Hava Durumu

#Türkiye

Yeni Dönem Gazetesi - Türkiye haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bankalardan iPhone kiralama dönemi Haber

Bankalardan iPhone kiralama dönemi

Apple'ın iPhone 18 serisini Türkiye'de satışa sunmasının ardından dikkat çeken bir uygulama devreye girdi. Bazı bankalar, yüksek fiyatlı telefonlar için satın alma yerine uzun vadeli kiralama paketleri hazırladı. Bankaların mobil uygulamaları üzerinden sunulan sistemde müşteriler, kredi puanına göre değerlendirilerek seçtikleri iPhone modelini 12 veya 24 ay boyunca kiralayabiliyor. Aylık 7 bin lira Kiralama paketlerinde ödenecek tutar seçilen modele göre değişiyor. Örneğin, iPhone 18 Pro Max 256 GB modeli için 24 ay vadede aylık ödeme yaklaşık 7 bin 150 lira olarak hesaplanıyor. Bu seçenekte toplam ödeme 171 bin 600 liraya ulaşıyor. Bankalar ayrıca peşinatlı farklı ödeme planları da sunuyor. Daha yüksek peşinat ödeyen müşterilerin aylık taksit tutarı düşüyor. Sözleşme sona erdiğinde geri verilecek Sistem, klasik taksitli satıştan farklı olarak kiralama modeliyle işliyor. Sözleşme süresi sona erdiğinde telefon, üzerindeki kişisel veriler silinerek bankaya iade ediliyor. Kiralama süresi boyunca cihaz için belirli sayıda onarım hakkı da sunuluyor. iPhone 18 serisinin fiyatları dudak uçuklatıyor Türkiye'de ön siparişleri başlayan iPhone 18 serisinde fiyatlar model ve depolama kapasitesine göre değişiyor. iPhone 18 Pro'nun başlangıç fiyatı 137 bin 999 lira, iPhone 18 Pro Max'in en üst seviye 2 TB modeli ise 255 bin 999 liradan satışa sunuldu. Yüksek fiyatlar nedeniyle bankaların sunduğu kiralama modeli, yeni iPhone almak isteyen kullanıcılar için alternatif bir seçenek olarak öne çıkıyor.

Naci Görür’den Bursa için hayati uyarı! Haber

Naci Görür’den Bursa için hayati uyarı!

