. Ortada gerçekler var, insanların endişeleri var bölge ülkelerinde. Türkiye kendisini koruyacak nitelikte ama bölgede daha zayıf nitelikte olup, bu askeri ittifaka endişeyle bakan ülkeler var" dedi. "Dünyanın başına bela olmuş durumda" Gazze'ye yönelik sorular üzerine Bakan Fidan, "Gazze'deki soykırımın değişik şekillerde devam ettirilmeye çalışıldığı gerçeği ortada. Yani insanlar açlığa mahkum edilerek, soğukta kalmaya zorlanarak, gerekli barınma imkanlarının sağlanmadığı ortada. Tabii ki bu var. Biz şunu görüyoruz, yani bunu her yerde de söyledik. Biz uluslararası toplum olarak bir araya geldik. Gazze Barış Planı'nı uygulamak için, hayata geçirmek için yoğun çaba içerisindeyiz. Cumhurbaşkanımızın bu konuda Sayın Trump ve bölge liderleriyle başlattığı yoğun müzakere süreci var son 1 yıldır. Ama buna rağmen İsrail'in asli niyeti olan Gazze'yi ister insanlarını öldürerek, ister sürerek insansızlaştırmaya yönelik politikasının değişmediğini bütün herkes biliyor. Sadece söylemiyor. Herkes biliyor bunu. Dolayısıyla uluslararası toplum Antalya Diplomasi Forumu'nda da çok sık kullanıldığı gibi diplomasinin bütün imkanlarını kullanarak bunu engelleme yolunda gereken adımları atma yönünde çok ciddi çaba ortaya koyuyor. Bu sorun -İsrail yayılmacılığı sorunu- yani sizin anlattığınız o uzun sorunu biz öyle tanımlıyoruz. İsrail yayılmacılığı sorunu sadece bölgenin değil, artık dünyanın bir güvenlik sorunu haline gelmiştir. Bu yayılmacılığın hangi yöntemlerle, uluslararası toplum tarafından nasıl durdurulacağı meselesi yine uluslararası toplumun kendi ana gündem maddelerinden biridir. Süreç içerisinde ben bu konuda da olumlu gelişmeler olacağını düşünüyorum. Bir araya geldiğimiz bütün aktörler aynı endişeyi taşıyor. Yani İsrail'in bu yayılmacılığına artık kimse bahane bulabilecek durumda değil. Sürdürülebilir de değil. Sürekli uluslararası krizlerin tetiklendiği ve uluslararası krizleri tetikleyen irrasyonel, fundamentalist bir hükümetten söz ediyoruz. Dünyanın başına bela olmuş durumda. Bu sadece Türkiye'nin sorunu değil. Bazıları çok fazla Türkiye'yle ilişkilendirmeye çalışıyor da bu sadece bizim sorunumuz değil. Sadece bölgenin de sorunu değil. Dünyanın başına bela olmuş bir güvenlik sorunundan bahsediyoruz. Orada bir fundamentalist hükümetten dolayı" diye konuştu. Antalya Diplomasi Forumu'nda bu yıl 150 ülkeden ve 66 uluslararası kuruluştan toplam 6 bin 400 katılımcı yer aldı. Forum kapsamında 23 devlet ve hükümet başkanı, 13 devlet ve hükümet başkan yardımcısı ile 50 bakan ağırlandığ.

