‘Gazeteciler cesur olmalı!’
Bu cümleyi önceki akşam 7 yaşındaki kızım söyledi…
Evet, yanlış duymadınız. Henüz hayatın başında, dünyayı yeni yeni tanımaya çalışan bir çocuk, belki de bizim yıllardır tartıştığımız bir gerçeği tek cümleyle yüzüme çarptı.
Yakın çevrem bilir…
Allah herkesin evladını bağışlasın. Benim de hayatımı anlamlandıran, dünyamı güzelleştiren bir kızım var.
Adı Zeynep Asya…
***
Zeynep Asya biraz farklı bir çocuk.
Aslında artık yeni nesil çocukların çoğu böyle; daha cesur, daha sorgulayıcı ve en önemlisi gördüğünü olduğu gibi söylemekten çekinmeyen bir yapıya sahipler. Belki de bizim yıllar içinde kaybettiğimiz o saf doğruluk duygusu, onların en güçlü tarafı.
O akşam yine mesleğimizin o kritik anlarından birini yaşıyordum. Evde telefonum çaldı ve telefonun diğer ucunda, bir haberin yayınlanıp yayınlanmaması üzerine değerlendirme yapıyorduk. Diğer tarafa göre haber doğruydu…
Ben de haberi araştırıp, yayınlanıp yaylanamayacağına o şekilde karar vereceğimi iletiyordum kendisine. Bir şekilde de sonuçları vardı.
Rahatsız edeceği çevreler, doğuracağı tepkiler, belki de kapatacağı kapılar…
Şunu da çok net biliyoruz ki…
Artık gazetecilik çoğu zaman çıkarlara göre şekilleniyor… Gerçeklerin üzeri örtülüyor. Ya da bizler de gazeteciliği, günün koşullarına göre şekillendiriyoruz.
Bu, sadece günümüze ait bir serzeniş değil, geçmişten beri çokça tartışılan bir konu.
Bugün mesleğin içinde olan pek çok kişinin içten içe kabul ettiği ama yüksek sesle dile getirmekte zorlandığı bir gerçektir aslında.
***
Sonra…
Telefon kapandı.
Ortamda kısa bir sessizlik oldu.
Ve ardından…
Zeynep Asya’nın o cümlesi geldi:
‘Baba, gazeteciler cesur olmalı. Cesur değilseniz bu işi yapmayın…’
İşte o an…
Sanki biri yüzüme bir ayna tuttu.
Çünkü biz gazeteciler, çoğu zaman olayların içinde kayboluruz.
Gündemin hızına kapılır, dengeleri gözetir, hesaplar yaparız.
Ama bir çocuk…
Sadece olması gerekeni söyler.
Ne çıkar düşünür, ne baskı…
Sadece doğruyu…
Gazetecilik dediğimiz meslek, aslında tam da bu kadar yalın bir zeminde durur.
Temelinde gerçek vardır, hakikat vardır ve en önemlisi kamu adına sorumluluk vardır.
***
Basın; demokrasinin dördüncü kuvveti olarak tanımlanır.
Yani sadece bilgi aktaran bir araç değil, aynı zamanda denetleyen, sorgulayan ve gerektiğinde rahatsız eden bir güç…
Ama gelin dürüst olalım…
Bugün bu gücü ne kadar kullanabiliyoruz?
Ekonomik baskılar, siyasi dengeler, reklam kaygıları, sosyal medya linç kültürü…
Gazetecinin etrafını saran görünmez duvarlar her geçen gün daha da yükseliyor.
Bir haberi yazmadan önce ‘doğru mu?’ sorusundan önce
‘Ne olur?’ sorusunu sormaya başladıysak, orada mesleğin ruhu yara almış demektir.
***
Oysa gazetecilik, sonuç hesaplayarak değil, gerçekleri gözeterek yapılmalı.
Evet, her doğruyu yazmak kolay değildir.
Bazen yalnız kalırsınız…
Bazen eleştirilirsiniz…
Bazen de bedel ödersiniz…
Ama şunu unutmamak gerekir: Cesaret, korkusuz olmak değildir.
Korkuya rağmen doğruyu yapabilmektir.
Ve belki de en acı gerçek şu!
Bizim karmaşık hale getirdiğimiz bu meslek, aslında bir çocuğun gözünde son derece nettir.
Ya cesursundur…
Ya değilsindir…
O akşam kızım bana sadece bir cümle kurmadı.
Mesleğimin özünü hatırlattı.
Belki de bugün gazeteciliğin ihtiyacı olan şey;
daha fazla teknoloji, daha fazla hız ya da daha fazla erişim değil…
Daha fazla cesaret.
Ve bazen…
En büyük hatırlatmalar, en küçük yüreklerden gelir.
SAĞLIKLA KALIN!