Deprem Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, son günlerde Venezuela’da meydana gelen depremin ardından YeniDönem Gazetesi’ne önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin dikkatini dünyanın farklı bölgelerinde meydana gelen depremlere değil, kendi deprem gerçeğine vermesi gerektiğini vurgulayan Görür, Türkiye'nin dünyanın en önemli deprem kuşaklarından biri üzerinde bulunduğunu söyledi. AKTİF SAYI 700 Türkiye’de yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda aktif fay sayısının yaklaşık 700’e ulaştığını hatırlatan Görür, ülkenin her an farklı büyüklüklerde depremler yaşayabilecek bir coğrafyada yer aldığını ifade etti. “Türkiye bir deprem ülkesidir. Her an büyük ya da küçük bir deprem olabilir. Önemli olan bunun nerede olduğu değil, bizim buna ne kadar hazır olduğumuzdur” diyen Görür, depremi konuşmak yerine ‘deprem dirençli’ şehirler oluşturmanın tartışılması gerektiğini belirtti. LEVHA HAREKETLERİ Depremlerin oluşum mekanizmasına da değinen Görür, depremlerin levha hareketlerinin doğal sonucu olduğunu söyledi. Dünya kabuğunu oluşturan levhaların sürekli hareket ettiğini, bu hareketlerin fayları oluşturduğunu anlatan Görür, her fayın deprem üretmediğini vurguladı. Fayların deprem oluşturabilmesi için belirli bölgelerde sürtünme nedeniyle kilitlenmesi gerektiğini aktaran Görür, “Sürtünme kuvveti levha hareketini engellediğinde enerji birikir. Bu enerji bir noktada açığa çıkar ve deprem meydana gelir. Sürtünmenin olmadığı, kilitlenmeyen faylarda deprem oluşmaz” dedi. 6 BİLEŞENE DİKKAT! Bursa özelinde yaptığı değerlendirmelerde de sıkça sorulan ‘En tehlikeli fay nerede?’ sorusunun yanlış bir bakış açısı olduğunu belirten Görür, vatandaşların fay uzunluklarıyla değil yaşadıkları kentlerin güvenliğiyle ilgilenmesi gerektiğini söyledi. Görür, “Bir yerde uzun fay var, başka yerde kısa fay var diyerek insanlara burası sağlam ya da çürük mesajı veremezsiniz” diyerek bir kentin güvenliğinin fayın büyüklüğünden çok deprem dirençliliğiyle ilgili olduğunu kaydetti. Bir yerleşim alanının deprem dirençli olabilmesi için yönetim, halk, altyapı, yapı stoku, çevre-ekosistem ve ekonominin birlikte hazırlanması gerektiğini vurgulayan Görür, şunları söyledi: HALK BİLİNÇLİ Mİ? “Vatandaş olarak bizi ilgilendiren şey, yaşadığım yerin deprem dirençli olup olmadığıdır. Halk bilinçli mi? Yapılar güvenli mi? Altyapı sağlam mı? Yönetim afetlere hazır mı? Ekonomi ayakta kalabilir mi? Eğer bunlar güçlü değilse sadece fayların nerede olduğunu konuşmak bir anlam ifade etmez.” ‘İŞ İŞTEN GEÇMİŞ OLUR’ Bursa’nın da Türkiye’nin diğer şehirleri gibi deprem gerçeğiyle yaşadığını söyleyen Görür, “Bursa’da az deprem olur, çok deprem olur ama mutlaka deprem olur. Çünkü Bursa da bir deprem kentidir” dedi. Kent yöneticilerinin enerjilerini deprem tahminleri yerine kenti dirençli hale getirmeye harcaması gerektiğini belirten Görür, “Deprem olacak mı diye konuşmak yerine Bursa deprem dirençli mi onu konuşmalıyız. Deprem olduktan sonra fayın nerede kırıldığını tartışmanın hiçbir anlamı yok. O saatten sonra iş işten geçmiş olur” ifadelerini kullandı. KAMÇATKA KARŞILAŞTIRMASI 2023 yılında meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremleri örnek gösteren Naci Görür, yaşanan büyük can kaybının depremin büyüklüğünden değil hazırlıksızlıktan kaynaklandığını söyledi. “Maraş depremlerinde bir gecede 53 bin insanımızı toprağa verdik. Buna karşılık Kamçatka’da çok daha büyük depremler yaşandı ancak ne insanlar öldü ne de şehirler yıkıldı. Çünkü oralar deprem dirençliydi. Aradaki fark deprem değil, hazırlıktır” diyen Görür, Türkiye’nin de aynı anlayışla şehirlerini dönüştürmesi gerektiğini bildirdi. ‘KİMSE ÖLMESİN’ Bursa’nın çeşitli bölgelerine yerleştirilen deprem konteynerleriyle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Görür, afet sonrası müdahalenin önemli olduğunu ancak asıl hedefin can kaybının önlenmesi olduğunu söyledi. “Ben insanların konteynerlere sığınmasını değil, depremde ölmemesini istiyorum” diye konuşan Görür, belediyelerin öncelikle kentleri dirençli hale getirecek yatırımlara yönelmesi gerektiğini vurguladı. ‘KAPINIZI ÇALDILAR MI? Vatandaşların büyük bölümünün hâlâ deprem bilincine sahip olmadığını belirten Görür, deprem anında nasıl davranılması gerektiğinin çocuklardan yetişkinlere kadar herkese öğretilmesi gerektiğini ifade etti. Evlerde toplanma alanlarının belirlenmesi, elektrik ve doğal gazın nasıl kapatılacağının bilinmesi, aile afet planlarının hazırlanması gerektiğini söyleyen Görür, “Bugüne kadar kapınızı çalıp depremde ne yapacağınızı soran oldu mu?” diye sordu. AFET BAKANLIĞI ÖNERİSİ Deprem dirençli kentlerin bireysel çabalarla değil devlet politikalarıyla oluşturulabileceğini belirten Görür, Türkiye’de doğrudan bu konuya odaklanacak güçlü bir afet bakanlığı kurulması gerektiğini söyledi. Planlı, bütçeli ve uzun vadeli bir çalışmanın şart olduğunu ifade eden Görür, “Bir köyden, bir ilçeden başlanır. Sonra diğerine geçilir. 10-15 yıl içinde bütün Türkiye deprem dirençli hale getirilebilir. Ama bunun için kararlılık gerekir. Birkaç küçük çalışma yapıp depreme hazır olduğumuzu sanamayız” dedi. ‘YAPAY DEPREM’ İDDİASI Venezuela’da meydana gelen depremin ardından aynı gün içerisinde dünyanın farklı ülkelerde yaşanan sarsıntıların sosyal medyada ‘yapay deprem’ iddialarına konu edilmesini değerlendiren Prof. Dr. Naci Görür, bu tür söylemlerin bilimsel hiçbir temele dayanmadığını söyledi. Depremlerin tamamen levha hareketlerinin doğal sonucu olarak meydana geldiğini belirten Görür, dünyanın kabuğunu oluşturan irili ufaklı levhaların sürekli hareket halinde olduğunu, kimi zaman birbirlerinin altına daldığını, kimi zaman da yan yana kaydığını ifade etti. Bu hareketlerin gezegenin doğal işleyişinin bir parçası olduğunu vurgulayan Görür, “Depremler dünyanın yaşadığının, nefes aldığının göstergesidir. Ölü gezegenlerde deprem olmaz. Bu nedenle depremden korkmak yerine onu bir doğa olayı olarak kabul etmek gerekir” dedi. ‘SÜREKLİ HAREKET HALİNDE’ Fayların da bu levha hareketleri sonucunda oluşan kırıklar olduğunu anlatan Görür, her fayın deprem üretmediğinin altını çizdi. Bir fayın deprem oluşturabilmesi için belirli bölgelerinde sürtünme nedeniyle kilitlenmesi gerektiğini belirten Görür, “Levha hareketi devam ederken sürtünme kuvveti hareketi engelliyorsa enerji birikir. Fayın kilitlendiği bu bölgede deformasyon oluşur. Biriken enerji sürtünme direncini aştığında fay kırılır ve deprem meydana gelir. Eğer sürtünme yoksa deprem de olmaz. Bu nedenle her fay deprem üretmez, bazı faylar sürekli hareket eder ancak hiç deprem oluşturmaz” diye konuştu. BİNLERCE KÜÇÜK SARSINTILAR Levha hareketlerinin temelinde Dünya’nın iç yapısındaki sıcaklık farklarının bulunduğunu ifade eden Görür, çekirdek ile kabuk arasındaki sıcaklık farkının levhaları hareket ettiren asıl güç olduğunu söyledi. Bu nedenle dünyanın farklı noktalarında aynı gün içerisinde depremler yaşanmasının son derece doğal olduğunu vurgulayan Görür, “Her gün yeryüzünde binlerce küçük deprem meydana geliyor. Biz yalnızca 4, 5 ya da 6 büyüklüğündeki depremleri duyduğumuz için dikkatimiz onları çekiyor. Aynı gün farklı ülkelerde deprem olması olağan bir durumdur. Bunu yapay deprem ya da gizli müdahalelerle açıklamaya çalışmak bilimsel gerçeklerle bağdaşmaz” ifadelerini kullandı. ASIL MÜCADELE ‘İHMALLE’ Depremin dünyanın yaşayan bir gezegen olduğunun göstergesi olduğunu söyleyen Görür, sözlerini şu çağrıyla tamamladı: “Depremden korkmayın. Deprem doğanın bir gerçeğidir. Korkulması gereken şey hazırlıksızlıktır. Eğer kentlerinizi, altyapınızı, ekonominizi, yapı stokunuzu ve insanınızı deprem dirençli hale getirirseniz büyük depremleri bile minimum zararla atlatabilirsiniz. Asıl mücadele faylarla değil, ihmalle verilmelidir”

Mansur Yavaş'tan sükûnet çağrısı Haber

Mansur Yavaş'tan sükûnet çağrısı

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, partisi CHP'ye yönelik mutlak butlan kararına tepki göstererek ‘’Amaç; Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendi içinde tartışmaların içine çekmek, birlik duygusunu zedelemek ve Türkiye’nin ana muhalefetini etkisiz hâle getirmektir.'' dedi. ‘’Böyle bir sürecin Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur.'' diyen Yavaş, şöyle devam etti: ‘’Bu nedenle yapılması gereken; gerilimi büyütmek değil, aklıselimle hareket ederek partinin kendi iradesiyle 1-2 ay içerisinde kongre kararı alacağını açıklaması ve süreci demokratik teamüller içerisinde işletmesidir.'' Mansur Yavaş, sükûnet çağrısı yaptı: ‘’Bu süreci birlik ve beraberlik içerisinde, sükûnetle atlatmak; bize umudunu bağlamış milyonlarca insana karşı en büyük sorumluluğumuzdur. Ben dahil bu sorumluluktan hiçbirimiz kaçamayız. Bu süreçte birlik ve beraberliğimize zarar verecek tutum ve söylemlerden özellikle kaçınmak gerekmektedir. Aksi takdirde bu kararları alanlar ve bu tartışmaları büyütmek isteyenler amaçlarına ulaşmış olacaktır. ‘İHTİYAÇ DUYULAN ŞEY TÜM MUHALEFETİN BİR ARAYA GELMESİDİR’ Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal tablo ortadayken, iktidarın önümüzdeki dönemde baskın seçim dahil her türlü siyasi hamleyi gündeme getirme ihtimalinin de oldukça yüksek olduğu unutulmamalıdır. Bugün ihtiyaç duyulan şey; sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde kenetlenmesi değildir. Türkiye’nin demokrasiye, hukuka ve millet iradesine inanan tüm muhalefet kesimlerinin ortak akıl ve ortak vicdanda bir araya gelmesidir."