Pezeşkiyan: ABD galip gelmeyecek Haber

Pezeşkiyan: ABD galip gelmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, resmi temaslarda bulunmak üzere Tahran’a gelen Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asim Munir ile bir araya geldi. Görüşmede, bölgesel gelişmeler, ateşkes süreci ve iki ülke arasındaki ilişkiler ele alındı. Pakistan’ın ateşkesin sağlanmasına yönelik rolüne değinen Pezeşkiyan, arabuluculuk sürecindeki katkıları dolayısıyla Pakistan’a teşekkür ederek, İran’ın bölgede kalıcı barış, istikrar ve kardeşlik ilişkilerinden yana olduğunu, İran halkının haklarının ise uluslararası hukuk çerçevesinde korunması gerektiğini ifade etti. Bölgesel barış ve İslam dünyasında birlik vurgusu İslam dünyasında birliğin önemine dikkat çeken Pezeşkiyan, "İran, tüm İslam ülkelerini kardeş olarak görmektedir. Bölgede yaşanan savaş ve istikrarsızlıkların temelinde Siyonist rejimin İslam ülkeleri arasında ayrışma oluşturma girişimleri bulunmaktadır. Bu nedenle İslam ümmeti birlik ve iş birliği içinde hareket etmeli, Müslüman topraklarının Müslümanlara karşı kullanılmasına izin vermemelidir" dedi. Pezeşkiyan, İslam ülkeleri arasında birlik sağlanması halinde bölgenin savaşa sürüklenmesinin önüne geçileceğini belirterek, "İslam ümmetinin birliği, bölgedeki krizlerin çözümünde belirleyici olacaktır. Bu kapsamda Pakistan’ın sorumlu ve kararlı çabaları memnuniyet vericidir. Diğer İslam ülkeleri de benzer bir yaklaşım benimsemelidir" ifadelerini kullandı. "İran istikrarsızlık peşinde değil" ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına da değinen Pezeşkiyan, "Bu saldırılar sonucunda yüce liderimizin şehit edilmesi, okulların ve hastanelerin yıkılması, masum çocukların ve halkımızın katledilmesi hangi gerekçeyle ve hangi hukukla açıklanabilir? Daha göreve geldiğimiz ilk günden itibaren ABD ve Siyonist rejim tarafından düşmanca ve kışkırtıcı adımlar atılmıştır. Buna rağmen İran, bölgede istikrarsızlık peşinde değildir ve komşu ülkelerle kardeşçe ilişkilerin geliştirilmesini istemektedir" ifadelerini kullandı. "Bölge ülkeleri güvenliğini birlikte sağlayabilir" İran’ın uluslararası hukuk çerçevesine bağlı olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, savaşın sona ermesinin ardından bölge ülkelerinin iş birliğini artırarak kalıcı barış ve güvenliği tesis etmesi gerektiğini belirtti. Pezeşkiyan, "Neden bölge ülkeleri kendi güvenliklerini bağımsız şekilde sağlayamasın? Avrupa, NATO gibi mekanizmalarla güvenliğini sağlarken, İslam ülkeleri de ortak değerler temelinde kolektif iş birliğiyle sorunlarını çözebilir" dedi. ABD’ye yönelik güvensizliğe de değinen Pezeşkiyan, "İran halkı, defalarca taahhütlerin ihlal edilmesi, müzakereler sürerken saldırılar düzenlenmesi ve yetkililere yönelik suikastlar gerçekleştirilmesi nedeniyle ABD’ye güvenmemektedir. Ancak buna rağmen İran, başta Pakistan olmak üzere dost ülkeler aracılığıyla temaslarını sürdürmekte ve milli çıkarlarını kararlılıkla savunmaktadır. Bu savaş hiçbir tarafın yararına olmayacaktır. ABD bu çatışmada galip gelmeyecek, aksine bölge ülkeleri ve dünya ağır bedeller ödeyecektir. Bu süreçten çıkar sağlamaya çalışan tek taraf ise Siyonist rejimdir" şeklinde konuştu. "Bölge eski haline dönmeyecek" Munir ise Pezeşkiyan ile bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, İran’ın ve İran halkının misafirperverliğinden dolayı teşekkür etti. Görüşmede bölgedeki gelişmelere değinen Munir, "Her ne kadar bu savaş sona erecek olsa da bölge eski haline dönmeyecektir. Bu nedenle tüm ülkelerin bölgenin yeniden inşası, istikrarı ve huzuru için ortak hareket etmesi gerekmektedir" dedi. Munir, Çin, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye’nin bu kriz sürecinde diplomatik girişimlere verdiği desteğe işaret ederek, "Bu iş birliklerinin sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır. Ülkeler arasındaki ilişkilerin önemi, kriz ve savaş dönemlerinde barış zamanlarına kıyasla daha belirgin hale gelmektedir" ifadelerini kullandı. Ayrıca müzakerelerin seyrine ilişkin bilgi veren Munir, yakın bir zamanda anlaşmaya varılması ve savaşın sona ermesi yönündeki beklentisini dile getirerek, "Kısa sürede bir anlaşmaya varabileceğimize inanıyoruz. Bu savaşın yıkım ve kayıptan başka bir sonucu olmayacaktır" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.