Hava Durumu

Bursa’nın fethi sofrada olur mu?

Yazının Giriş Tarihi: 03.09.2026 00:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.09.2026 00:06

Bursa’nın fethi denilince aklımıza önce tarih geliyor.

Osman Gazi, Orhan Gazi, Osmanlı, 1326 ve daha nice değerler.

Ama bu yıl Bursa’nın fethi ‘Fetheden Lezzetler’ ile farklı anlatılacak.

Önceki gün festivalin lansman toplantısına katıldık. Bu sene neler var diye merak edenlerden biri de bendim.

Festival tarihi 18,19, 20 Eylül’de…

Detaylara girmeden önce…

Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen tanıtım toplantısında; Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, AK Parti Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, Turizm Tanıtma Birliği ve Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’ın yanı sıra STK ve dernek temsilcileri, gastronomi profesyonelleri, şefler ve çok sayıda basın mensubunu gördük.

Temanın “Fetheden Lezzetler” olarak belirlenmesi bence çok yerinde bir karar olmuş.

Ancak…

Burada bir parantez açmak gerekiyor.

Bursa’nın mutfağı konusunda yıllardır aynı şeyi konuşuyoruz.

“Döner kebabımız var, İnegöl köftemiz var, kestane şekerimiz var, Mustafakemalpaşa tatlımız var, Gedelek turşumuz var…”

Daha bir çok lezzetimiz var.

Ama mesele bunları saymak değil.

Mesele, bunları marka haline getirebilmek.

İşte Bursa’nın asıl sınavı burada başlıyor.

Mutfağımız var, peki hikâyemiz nerede?

Bir şehrin gastronomisi yalnızca yemek listesinden ibaret değildir.

O yemeğin üreticisi, tarlası, geçmişi ve tarifi vardır.

Daha da önemlisi aileden aileye aktarılan bir hikâyesi var bu lezzetlerin.

Bunun için Türkiye’nin en şanslı şehirlerinden biriyiz.

Keles kirazından Bursa şeftalisine, Yenişehir biberinden Karacabey soğanına, Gemlik zeytininden Gedelek turşusuna kadar elimizde ciddi bir hazine bulunuyor.

Bu hazineyi yıllardır gerektiği kadar değerlendirebildiğimiz söylenemez.

Bursa döner kebabını İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de hatta dünyanın farklı kentlerinde daha güçlü bir marka olarak görmemiz gerekmez mi?

İnegöl köftesi zaten kendi başına bir marka.

Kestane şekeri deseniz Bursa ile özdeşleşmiş durumda.

Peki neden bu değerlerin uluslararası gastronomi arenasındaki karşılığı hâlâ istediğimiz noktada değil?

Bence festivalin en önemli sorusu da bu.

Bundan dolayı de festival üç gün, hedef daha uzun olmalı…

Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı programa baktığınızda oldukça kapsamlı bir organizasyon görüyoruz.

165 stant…

10 ülkeden 12 kardeş şehir…

Ünlü şefler…

Yarışmalar…

Master classlar…

Konserler…

Çocuk etkinlikleri…

Deneyimsel Osmanlı mutfağı…

Bunların hepsi güzel.

Ama benim bu tür organizasyonlarda hep merak ettiğim bir şey var…

Festival bittikten sonra ne olacak?

18-19-20 Eylül’de Merinos Parkı dolup taşabilir.

İnsanlar yemekleri tadabilir, fotoğraf çekebilir, şefleri dinleyebilir, konserleri izleyebilir.

Sonra 21 Eylül gelir. Standlar sökülür.

Merinos Parkı eski haline döner.

Peki Bursa’nın gastronomisi?

İşte asıl mesele burada.

Festivalin başarısı, üç günde kaç kişinin geldiğiyle değil; festivalden sonra Bursa’nın gastronomi markalarının ne kadar büyüdüğüyle ölçülmeli.

Burada şunu çok net kabul etmeliyiz ki…

Kadın kooperatifleri işin en değerli tarafı

Programda benim özellikle önemsediğim başlıklardan biri kadın kooperatiflerinin festivalde yer alacak olması.

Çünkü gastronomi sadece büyük restoranlardan ve ünlü şeflerden ibaret değil.

Köyünde reçel yapan kadın da bu hikâyenin parçası.

Evinde tarhana üreten kadın da…

Yöresel ürünü yaşatmaya çalışan küçük üretici de…

Bunların emeğini görünür hale getirebilirsek, festivalin gerçek anlamda bir yerel kalkınma projesine dönüşmesi mümkün.

Yoksa sadece “ünlü şefler geldi, yemek yaptı” seviyesinde kalırsak çok fazla yol alamayız.

Bursa’da tarladaki üretici ile şehirdeki tüketiciyi aynı sofrada buluşturmak gerekir.

Gastronomi turizmi Bursa için ciddi bir fırsat

Lansman toplantısında gerek Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba ve Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’ın da özellikle vurguladığı bir şey vardı.

Dünyada insanlar artık sadece tarihi yerleri görmek için seyahat etmiyor.

Bir şehrin ne yediğini, ne içtiğini, ne ürettiğini de merak ediyor.

Bursa’nın burada çok ciddi bir avantajı var.

Osmanlı saray mutfağının mirası…

İpek Yolu geçmişi…

Farklı göçlerin oluşturduğu kültürel zenginlik…

Ve bütün bunların üzerine kurulmuş güçlü bir mutfak.

Daha ne olsun?

Aslında Bursa’nın gastronomi turizmi için elinde gereken bütün malzeme var.

Eksik olan şey, biraz daha güçlü bir tanıtım ve sürdürülebilir bir strateji.

Bu nedenle festival kapsamında tanıtılacak 2035 Bursa Gastronomi Vizyon Belgesi önemli.

Çünkü vizyon belgesi dediğimiz şey, güzel cümlelerin sıralandığı bir dosya olarak kalmamalı.

Hedef koymalı.

Kim ne yapacak, ne zaman yapacak, hangi ürün hangi pazara açılacak, Bursa’nın gastronomi markaları nasıl büyütülecek?

Bunların cevabını vermeli.

Bize düşen…

Bursa, gastronomisini sadece “bizim meşhur yemeklerimiz” diyerek anlatmak yerine, bir dünya markası olma iddiasıyla ortaya koysun.

Çünkü Bursa’nın mutfağı bunu hak ediyor.

700 yıl önce bu şehir tarih yazdı.

Belki şimdi sıra sofralarda yeni bir hikâye yazmaya geldi.

Fetih bu kez surlarda değil, tabaklarda gerçekleşsin.

SAĞLIKLA KALIN!

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.