Çiftçi başına traktör sayısında lider Bursa Haber

Çiftçi başına traktör sayısında lider Bursa

TÜİK'in bu yılın mart ayına ilişkin açıkladığı "Motorlu Kara Taşıtları" verilerine göre, geçen ay 159 bin 931 taşıtın trafiğe kaydı yapıldı. Mart ayında trafiğe kaydı yapılan taşıtların yüzde 1,6'sını traktörler oluşturdu. Martta trafiğe kaydı yapılan traktör sayısı, bir önceki aya göre yüzde 19,3 arttı. 2025 aralıkta traktör sayısı 2 milyon 315 bin 504 iken, bu yılın ilk çeyreğinde sadece 5 bin 749 adetlik artış yaşandı ve martta trafiğe kayıtlı traktör 2 milyon 321 bin 253'e çıktı. Bu yılın ilk çeyreğine göre Türkiye'de traktör sayısı 2 milyon 321 bin 253 iken ÇKS'ye kayıtlı çiftçi sayısı 2 milyon 363 bin olarak kayıtlarda yer aldı. Ttraktörler, belediyeler, fabrikalar ve farklı işletmelerce kullanılıyor ancak ülke genelinde toplam üzerinden değerlendirildiğinde; Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) kayıtlı çiftçi başına bir traktör düşüyor. İllere göre çiftçi başına düşen traktör sayısı Türkye'de 50 binin üzerinde traktör bulunduğu illere bakıldığında ise 112 bin 439 ile en fazla traktöre sahip Manisa'da çiftçi başına 1,27 traktör düşüyor. Konya'da 1,12 olan çiftçi başına traktör sayısı, İzmir'de 1,58, Adana'da 1,8, Afyonkarahisar'da 1,15, Antalya'da 1,36 oldu. Bursa'da dikkati çekici bir oran Sanayi kenti Bursa'da ise trafiğe kayıtlı 81 bin 204 traktör ve ÇKS'ye kayıtlı çiftçi sayısı ise yaklaşık 37 bin görünüyor. Bu rakamlara göre Bursa'da çiftçi başına 2,2 traktör düşüyor. Traktörlerin fabrika ve sanayi tesislerinde de kullanıldığı gözönünde bulundurulsa da çiftçi başına düşen traktör sayısındaki fazlalık dikkati çekiyor. Balıkesir'de ise 73 bin 816 traktöre karşılık ÇKS'ye kayıtlı 44 bin çiftçi bulunuyor. Bu kente de çiftçi başına 1,7 traktör düşüyor. Türkiye'de 50 binin üzerinde traktöre sahip illere ilişkin rakamlar şöyle: İller Traktör sayısı (bin) - Çiftçi sayısı (bin) - Çiftçi başına düşen traktör Manisa 112 - 88 - 1,3 Konya 105 - 93 - 1,12 İzmir 87 - 55 - 1,6 Bursa 81 - 37 - 2,2 Ankara 75 - 55 - 1,4 Balıkesir 73 - 44 - 1,7 Denizli 66 - 51 - 1,3 Sakarya 65 - 49 - 1,3 Antalya 65 - 48 - 1,35 Adana 63 - 35 - 1,8 Aydın 62 - 53 - 1,2 Afyonkarahisar 51 - 44 - 1,2 Gaziantep 50 - 47 - 1,1

MHP Lideri Bahçeli: Biz ne Kerkük’ü unuturuz ne Musul’u Haber

MHP Lideri Bahçeli: Biz ne Kerkük’ü unuturuz ne Musul’u

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Partisinin TBMM Grup Toplantısında açıklamalarda bulundu. Bahçeli, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü, Kerkük’te Türk vali atanması ve Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen’in Türkiye’ye ilişkin sözleri başta olmak üzere gündeme ilişkin birçok konuyu ele aldı. "Ekonomik gerilimler ve siyasal fay hatları daha da sertleşmektedir" Dünyanın sıkıntılı bir imtihandan geçtiğini belirten Bahçeli, böyle zamanlarda kenetlenmenin tarihi bir tavır olduğunu dile getirdi. Bahçeli, "Küresel sistemin sütunlarında çatlaklar belirginleşmekte, jeopolitik zemin kaymakta, ekonomik gerilimler ve siyasal fay hatları daha da sertleşmektedir. Devletler irade, milletler metanet, toplumlar ise sabır testine zorlanmaktadır. Haritalar yerinde dursa bile anlamlar yer değiştirmektedir. Sınırlar sabit görünse bile tehditlerin mahiyeti değişmektedir. İşte böylesi zamanlarda millet olmanın manası da daha da derinleşir. İşte böylesi zamanlarda birbirimize daha sıkı sarılmak tarihi bir zaruret halini alır. İşte böylesi zamanlarda ayrılığı büyüten her dil, gevşekliği çoğaltan her tavır, hafızayı aşındıran her müdahale geleceğe kurulmuş bir tuzak olarak karşımıza çıkar. Onun içindir ki bizler bugünlerde yalnız bugünü konuşamayız. Maziyi de konuşmak zorundayız. İstikbali de konuşmak zorundayız" diye konuştu. "3 Mayıs Milliyetçiler Günü, Türk milliyetçiliğinin varoluş tarihinde mümtaz bir mevkidir" Bahçeli, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’ne az bir vakit kaldığını söyleyen Bahçeli, "Önümüzdeki günlerde idrak edeceğimiz 3 Mayıs Milliyetçiler Günü, Türk milliyetçiliğinin varoluş tarihinde mümtaz bir mevki, mücadele hafızasında müstesna bir merhale, gönüllerde ise sönmeyen bir meşaledir. ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir’ sözü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün millet tasavvurunu en veciz şekilde ortaya koyan tariflerden biridir. Millet, yalnızca aynı hudutlar içinde yaşayan insanların toplamı olarak anlaşılmamalıdır. Millet, aynı kaderi yüklenmiş, aynı vatanda yan yana durmayı tarih önünde iradeye dönüştürmüş, zaman içinde birbirinin acısına alışmış, sevincine iştirak etmiş, hafızasını müşterek hatıralarla beslemiş beşerî ve siyasî bir terkiptir" ifadelerine yer verdi. "3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin Türk gençliğinin omuzlarında yükseldiği gündür" Türk milliyetçiliğinin geçici heveslerin değil, ülküye adanmışların davası olduğuna dikkati çeken Bahçeli, "Türk milliyetçiliği, günü kurtarmaya memur dar kadroların değil; asırları inşa etmeye namzet olanların mirasıdır. Tarihine yaslanan, töresiyle yaşayan, terbiyesini köklerinde bulanların yegâne sancağıdır. İşte bu nedenle 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin şerefli bir hatırası olmanın da üstünde bir manaya sahiptir. 3 Mayıs, Milliyetçi Hareket Partisi’ni bugüne taşıyan iradenin hangi ateşlerle sınandığının, hangi zincirlerle kuşatıldığının, hangi tertiplerle yolundan koparılmak istendiğinin başlıca timsalidir. 3 Mayıs, millet şuurunun taviz kabul etmeyen bir iradeye dönüşmesidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin yalnız bir fikir cereyanı olarak kalmayıp bir ahlak, bir şahsiyet ve bir mücadele disiplini hâlinde tecelli etmesidir. 3 Mayıs, devrin karanlığı karşısında sinmeyenlerin, tehdit karşısında eğilmeyenlerin, baskı karşısında susmayanların vakur duruşudur. 3 Mayıs, Türk milletinin kendi kimliğine, kendi tarihine, kendi istikbaline ve kendi manevi-milli varlığına sahip çıkma iradesinin billurlaşmış halidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin Türk gençliğinin omuzlarında yükseldiği gündür" açıklamasında bulundu. "Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçiliğinin siyasetteki yegane kalesidir" Bahçeli, 3 Mayıs tarihinde mahkeme salonlarında direnenlerin sadece bir fikri savunmadığını belirterek, sözlerine şu şekilde devam etti: "Geri çekilmek mümkündü. Fakat onlar Türk milliyetçiliğini bir tercih değil, bir mecburiyet olarak gördüler. Başbuğumuz Alparslan Türkeş ise o fikri sadece müdafaa edilen bir mefkûre olmaktan çıkarıp bir teşkilat iradesine dönüştürdü. Şehitlerimizin aziz hatıraları üzerine yükselen Türk-İslam davası, Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte Türk milliyetçisinin yüreğinde kökleşmiş, istikbalinde mevzilenmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçiliğinin siyasetteki yegane kalesidir. Milliyetçi Hareket Partisi, devletin ve milletin varlığında kendi varlığını eritenlerin burcudur. Milliyetçi Hareket Partisi, mayası bozulmamışların, tuzu kokmamışların, çizgisi eğrilmemişlerin, hedeften sapmamışların, yoldan çıkmamışların son sığınağıdır." "Kerkük, Türkmen varlığının kadim bir parçasıdır" Milliyetçiliklerinin yalnız Anadolu coğrafyasına sıkıştırılabilecek bir itibar davası olarak görülemeyeceğinin altını çizen Bahçeli, nerede bir Türk yaşıyorsa, orasının gönül haritalarının bir parçası olduğunu kaydetti. Bahçeli, Türk milliyetçiliğinin; sınırları ötesinde bastırılmak istenen Türkmenlerin sesinin muhafızı olduğunu ifade ederek, "Türk milliyetçiliği, unutturulmak istenen tarihin, silinmek istenen hatıraların müdafaa hattıdır. Bu hattın yol bulduğu satıh da Misak-ı Milli coğrafyasıdır. Misak-ı Milli coğrafyası denildiğinde ise yüreklerimize hasret düşmektedir. Bu hasretlerin başında ise Kerkük gelmektedir. Kerkük, ecdadımızın hüzünle yoğrulmuş emaneti, onur mücadelesinin bayraktarı, Türkmen varlığının kadim bir parçasıdır" ifadelerini kullandı. "Kerkük’ün çilesi büyük olsa da Türkmen’in seciyesi daha büyüktür" Kerkük’teki yangının ateşini Ankara’dan gördüklerini ve bunu da Türk olmanın bir gereği olarak idrak ettiklerini söyleyen Bahçeli, Kerkük Türkmenlerinin uzun süredir maruz bırakıldığı zulmün, Türk milletinin vicdanına kazınmış kahredici bir imtihan olduğunu belirtti. Bahçeli, birçok Türkmen ailenin yurdundan edilmek istendiğini de söyleyerek, "Türkmeneli’nde Türkçenin sesini kısmaya, tarihi mevcudiyeti bulandırmaya, milli kimliği zayıflatmaya, kadim Türk yurdunu siyasi oyunlar ve demografik tertiplerle özünden koparmaya yeltenenler olmuştur. Ancak bilinmelidir ki Kerkük’ün çilesi büyük olsa da Türkmen’in seciyesi daha büyüktür" dedi. "Türkiye terör belasından kurtuldukça Kerkük’te kurulan yeni düzen bölgeye nefes aldıracaktır" Muhammed Seman Ağa’nın Kerkük Valisi seçilmesinin, tarihi acılara bir merhem olduğunu belirten Bahçeli, "Bu gelişme, Kerkük’te Türkmen varlığının ötelenemeyeceğini, görmezden gelinemeyeceğini ve silinemeyeceğini yeniden ilan etmiştir. Şehirde yükselen kardeşlik vurgusu; Türkmen’i yok saymayan, Arap’ı dışlamayan, Kürt’ü ötekileştirmeyen, Süryani’yi silmeyen, herkesin hukukunu tanıyan, fakat Türkmen varlığını da asli ve kurucu bir hakikat olarak teslim eden bir dengenin müjdesidir. Nasıl ki Türkiye Yüzyılının kutlu hedefi terörden arınmış, huzurun hüküm sürdüğü Terörsüz Türkiye ise; gönül coğrafyamızdaki arzumuz da aynı istikamettedir. Türkiye terör belasından kurtuldukça Kerkük’te kurulan yeni düzen bölgeye nefes aldıracaktır. Bizim muradımız; tefrikadan, tahakkümden ve terörden arınmış bir Türkiye ile huzurun ve kardeşliğin kök saldığı bir bölge iklimidir" şeklinde konuştu. "Ne Kerkük’ü unuturuz ne Musul’u zihnimizden çıkarırız" Bahçeli, Kerkük’ün bir miras, Türkmenlerin ise sahipsiz bırakılmayacak bir emanet olduğunu dile getirerek, "Kerkük bir daha pazarlık masalarına konu olmayacaktır. Soydaşlarımız canıyla, malıyla, diliyle ve duasıyla yurdundan koparılamayacaktır. Huzurumuz hiçbir karanlık denklemin, hiçbir kalleş müzakerenin malzemesi hâline getirilemeyecektir. Türkçenin sesi kısılamayacak, hiçbir Türkmen ocağının ışığı söndürülemeyecektir. Devran dönmüştür. Asır Türk asrıdır, Türkiye asrıdır. Kerkük yaşayacak, Türkmeneli doğrulacak, Allah’ın izniyle de ebediyen yaşayacaktır. Biz ne Kerkük’ü unuturuz ne Musul’u zihnimizden çıkarırız ne de soydaşlarımızı sahipsiz bırakırız. Kerkük’ten Doğu Türkistan’a; Karabağ’dan Kıbrıs’a kadar ahde vefanın adı olan bütün kardeşlerimizin yanındayız. Çizgimizden sapmayız, yolumuzdan şaşmayız, hedefi şaşırmayız" değerlendirmesinde bulundu. "Kerkük'ün eski günlerine dönmesini sağlayacak adımlar atılmalı" Irak’ın Türkiye için sıradan bir komşu olmadığını aktaran Bahçeli, "Irak'ta huzur güçlendikçe Türkiye'nin güney hattı rahatlar. Irak'ın birliği korundukça bölgesel denge sağlamlaşır. Bu nedenle Türkiye'nin Irak siyaseti yalnız kriz ve güvenlik başlıklarına sıkıştırılamaz. Terörle mücadele hayati ve öncelikli olmakla birlikte ilişkilerin ufku enerji, ulaştırma, su yönetimi, sınır ticareti, altyapı, eğitim, kültür ve karşılıklı yatırımlarla genişletilmelidir. Kerkük ise bu büyük resmin en hassas başlığıdır. Türkiye için Kerkük, etnik bir gerilim alanı olmaktan önce ortak hafızanın ve birlikte yaşama iradesinin sembolüdür. Arzumuz, Kerkük'ün Türkmeniyle, Arabıyla, Kürdüyle, Süryanisiyle Irak'ın egemenliği altında güvenli, adil ve müreffeh bir şehir olarak güçlenmesidir. Irak'la dostluğumuz iyi niyet beyanlarında kalmamalıdır. Kerkük'ün eski günlerine yeniden dönmesini sağlayacak adımlar atılmalı ve ticaret yolları, enerji hatları, güvenlik istişareleri, yatırımlar ve somut kalkınma projeleriyle kökleşmelidir" diye konuştu. "Avrupa Komisyonu Başkanı’nın ağzından dökülen bu söz, dilin kazası olarak görülemez" Bahçeli, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen’in ‘Avrupa kıtasının ‘Rus, Türk veya Çin etkisine bırakılmaması gerektiğine’ ilişkin sözlerine de tepki göstererek, "Bu söz, sıradan bir cümle gibi geçiştirilemez. Avrupa Birliği yürütme organının en üst siyasi makamından çıkan bu ifade, bir yorumcunun, bir köşe yazarının ya da tali bir aktörün beyanı sayılamaz. Avrupa Komisyonu Başkanı’nın ağzından dökülen bu söz, dilin kazası olarak görülemez; zihnin derinliğinde duran tasnifin, kibrin ve çifte standardın dışavurumudur. Nitekim bu küstah dilin ‘jeopolitik bakımdan sorunlu’, ‘gerçeklikten kopuk’ ve ‘çifte standartlı’ bulunduğu bizzat kendi çevrelerinde dile getirilmiştir" dedi. "Avrupa Türkiye’siz yapamaz" Bahçeli, Türkiye’nin bölgesinde bir kilit ülke olduğunu da kaydederek, sözlerine şu şekilde devam etti: "Bizim yönümüz asırlardır Batı’yla temas eden, Batı’yı tanıyan, gerektiğinde onunla mücadele eden, gerektiğinde onunla müzakere eden büyük tarih çizgisi içinde şekillenmiştir. Ne Brüksel bize geldiğimiz yeri gösterebilir, ne Avrupa bürokrasisi Türkiye’ye yürüyeceği yolu tarif edebilir. Türkiye’nin Rusya ile, Çin ile, Türk dünyasıyla, İslam coğrafyasıyla, Avrupa ile ve dünyanın sair merkezleriyle hangi ölçüde, hangi çerçevede ve hangi derinlikte ilişki kuracağına blok taassubu karar veremez; buna ancak millî menfaatin hükmünde işleyen devlet aklı karar verir. Buradan açıkça ifade ediyorum; Avrupa Türkiye’siz yapamaz. Güvenlikte yapamaz, enerjide yapamaz, göç yönetiminde yapamaz, ulaştırmada yapamaz ve bölgesel dengeyi kurarken yapamaz. Fakat Türkiye de Avrupa’nın tasniflerine mahkûm bir ülke hüviyetinde görülemez. Türkiye, Avrupa’sız da tarihtir, devlettir, hafızadır, coğrafyadır, merkezdir, hakikattir. Temennimiz şudur: Avrupa, zihin altına sinmiş bu hadsizliklerle yüzleşsin. Muhasebesini sloganla değil gerçeklikle yapsın. Türkiye’ye karşı kurduğu dili çıkar hesabıyla değil rasyonaliteyle yenilesin."

Times Meydanı'nda Ermeni yalanı protestosu Haber

Times Meydanı'nda Ermeni yalanı protestosu

ABD'nin New York şehrinde Belediye Başkanı Zohran Mamdani'nin sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Türkiye ile Azerbaycan'ı sözde Ermeni soykırımı ile suçlayan açıklamalarına, Türk vatandaşları ve sivil toplum kuruluşları sert tepki verdi. Kentin simge noktalarından Times Meydanı'nda düzenlenen protestoda, Mamdani'nin sözlerine tepki gösterilirken, iddiaların gerçek dışı olduğu ifade edildi. Protesto gösterisinde Türk-Amerikan toplumu temsilcileri, söz konusu açıklamaların toplumda hayal kırıklığı oluşturduğunu belirtti. Gösteri boyunca birlik ve beraberlik mesajları öne çıkarken, tarihi gerçeklerin çarpıtıldığı dile getirildi. Gösterinin düzenlendiği Times Meydanı çevresinde dolaşan iki reklam minibüsü, protestonun en dikkat çeken unsurlarından biri oldu. Minibüslerin ekranlarında Türkiye tarihine ilişkin önemli bilgiler paylaşılırken, özellikle ASALA terör örgütünün 1970'li ve 1980'li yıllarda gerçekleştirdiği saldırılarda hayatını kaybeden Türk diplomatlar ve sivillere ilişkin bilgiler New York halkı ile paylaşıldı. "Türk-Amerikan toplumu dik duruş sergiliyor" Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi Başkan Yardımcısı Gökhan Doğan, protestoda yaptığı konuşmada, "Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi Başkan Yardımcısıyım. Türk-Amerikan toplumu bugün burada bir dik duruş sergilemek için bir araya geldik. Bu bizim için bir başlangıç oldu. Mamdani'nin bu söylemleri gerçekten Türk-Amerikan toplumunu derinden yaralamıştır. Ermenilerin yalan iddialarını, siyasetin içerisine bulaştırması her sene, yeknesak bir tekrar olmuştur. Biz artık bu konunun tarihçiler tarafından çözülmesini her platformda her yerde söylemeye devam edeceğiz. Mamdani'nin bu oyunun içerisine girmesi, gerçekten Türk toplumu çok derinden etkilemiştir. İnşallah bu söylemlerin bitmesi için, bu gerçek dışı iddiaların tekrarlanmaması için Türk-Amerikan toplumu bir araya daha sık gelecek, bu gerçek dışı söylentilere karşı durmaya, birlikte hareket etmeye devam edecektir" dedi. "Daha güçlü ses çıkarmalıyız" Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu Başkanı Gülay Aydemir ise konuşmasında, "Burada tüm çatı kuruluşlarımız bugün sözde Ermeni soykırım yalanlarına karşı durmak için buradayız. Hep birlikte büyük bir güç olduk. Bu yalan iddiaları tekrarlayan ismin kimin olduğunun önemi yok. Türkiye için hepimiz birlikte burada, gerçekleri savunuyoruz. Tabiki daha güzel çalışmalar yapmalıyız. Özellikle son belediye başkanının yapmış olduğu konuşmalara karşı daha güçlü ses çıkarmamız, tepki vermemiz gerektiğine inanıyorum. Ve bunun ardında başka şeyler daha olduğuna inanıyorum. Böyle seçimlerde, Türkiye olarak, bizler buradaki yaşayan Türkler olarak farklı destekler vermeliyiz, ciddi katıklar vermeliyiz ki, destek verdiğimiz kişi de bizim tarafımızda olsun. Bunu sağladığımız sürece böyle konuşmalarla bir daha karşılaşmayacağız kesindir. Aynı zamanda şunu da söylemek isterim. Önümüzde Türk Günü yürüyüşü var. 16 Mayıs'ta yapılacak bu önemli toplantıya bütün Türkleri saat 11.30'da Madison Avenue ile 38. Street'in köşesinde buluşmaya bekliyorum. Herkesi davet ediyorum" dedi. Birlik ve dayanışma mesajı öne çıktı Protestoya katılan Türk vatandaşları ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri, benzer açıklamalara karşı daha güçlü bir duruş sergileyeceklerini vurgularken, Türk toplumunun birlik içinde hareket etmesi gerektiğinin altı çizildi. Gösteri, yapılan açıklamaların ardından olaysız bir şekilde sona erdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rutte’yi kabul etti Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rutte’yi kabul etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’yi Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kabul etti. Yaklaşık 1 saat süren kabulde Ankara’da düzenlenecek NATO Liderler Zirvesi hazırlıkları, İttifak’ın gündemindeki başlıklar, bölgesel ve küresel konular ele alındı. İletişim Başkanlığı tarafından görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada ise şu ifadelere yer verildi: "Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgemizdeki istikrarsız ortamın NATO müttefikleri arasındaki yardımlaşma ve dayanışmanın önemini bir kez daha gösterdiğini, Ankara Zirvesi’nde müttefikler arasındaki dayanışmayı pekiştirecek ve İttifak'ın krizlere karşı her daim hazırlıklılığını destekleyecek kararlar alınmasını beklediklerini ifade etti. Cumhurbaşkanımız, Türkiye’nin hava savunma sistemleri başta olmak üzere savunma sanayii alanında kapasitesini her geçen gün artırdığını, müttefik ülkelerle bu alanda iş birliğini daha da geliştirmeyi hedeflediğini belirtti. Cumhurbaşkanımız, Trans-Atlantik bağın muhafazasının vazgeçilmez önemde olduğunu, Türkiye olarak İttifak’ın Avrupa ayağının daha fazla sorumluluk üstlenmesini beklediğimizi, bu noktada Avrupa Birliği üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin Birliğin savunma girişimlerinden dışlanmasının amaca hizmet etmeyeceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin İran’a yönelik saldırılarla başlayan süreçte kendini barışın ve diplomasinin tarafında konumlandırdığını belirtti. Cumhurbaşkanımız görüşmede Türkiye olarak Ukrayna-Rusya Savaşı’nın da barışla neticelenmesi için devrede olduğumuzu, müzakerelerin yeniden canlandırılması ve liderler düzeyinde görüşmelere başlanabilmesi için gayret gösterdiğimizi ifade etti. Görüşmede Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Genel Sekreter Rutte, NATO Ankara Zirvesi’nin hazırlıklarını kapsamlı bir şekilde değerlendirdiler."

Net UYP açığı açıklandı Haber

Net UYP açığı açıklandı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılı Şubat ayı Uluslararası Yatırım Pozisyonu Gelişmeleri’ni açıkladı. Buna göre, Türkiye’nin net Uluslararası Yatırım Pozisyonu, 2026 yılı Şubat ayı itibarıyla eksi 347,6 milyar ABD doları oldu. Şubat ayı itibarıyla Türkiye'nin yurt dışı varlıkları, bir önceki ay sonuna göre yüzde 1,7 oranında azalışla 439,1 milyar ABD doları, yükümlülükleri ise yüzde 0,5 oranında azalışla 786,8 milyar ABD doları olarak gerçekleşti. Rezerv varlıklar, 7,9 milyar ABD doları azalarak 210,3 milyar ABD doları oldu. Varlık kalemleri bir önceki ay sonuna göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi yüzde 1,2 oranında artarak 76,8 milyar ABD doları ve diğer yatırımlar kalemi ise yüzde 0,4 oranında azalarak 145,6 milyar ABD doları olarak gerçekleşti. Bankaların yabancı para efektif ve mevduat varlıkları yüzde 2,0 oranında azalarak 42,5 milyar ABD doları oldu. Yükümlülükler altındaki portföy yatırımları alt kalemlerinden Genel Hükümet’in DİBS yükümlülükleri yüzde 1,2 oranında azalarak 22,1 milyar ABD doları oldu. Yükümlülükler alt kalemleri bir önceki aya göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi, BIST 100 endeksindeki azalışın etkisiyle, bir önceki aya göre yüzde 2,2 oranında azalışla 226,2 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşti. Portföy yatırımları kalemi, yüzde 0,8 oranında artarak 153,4 milyar ABD doları ve diğer yatırımlar kalemi, yüzde 0,1 oranında azalarak 407,2 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşti.

Bakan Fidan: Biz İsrail gibi değiliz Haber

Bakan Fidan: Biz İsrail gibi değiliz

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, NEST Kongre Merkezi'nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2026'nın kapanışı kapsamında "ADF Youth Talk" oturumuna katılarak, gazetecilerin sorularını yanıtladı. 5. Antalya Diplomasi Forumu'nu yoğun, nitelikli ve verimli bir programın ardından tamamladıklarını ifade eden Fidan, üç gün boyunca Antalya'nın bir kez daha küresel diplomasinin merkezlerinden biri haline geldiğini vurguladı. Oturumda Asya-Pasifik'ten Latin Amerika'ya, Avrupa'dan Orta Asya'ya kadar dünyanın dört bir yanından gelen liderlerin, karar alıcıların ve uzmanların aynı çatı altında bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunduğunu belirten Bakan Fidan, "Bu yıl 150 ülke ve 66 uluslararası kuruluştan 6 bin 400 katılımcı forumumuza katıldı. Bu sayı, hem kapsadığı coğrafya hem de katılımcı sayısı bakımından benzer organizasyonlarla kıyaslandığında oldukça yüksek bir düzeydedir. 23 devlet ve hükümet başkanı, 13 devlet ve hükümet başkan yardımcısı, meclis başkanları, 50 bakan ve 87 uluslararası kuruluşun üst düzey temsilcisi foruma iştirak etti. Forum kapsamında Sayın Cumhurbaşkanımız, Cumhurbaşkanı Yardımcımız ve bakanlarımız muhataplarıyla verimli temaslarda bulundu" dedi. Uluslararası gündemi belirleyen temaslar Forum kapsamında Recep Tayyip Erdoğan'ın yoğun ve verimli temaslar gerçekleştirdiğini dile getiren Bakan Fidan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve bakanların da Türkiye'ye gelen muhataplarıyla önemli görüşmeler yaptığını ifade etti. Fidan, forum süresince uluslararası gündemi şekillendirecek kritik toplantılara da ev sahipliği yapıldığını belirterek, "Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan ile gerçekleştirdiğimiz dörtlü toplantıda, bölgemizde barış ve istikrarı destekleyecek adımları ve seyrüsefer serbestisinin kalıcı şekilde tesisine yönelik olası girişimleri ele aldık" diye konuştu. Fidan, Gazze bağlamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayelerinde düzenlenen "Filistin için Tek Yürek: Eğitimde Yıkıma Karşı Geleceği Korumak" başlıklı oturumun forumun en anlamlı buluşmalarından biri olduğunu da ifade etti. "Arabuluculuk rolümüzü sürdüreceğiz" Diplomasinin tüm imkanlarından istifade ederek iş birliğini çeşitlendirmeyi ve dostluk köprülerini çoğaltmayı kararlılıkla sürdüreceklerini bildiren Bakan Fidan, "Kritik başlıklarda güven inşa etmeye, tarafları birbirine yaklaştırmaya ve gerektiğinde arabuluculuk rolü üstlenmeye aynı azimle devam edeceğiz. Türkiye'nin diplomasi alanındaki bu çekim gücü önümüzdeki dönemde de artan bir ivmeyle inşallah büyümeye devam edecek" şeklinde konuştu. "Bu dört ülke aslında daha geniş bir bölgenin temsili niteliğini taşıyor" "Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dörtlü toplantısını, üçüncüsünü de ifade ettiğiniz gibi gerçekleştirdik ve bunu kamuoyuyla paylaştık" diyen Bakan Fidan, "En başından beri hedefimiz bu dört ülkenin bölgesel sahiplenmeyi gerektiren tüm konuları ele alarak sahici, gerçekçi ve uygulanabilir bir gündemle süreci ilerletmesidir. Liderlerimizin bu konuda bir iradesi var. Bizler de dışişleri bakanları olarak bu iradeyi ekonomi, teknoloji, sağlık ve savunma gibi birçok alanda hayata geçirmeye çalışıyoruz. Bizim inancımız şu; bu dört ülke aslında daha geniş bir bölgenin temsili niteliğini taşıyor. Ancak bölgedeki iş birliği imkanları yeterince kullanılmadığı için potansiyel tam anlamıyla hayata geçirilemiyor. Bu tespitten hareketle somut alanlarda iş birliğini geliştirmek için bir araya geliyoruz" şeklinde konuştu. "Müslüman ülkelere karşı bir askeri ittifak kurdular" Bölgede çok ciddi siyasi krizler ve çatışmaların olduğunu ifade eden Bakan Fidan, "Bu çatışmaların azaltılması ve istikrarın sağlanması için de neler yapılabileceğini değerlendiriyoruz. Biz İsrail gibi değiliz yani İsrail'in söylediğiniz gibi, onlar biliyorsunuz Kıbrıs ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile bir araya gelip bölgedeki Müslüman ülkelere karşı bir askeri ittifak kurdular. Biz onların yaptığını yapmıyoruz. Biz bölgemizdeki çatışmaları nasıl söndürürüz, ekonomik ilerlemeyi nasıl sağlarız, istikrarı nasıl hayata geçiririz onun arayışı içerisindeyiz. Biz şunu gördük: Eğer dışarıdan yardım beklemeye, kurtarıcı beklemeye bu bölge devam ederse, bu bölge ilelebet bu sorunlarla baş başa kalmaya devam edecek. Onun için akıllı aktörler hikmetle, geçmişten ders çıkartarak geleceklerine yön verirler. Diğer Gazze konusunda yaptığımız toplantıda da şu anda Gazze barış planının bir uygulama süreci var malumunuz. Gazze barış planının başlangıcına sebep olan sekizli grubun New York'ta biliyorsunuz geçtiğimiz yıl eylül ayında Sayın Trump'la liderlerimiz bir araya geldiler. Buradan çıkan görüş ve iradeyle Gazze barış planı, Barış Kurulu gibi mekanizmalar hayata geçirilmeye başlandı. Şimdi bunun kurucu ruhunu oluşturan bu ülkelerle tekrar bir araya geldik. Tüm bu Gazze soykırımını durdurmaya ve tersine çevirmeye yönelik çabalarımız, çalışmalarımız geride bıraktığımız süreç içerisinde nerede? Alınan kararlar, ortaya konan vizyon, yapısal kurumsallaşmalar bizi nereye getirdi? Bununla ilgili çok detaylı tartışmaları ele aldık" şeklinde konuştu. "Hürmüz Boğazı ile ilgili zihinlerde karışık bir durum var" Hürmüz Boğazı'yla ilgili şu anda zihinlerde karışık bir durum olduğunu belirten Fidan, "Zaman zaman işte tarafların açıldığı, zaman zaman kısmi bloke etmelerin olduğu yönünde beyanlar var. Uygulamayı da yakından takip ediyoruz. Deniz Kuvvetleri üzerinden bu konuda gelişmeler oldukça biz de kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğiz" dedi. "Umudumuz ateşkes anlaşmasına uyup bu süre içerisinde sorunlarını çözmeleri" İran ile ABD arasında Pakistan'ın arabuluculuğunda süren müzakereleri sadece yakından takip etmekle kalmadıklarını ifade eden Bakan Fidan, "Elimizden gelen bütün desteği vermeye çalışıyoruz. Hem Amerikalı hem İranlı taraflarla görüşerek, Pakistanlı kardeşlerimizin mevcut çabasına ne türden katkılar yapabiliriz, onun arayışı içerisindeyiz. Şimdi görüşmelerde kritik bir aşamaya gelindi. Ortada, yani bu herkesin malumu güzel olan şu; her iki taraf da çok ciddi bir niyetle, samimiyetle esas itibarıyla görüşmelere devam ediyor. Devam etme iradeleri var. Mevcut şu andaki ateşkesten sadece taraflar değil, bütün dünya açıkçası rahatlama içerisinde. Tabii ki bunun devam etmesi herkes için önemli ve ben savaşan tarafların da bunun bilincinde olduğunu görüyorum. Bu forumda da buluştuğumuz bütün aktörler doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden hepsi savaşın tekrar başlamaması için endişelerini sürekli bize iletiyor. Biz de bu konuda elimizden gelen bütün çabayı göstereceğimizi söylüyoruz. Geldiğimiz noktada tarafların hala bir tartışma içerisine olduğunu biliyoruz. Bu noktada araya girmek istemiyoruz ama gelmeden önce Pakistan tarafı ile önemli bir görüşme yaptım. Önümüzdeki hafta ateşkesin sona ermesi ile beraber tekrar yeni bir savaşın başlamasını hiç kimse istemiyor. Umudumuz tarafların dünya kamuoyunun yaptığı baskının etkisinde ateşkes süresinin uzatılması ve ateşkes süresi içerisinde bu güne kadar çözemedikleri ama çözme iradesinde oldukları sorunları çözmeleri" diye konuştu. Rusya-Ukrayna savaşında barış çabaları ve Türkiye'nin rolü İran-ABD arasındaki müzakereleri yakından takip ettikleri gibi Rusya-Ukrayna müzakerelerini de takip ettiklerini anlatan Fidan, "Orada da rol alıyoruz gerektikçe. Gerçekten beşinci yılına giren bu savaş artık bitmek durumunda, çok fazla maliyet üretti. Ama savaşın belli bir coğrafyada devam ediyor olması da kanıksanmış durumda. Bu aslında hem Ukrayna hem Rusya için iyi bir durum değil. Barış çabalarını artırarak devam ettirmemiz gerekiyor. Türkiye olarak bu konuda bizim vizyonumuz, çabamız ortada. Tarafları geçen yaz üç defa İstanbul'da bir araya getirdik. Tekrar getirmeye hazırız. İster teknik düzeyde ister liderler düzeyinde. Ama taraflar başka başkentlerde de bir araya geliyor. Bizim gördüğümüz şu anda aslında bunu da konuşuyoruz. Burada da söylemekte bir sıkıntı görmüyorum. Bir taraftan İran-Amerika müzakereleri devam ederken aslında İran-Amerika savaşı daha acil sorunları birden unutturdu. Yani Ukrayna'daki barış müzakerelerini ve Gazze'deki yürüyen barış planına dünya kamuoyunun birdenbire ilgisi azalır gibi oldu. Bunun bir yansıması olarak burada birtakım aksamalarla karşılaşmayı açıkçası biz stratejik endişeyle karşılıyoruz. Bunun olmaması için tarafları şimdiden uyarıyoruz. Tekrar tekrar diyoruz ki buralardan bizim dikkatimizi dağıtmamamız lazım. Hem Ukrayna hem Gazze meselesi oldukça önemli. Bu iki konudaki dikkatimizi devam ettirmeliyiz" şekline konuştu. Doğu Akdeniz'deki askeri ittifaka ilişkin değerlendirme İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi'nin bir araya gelip askeri ittifak kurmasının tehdit önceliği olduğunu söyleyen Fidan, "Yani Türkiye ile beraber diğer ülkeler, yani bunun başka türlü bir izlenim oluşturmasını da kimse bekleyemez. Bunun aksi yönünde bize ne öncesinde ne sonrasında bir güvence veya beyan verilmedi. Kimse bu ittifaklar oluşturulurken bize 'Ya biz bunu size karşı yapmıyoruz' demedi. Tam tersine bu ittifakın oluşturulduğu seremonide liderler yan yana iken İsrail başbakanının, hem Yunanistan başbakanının hem Kıbrıs Rum Kesimi cumhurbaşkanının bulunduğu yerde yaptığı beyanlar var. Bu ittifakın ruhunu neden yapıldığını tanımlayan. Şimdi bu gerçekler ortadayken, bizim ortaya koyduğumuz tepkinin Yunanistan'la aramızda yürüttüğümüz müzakere sürecinden dolayı az bile olduğunu düşünüyorum. O toplantıda İsrail başbakanının söylediği şeyler ortada, somut askeri yapılanmalar var, askeri iş birlikleri var. Şimdi bunu görmemezlikten gelemeyiz. Hani Yunanistan bunu başka türlü anlatabilir, saklayabilir. Kendisi zaten NATO ülkesi, daha sonra diğer ülkelerle bu türden bir askeri iş birliğine girmesi, Avrupa'da Yunanistan dışında bu türden bir askeri iş birliği veya ortak birlik kurma anlaşması imzalayan hiç kimse yok. Dolayısıyla bu -sadece bizim için değil- bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Söylemiyorlar ama bölgedeki bütün Müslüman ülkeler ciddi endişe içerisindeler ve soru soruyorlar. Bir de son zamanlarda İsrail'in bölgedeki işgalci ve yayılmacı politikasından hareketle. Şimdi böyle bir isim varken Türkiye gereksiz yere endişe üretiyormuş söyleminde bulunmak da doğru değil. Ortada gerçekler var, insanların endişeleri var bölge ülkelerinde. Türkiye kendisini koruyacak nitelikte ama bölgede daha zayıf nitelikte olup, bu askeri ittifaka endişeyle bakan ülkeler var" dedi. "Dünyanın başına bela olmuş durumda" Gazze'ye yönelik sorular üzerine Bakan Fidan, "Gazze'deki soykırımın değişik şekillerde devam ettirilmeye çalışıldığı gerçeği ortada. Yani insanlar açlığa mahkum edilerek, soğukta kalmaya zorlanarak, gerekli barınma imkanlarının sağlanmadığı ortada. Tabii ki bu var. Biz şunu görüyoruz, yani bunu her yerde de söyledik. Biz uluslararası toplum olarak bir araya geldik. Gazze Barış Planı'nı uygulamak için, hayata geçirmek için yoğun çaba içerisindeyiz. Cumhurbaşkanımızın bu konuda Sayın Trump ve bölge liderleriyle başlattığı yoğun müzakere süreci var son 1 yıldır. Ama buna rağmen İsrail'in asli niyeti olan Gazze'yi ister insanlarını öldürerek, ister sürerek insansızlaştırmaya yönelik politikasının değişmediğini bütün herkes biliyor. Sadece söylemiyor. Herkes biliyor bunu. Dolayısıyla uluslararası toplum Antalya Diplomasi Forumu'nda da çok sık kullanıldığı gibi diplomasinin bütün imkanlarını kullanarak bunu engelleme yolunda gereken adımları atma yönünde çok ciddi çaba ortaya koyuyor. Bu sorun -İsrail yayılmacılığı sorunu- yani sizin anlattığınız o uzun sorunu biz öyle tanımlıyoruz. İsrail yayılmacılığı sorunu sadece bölgenin değil, artık dünyanın bir güvenlik sorunu haline gelmiştir. Bu yayılmacılığın hangi yöntemlerle, uluslararası toplum tarafından nasıl durdurulacağı meselesi yine uluslararası toplumun kendi ana gündem maddelerinden biridir. Süreç içerisinde ben bu konuda da olumlu gelişmeler olacağını düşünüyorum. Bir araya geldiğimiz bütün aktörler aynı endişeyi taşıyor. Yani İsrail'in bu yayılmacılığına artık kimse bahane bulabilecek durumda değil. Sürdürülebilir de değil. Sürekli uluslararası krizlerin tetiklendiği ve uluslararası krizleri tetikleyen irrasyonel, fundamentalist bir hükümetten söz ediyoruz. Dünyanın başına bela olmuş durumda. Bu sadece Türkiye'nin sorunu değil. Bazıları çok fazla Türkiye'yle ilişkilendirmeye çalışıyor da bu sadece bizim sorunumuz değil. Sadece bölgenin de sorunu değil. Dünyanın başına bela olmuş bir güvenlik sorunundan bahsediyoruz. Orada bir fundamentalist hükümetten dolayı" diye konuştu. Antalya Diplomasi Forumu'nda bu yıl 150 ülkeden ve 66 uluslararası kuruluştan toplam 6 bin 400 katılımcı yer aldı. Forum kapsamında 23 devlet ve hükümet başkanı, 13 devlet ve hükümet başkan yardımcısı ile 50 bakan ağırlandığ.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.